Bu işkence hanenin ününü bilmeyen, orada yaşananları duymayan bir sağır sultan kalmış olmalı o da okuması yazması yoksa. Ama bu iddiaların ve hatta devlet itirafçılarının açıklamalarının devleti yıpratmak için uydurulduğu savunmasını, yine kafatasları çökertti.
Silopi Görümlü Jandarma Taburu bahçesinde ve Güçlükonak Jandarma Tabur Komutanlığı yanındaki boş arazide de yapılıyor kazılar. Üç kişiye ait kemikler bulundu, üzerlerindeki elbiselerle birlikte. Bir kadın 20 yıl önce kaybedilen kocasını şalvarından tanıdı…
Gözaltına alınan insanların öldürüldükten sonra, cinayeti gizlemek gayesi ile toplu ya da tek tek ama gizlice gömüldükleri yerlerde yapılan kazılarda ortaya çıkanlar, suçluların insanlıklarını buralara gelmeden kaybetmiş olduklarına şüphe bırakmıyor. 22-23 Kasım 2011 yılında Mardin Derik’te ısrarlı çabalarla açtırılan bir toplu mezar kazısından çıkan gerçekler kabus gibi. Birinin öldürülmeden önce bacağı ve kolu kırılmış, diğerinin kafası geçirilen siyah poşetin içinde halen, ötesindekinin yanında kendisini öldüren deforme olmuş mermi çekirdeği…
12-13 Ağustos 2011 tarihinde Dersim Çemişkezek’te yapılan toplu mezar kazısı sırasında mezardan çıkanlar da aynı kabusun parçası. Kafası, kolu, bacağı olmayan, gözleri oyulmuş insanlar çıktı oradan da…
İHD verilerine göre, 2011 yılı itibari ile 20 ilde, yapılan çalışmalarda 253 toplu mezar tespit edildi ve bu toplu mezarlarda 3 bin 248 kişi yatıyor. Halen açılmış 26 toplu mezardan ise 171 kişinin kemiklerine ulaşıldı.
Bu verilere ulaşılması da, toplu mezarlara ilişkin gerçeklerin ortaya çıkarılması da uzun ve bedeli ağır çalışmaları gerektirdi. Bu yüzden kayıp yakınları, İnsan Hakları Derneği yöneticileri, Kürt siyasetçiler ölümü göze aldılar. Buna rağmen birçok iktidar yanlısı medyada bu gün Kürt siyasetçilerin ve özellikle BDP’nin toplu mezarlarla ilgilenmedikleri, zira siyasi olarak AKP’nin hanesine artı olarak yazılacak bu çalışmalardan kaçtıkları safsatası ile akıllar karıştırılmaya çalışılıyor.
Fikir, nasıl siyasal rant elde ederim olunca zikir de bu derece aşağılık olabiliyor demek ki. Oysa bu gün açmak zorunda kaldıkları toplu mezarlarla ilgili yapılan başvurulara AKP hükümeti tarafından hem savcılıklar hem de TBMM çalışmaları sırasında hep olumsuz yanıt verildiğini ve AKP iktidarının statükocu, karanlık devlet geleneğine bağlılığını ispat için devletin işlediği suçlara perde olduğunu biliyoruz.
Medyayı kontrolü altına alan iktidarın gerçekleri gizleme, muhalif sesleri ve talepleri özgür basını susturarak boğma uğraşına yakından aşinayız. Yıllardır kapatarak, yayınını durdurarak, binasını bombalayarak, çalışanlarını öldürerek, tutuklayarak başaramadığını Roj Tv’nin yayınını engelleyerek başarmaya çalışıyor şimdi de. Ancak bırakın televizyonları, radyoyu, gazeteleri toprak bile susmuyor artık, Amed’den, Silopi’den, Güçlükonak’tan diyor ki; gerçekler gizli kalmaz, kalamaz, aksi beyhude çaba.
Şimdi imtihan zamanı. Roboskî katliamında 34 insanın vahşice katledilmesine seyirci kalanlar için insanlık sınavında telafi imtihanı. İnsanlığımızdan ne kalmış merakıyla, bu kafataslarının devletin yalanlarını yerle bir etmesini, akılları, vicdanları kanatmasını, insana aykırı her şeye karşı isyan başlatmasını bekliyorum, Roboskî’nin ardından beklediğim gibi.