Yönetmen Ahu Öztürk, ilk uzun metraj filmi Toz Bezi’nde iki gündelikçi kadın Hatun ve Nesrin’in hikâyesini anlatıyor. 66’ncı Berlin Film Festivali’ndeki Forum Bölümü’ne seçilen ve aynı zamanda 35’inci İstanbul Film Festivali’nde yarışan Toz Bezi, salt sınıfsal değil, etnik bir hikâyenin de gündelik yaşama sirayet ettiği yerlere odaklanıyor. Evlere temizliğe giden bu iki kadının yaşamlarını anlatırken özellikle sade bir düzlem çizen Ahu Öztürk, büyük laflar etmeden, minimal bir hikâyenin zeminine Türkiye’nin karmaşık toplumsal yapısını yansıtıyor. Göze batırmadan ama iz bırakarak…


Toplumsal eşitsizlik, Kürt sorunu

Kocası evi terk eden Nesrin (Asiye Dinçsoy) kızı Asmin’le temizliğe giderek evin geçimini sağlamaya çalışır. Nesrin’in komşusu Hatun da tıpkı onun gibi (Nazan Kesal) fakat ondan daha deneyimli bir gündelikçidir. Nesrin, kocasının gitmesiyle çaresizlik içinde kalırken Hatun’un ise tek hayali gündeliğe gittiği Moda’dan bir ev satın almaktır. Bu düzlemde ilerleyen film; gündelikçi bu iki kadının evlerini temizlediği diğer kadınlarla kurdukları ilişkileri, silik karakterler olarak çizilse de kocalarıyla yaşadıklarını ve geleceğe dair hayal ettikleri umudun çatısı altında toplanıyor. Kendini “akıllı” olarak addeden Hatun, sınıf atlama hayali kurarken, Nesrin kocasının gelip gelmeyeceği ikileminde belirsiz ve güvence”siz bir geleceğin sıkıntısını çekiyor.


Bu sancıların etrafında şekillenen hayat ise sınıfsal farkı, toplumsal eşitsizliği ve Türkiye’nin şu an çözülemeyen sorunlarından biri olan Kürt meselesini gün yüzüne çıkarıyor. Film iki gündelikçinin yaşamına bakarken, özellikle 90’lardaki köy yakmalarının ardından kente göç etmek zorunda kalan ve burada yaşayan Kürt kadınlarının hayatından da bir kesit sunuyor. Ahu Öztürk, Kürt illerinde yaşanan şiddetin, asimilasyonun ve inkârın kente yansımasını Hatun’a yöneltilen bir cümleyle özetliyor: “Tıpkı Çerkeslere benziyorsun”…


Erkeler de Kent de Silik…

Yönetmen, iki kadının hayatındaki erkekleri olabildiğince silikleştiriyor. Hatta Nesrin’in kocası Cefo’yu hiç görmüyoruz, daha çok Hatun’un kocası Şero’yu o da sınırlı bir şekilde görüyoruz. Öztürk’ün silikleştirdiği bir başka kavram ise kent. Nesrin ve Hatun’un ev ve yine bir ev olan iş yerleri arasında gidip gelen film, şehrin karmaşasını iki farklı toplumsal yapıya ait mekânlar arasında bir gerilim unsuru şeklinde kullanıyor. Maltepe Gülsuyu ile Kadıköy Moda arasında geçen yolculuklar, koşturmaca, trafik ve karmaşa şeklinde yansıyor beyazperdeye. İki kadın için kent, iş ve ev arasında geçiş yolu olmaktan başka bir anlam taşımıyor, sadece akıp gidiyor... 


“Patron” ama değil, “kızkardeş” gibi ama değil 

Toz Bezi, Emine Emel Balcı’nın filmi Nefesim Kesilene Kadar ile ortak bir duygu yakalıyor. Sadece karakterlerin kadın olmasından kaynaklı değil. Sınıfsal bazı çelişkileri de içinde barındıran yönleriyle karakterler gerçekçi şekilde çiziliyor. Sınıf dayanışmasından ziyade yer yer aynı toplumsal sınıftaki kişilerin çekişmelerine ve hırslarına da yer veriyor film. Bu hem karakterlerin hem de toplumsal ilişkilerin geçirgenliğine dair ayakları yere basan bir tablo oluşturuyor iki filmde de. Tıpkı Fransız yönetmenler Dardenne Kardeşlerin filmi İki Gün, Bir Gece/Deux Jours, Une Nuit’de olduğu gibi.

Fakat filmin asıl fokusladığı yer ise yeniden üretim sayılmayan ev temizliğinin, kayıt dışı ve güvencesiz bu yaşamın; “patron” ama değil, “kızkardeş” gibi ama değil diğer kadınlarla olan “sınıf” ilişkileri oluyor. Aksu Bora’nın Kadınların Sınıfı adlı kitabında altını çizdiği gibi: “Kadınlık, erkeklikten olduğu kadar, başka kadınlıklardan da farklılıkla çizilir. Kadınlararası farklılıklar, tıpkı diğer farklılıklar gibi, eşitsizlik ve iktidar ilişkilerini barındırır, bunlara işaret eder. Yani hiçbir farklılık bir iktidar dolayımından geçmeden var olamaz.*” 

*Aksu Bora/Kadınların Sınıfı/ İletişim Yayınları



Suzan Demir