Kadınlara yönelik ayrımcı politikalar, demokratik yapısı ve gelişmişliği ile ismine sık sık rastladığımız İsviçre’nin önemli gündem konuları arasında.
Geçtiğimiz hafta sonu 20 bin kadın, “Eşit işe eşit ücret”, “Cinsiyet ayrımcılığına son” talebiyle İsviçre’nin başkenti Bern’de büyük bir yürüyüş ve mitingde buluştu.
Demokrasi ve temel insan haklarının her şart altında korunmaya çalışıldığı ve bu yönleriyle dünyanın birçok yerine model olarak gösterilse de soğuk ve bir o kadar da sessizliğine alıştığımız İsviçre’de, bu tür eylemlerin yapılması insanları heyecanlandırmıyor desek yalan söylemiş oluruz.
Peki, kapitalizmi iliklerimize kadar yaşadığımız, insanların adeta robot gibi iş ve ev ikilimin de dönüp durduğu, nüfusunun büyük bir çoğunluğunun nasıl ve kimler tarafından bile yönetildiğini bilmeye ihtiyaç duymadığı ama dünyaya model olarak gösterilen bu ülkede ne oldu da 20 bin kadın sokaklara indi.
Her renkten ve her dilden 20 bin kadını Bern’de bir araya getiren, İsviçre hükümetinin kadın ve erkek arasındaki eşitsiz uygulamaları ve son dönemde kadınlara yönelik artan şiddet ve taciz olaylarıydı.
Bir günlüğüne de olsa İsviçre’nin sessizliğini yırtan kadınların çığlığı, adeta İsviçre hükümetine karşı güçlü bir uyarıydı. 20 bin kadının meydanlara inmesi, ne kadar İsviçreli sendikalar ve siyasi partilerin başarısına mal edilmeye çalışılsa da, asıl gerçek olan; kadınların uzun yıllardan beridir ülkede karşı karşıya kaldığı eşitsiz koşullardı.
İsviçre ne kadar demokratik ve özgürlükçü bir yapıya sahip olsa da, bu durum ülkede yaşayan kadınlar açısından hiçte öyle değil. Öyle ki; uzun mücadeleler sonucunda 1971 yılından itibaren seçme ve seçilme hakkını elde eden İsviçreli kadınlar, birçok alanda erkeklerle eşit haklara sahip olmak için günümüze kadar bir mücadele içerisinde oldular.
Ülkenin gelişmişlik ve demokrasi düzeyinin yüksekliği, kadınlara uygulanan ayrımcı politikaları kimi zaman görmez kılsa da, ülkenin bugün ki en büyük sorunlarının başında, kadınlara yönelik uygulanan ayrımcı politikalar geliyor.
Kadın ve erkek, İsviçre anayasasında ne kadar eşit olarak görülüp öyle kabul edilse de, pratik alanda kadınlar açıktan bir ayrımcılıkla karşı karşıya olduğu gibi kadın olmanın vereceği bir çok haktan da mahrum bırakılıyor. Kadınlara yönelik uygulanan ayrımcılığın başını da 20 bin kadını geçtiğimiz günlerde sokağa döken, kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği çekiyor.
İsviçre’deki kadınlar, erkeklerle aynı şartlarda aynı işi yapmasına rağmen erkeklere göre yaklaşık yüzde 10 daha az kazanıyor.
Kadın ve erkek anayasada ne kadar eşit olarak görülse de pratik yaşamda bu durum karşılık bulmuyor. Bu durumun kamusal alanda karşılık bulmamasının en büyük nedenlerinden birisi de İsviçre Hükümetinin konuya ciddi yaklaşmaması.
Daha önce “eşit değerde ise eşit ücret” düzenlemeleri ne kadar hükümetin gündemine getirilse de hükümetin bu konudaki kadınlara dönük olumsuz tutumu ve yetersiz çalışmaları, ayrımcılığın hala devam etmesinde önemli rol oynuyor.
Önümüzdeki dönemde tekrardan parlamentonun gündemine getirilecek olan bu konu öncesi ülkedeki kadınlar ortaya koydukları güçlü bir eylemle yetkilileri ciddi bir şekilde uyardı.
Alanlara çıkan 20 bin kadının tek talebi “eşit işe eşit ücret” değildi, kadınlar aynı zamanda ülkede kadına yönelik artan şiddet ve taciz olaylarını da protesto etti. Ülkedeki yanlış politikaların, eril zihniyeti kutsadığına ve cesaretlendirdiğine dikkat çeken kadın örgütleri, kadına yönelik her türlü uygulamaya karşı dayanışmanın ve mücadelenin şart olduğunun mesajını verdiler.
Kadınların, İsviçre hükümetini uyarmak amacıyla ortaya koyduğu güçlü eylemin yankıları ülkede hala devam ederken, demokrasisi ile övünen İsviçre’nin kendi içindeki önemli bu soruna yaklaşımının ne olacağını ise önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Serkan.Demirel@etu.unige.ch Kadınsız eşitlik, isyan ettirdi!
Kadınlara yönelik ayrımcı politikalar, demokratik yapısı ve gelişmişliği ile ismine sık sık rastladığımız İsviçre’nin önemli gündem konuları arasında.
Geçtiğimiz hafta sonu 20 bin kadın, “Eşit işe eşit ücret”, “Cinsiyet ayrımcılığına son” talebiyle İsviçre’nin başkenti Bern’de büyük bir yürüyüş ve mitingde buluştu.
Demokrasi ve temel insan haklarının her şart altında korunmaya çalışıldığı ve bu yönleriyle dünyanın birçok yerine model olarak gösterilse de soğuk ve bir o kadar da sessizliğine alıştığımız İsviçre’de, bu tür eylemlerin yapılması insanları heyecanlandırmıyor desek yalan söylemiş oluruz.
Peki, kapitalizmi iliklerimize kadar yaşadığımız, insanların adeta robot gibi iş ve ev ikilimin de dönüp durduğu, nüfusunun büyük bir çoğunluğunun nasıl ve kimler tarafından bile yönetildiğini bilmeye ihtiyaç duymadığı ama dünyaya model olarak gösterilen bu ülkede ne oldu da 20 bin kadın sokaklara indi.
Her renkten ve her dilden 20 bin kadını Bern’de bir araya getiren, İsviçre hükümetinin kadın ve erkek arasındaki eşitsiz uygulamaları ve son dönemde kadınlara yönelik artan şiddet ve taciz olaylarıydı.
Bir günlüğüne de olsa İsviçre’nin sessizliğini yırtan kadınların çığlığı, adeta İsviçre hükümetine karşı güçlü bir uyarıydı. 20 bin kadının meydanlara inmesi, ne kadar İsviçreli sendikalar ve siyasi partilerin başarısına mal edilmeye çalışılsa da, asıl gerçek olan; kadınların uzun yıllardan beridir ülkede karşı karşıya kaldığı eşitsiz koşullardı.
İsviçre ne kadar demokratik ve özgürlükçü bir yapıya sahip olsa da, bu durum ülkede yaşayan kadınlar açısından hiçte öyle değil. Öyle ki; uzun mücadeleler sonucunda 1971 yılından itibaren seçme ve seçilme hakkını elde eden İsviçreli kadınlar, birçok alanda erkeklerle eşit haklara sahip olmak için günümüze kadar bir mücadele içerisinde oldular.
Ülkenin gelişmişlik ve demokrasi düzeyinin yüksekliği, kadınlara uygulanan ayrımcı politikaları kimi zaman görmez kılsa da, ülkenin bugün ki en büyük sorunlarının başında, kadınlara yönelik uygulanan ayrımcı politikalar geliyor.
Kadın ve erkek, İsviçre anayasasında ne kadar eşit olarak görülüp öyle kabul edilse de, pratik alanda kadınlar açıktan bir ayrımcılıkla karşı karşıya olduğu gibi kadın olmanın vereceği bir çok haktan da mahrum bırakılıyor. Kadınlara yönelik uygulanan ayrımcılığın başını da 20 bin kadını geçtiğimiz günlerde sokağa döken, kadın ve erkek arasındaki ücret eşitsizliği çekiyor.
İsviçre’deki kadınlar, erkeklerle aynı şartlarda aynı işi yapmasına rağmen erkeklere göre yaklaşık yüzde 10 daha az kazanıyor.
Kadın ve erkek anayasada ne kadar eşit olarak görülse de pratik yaşamda bu durum karşılık bulmuyor. Bu durumun kamusal alanda karşılık bulmamasının en büyük nedenlerinden birisi de İsviçre Hükümetinin konuya ciddi yaklaşmaması.
Daha önce “eşit değerde ise eşit ücret” düzenlemeleri ne kadar hükümetin gündemine getirilse de hükümetin bu konudaki kadınlara dönük olumsuz tutumu ve yetersiz çalışmaları, ayrımcılığın hala devam etmesinde önemli rol oynuyor.
Önümüzdeki dönemde tekrardan parlamentonun gündemine getirilecek olan bu konu öncesi ülkedeki kadınlar ortaya koydukları güçlü bir eylemle yetkilileri ciddi bir şekilde uyardı.
Alanlara çıkan 20 bin kadının tek talebi “eşit işe eşit ücret” değildi, kadınlar aynı zamanda ülkede kadına yönelik artan şiddet ve taciz olaylarını da protesto etti. Ülkedeki yanlış politikaların, eril zihniyeti kutsadığına ve cesaretlendirdiğine dikkat çeken kadın örgütleri, kadına yönelik her türlü uygulamaya karşı dayanışmanın ve mücadelenin şart olduğunun mesajını verdiler.
Kadınların, İsviçre hükümetini uyarmak amacıyla ortaya koyduğu güçlü eylemin yankıları ülkede hala devam ederken, demokrasisi ile övünen İsviçre’nin kendi içindeki önemli bu soruna yaklaşımının ne olacağını ise önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Serkan.Demirel@etu.unige.ch