- Cevaplanmamış sorularımız, bulunamamış mezarlarımız var. Bu yüzden Kürtlerin hafızasında cenazelerin, mezarlıkların ve taziyelerin neden bu kadar önemli olduğunu anlamak güç değil.
UMUT YILMAZ
Pîltan kokan evlerin odalarında yasın ve çığlıkların adı vardı bu Ağustos'ta. PKK, 2015-2026 yılları arasında yaşamını yitiren gerillaların isimlerini açıkladı. 'Çerçeve yasa' gündemiyle çocuklarının dönüş haberini bekleyen ailelerin bir kısmı, çocuklarının acı haberini aldı. Birçok kentte taziyeler kuruldu. Münferit hadiseler dışında devlet taziyelere müdahale etmedi.
Yıllarca çocuklarının yolunu gözleyen anneler, taziye evlerinin kapısında başsağlığı dileklerini kabul ediyordu. Barışın konuşulduğu, silahların susmasına dair umutların büyüdüğü günlerde, yıllar öncesinden gelen ölüm haberleriyle yüzleşmek ağır bir çelişkiydi. Bir yanda kavuşma ihtimaliyle yaşayan aileler, diğer yanda artık dönmeyecek olanların isimleri… Kürt meselesinin bir asırlık tarihi, belki de en çok bu evlerde, bekleyiş ile yasın birbirine karıştığı anlarda hissediliyordu. Bunca acının ardından barışın imkanları tartışılırken, bu insanların yaslarını nasıl yaşayacakları da Türkiye’nin geçmişiyle kuracağı ilişkinin bir sınavına dönüşüyordu. Ancak norm dışı güçlerin sözcülüğünü üstlenen bazı kesimler, acının yaşandığı taziyelere bile tahammül edemedi. Taziyeler üzerinden süreci bitirmekle tehdit edenler mi dersiniz, Kürt siyasetine sınır çizmeye çalışanlar mı? Türkiye’de bir şeylerin değişeceğine olan inancın barometresi olmasını umduğumuz bu süreç, neredeyse en çok taziyeler meselesinde zorlandı.
Mezarı nerede?
Aslında cenazenin, taziyenin, mezarlığın kendilerinden daha ağır anlamları var. Başlı başına bir hafızadır, bu mefhumlar. Yeni gelenlere, geldikleri günlerin nasıl inşa edildiğini anlatırlar. Bu sebepledir ki egemenler bu hafızanın hatırlanmasını istemez. Ondan değil midir Şêx Seîd’in mezar yerinin bile bilinmeyişi?
Şêx Seîd, 1925'te Amed'de idam edildi. Aradan 101 yıl geçti. İdama götüren tarihsel koşullar üzerine sayısız kitap yazıldı, tartışmalar yürütüldü fakat bütün bu zaman boyunca kamuoyunun sorduğu en yalın sorulardan biri cevapsız kaldı: Mezarı nerede? Bir asır boyunca bir mezarın yerini bilmeden yaşamak ne demektir?
Gizlenerek silinemez
Elazığ’da 1937'de idam edilen Seyid Rıza’nın ardından da benzer bir bilinmezlik kaldı. Dêrsim’in hafızasında 1937 ve 1938 yılları, kuşaktan kuşağa aktarılan kayıpların, sürgünlerin ve anlatıların içinde yaşamaya devam etti. Seyid Rıza’nın mezarının nerede olduğu bugün de bilinmiyor. Bir insanın öldürülmesiyle onun hatırasının ortadan kalkacağı düşünülebilir. Oysa böyle tarihsel bir karakterin mezarının gizlenmesiyle hafızalardan silinmesi mümkün mü? Seyid Rıza’nın adı, Kürtlerin mücadele hafızasında yaşamayı sürdürdü.
Ziyaret edilemiyor
Bu tarih, yakın dönemde başka olaylarla devam etti. 2014'te Licê’de Mahsum Korkmaz adına yapılan anıt mezar yıkıldı. 2015'te Varto’nun Kolan bölgesindeki İsmail Ronahi Mezarlığı askeri operasyon sırasında tahrip edildi. 2017'de Bedlîs’in Xerzan bölgesindeki Garzan Mezarlığı’nda yüzlerce mezar açıldı ve çıkarılan cenaze kalıntıları İstanbul’a götürüldü. Şêx Seîd ve Seyid Rıza’nın mezar yerleri bilinmezken, bu kez ailelerin yerini bildiği, ziyaret ettiği mezarlıklar müdahalelerin konusu oldu. Aradan geçen 90 yılı aşkın zaman içinde değişen yöntemler, ölülerin ardından sürdürülen hafıza tartışmasını sona erdirmedi.
Ölümden sonra
Kamerunlu düşünür Achille Mbembe, “nekropolitika” kavramıyla egemenliğin yaşam ve ölüm üzerindeki iktidarını tartışır. Kimin yaşayacağına, kimin ölüme maruz bırakılacağına karar verme gücü, onun düşüncesinde modern iktidarın en sert yüzlerinden biridir. Peki insan öldükten sonra bu iktidar ilişkisi sona erer mi? Kürtlerin yakın ve uzak tarihinde yaşananlar, bu soruyu ölü bedenler ve mezarlıklar üzerinden yeniden düşünmemize neden oluyor.
Toplumun hafızasında
Ölüm, insanın hayatını sona erdirir ama onun toplumsal varlığını ortadan kaldırmaz. Hele ki yaşamı halkın tarihsel mücadelesiyle iç içe geçmiş insanların ölümleri, geride kalanlar için başka anlamlar da taşır. Onların isimleri anlatılmaya, hikayeleri aktarılmaya devam eder. Mezarları ziyaret edilir, ölüm yıl dönümlerinde anılırlar. Böylece devletin yaşamları boyunca karşı karşıya geldiği insanlar, ölümlerinden sonra da toplumun hafızasında varlıklarını sürdürürler. Mezarların ve anma mekanlarının siyasi müdahalelerin konusu haline gelmesi, bu hafızanın kamusal alandaki varlığıyla yakından ilişkilidir.
Arayış bitmedi
Ölülerin ardından sürdürülen bu mücadele, dünyanın başka coğrafyalarında da karşımıza çıkıyor. Arjantin’de 1976-1983 yılları arasındaki askeri diktatörlük döneminde binlerce insan zorla kaybedildi. Buenos Aires’teki Plaza de Mayo Meydanı’nda toplanan anneler, yıllarca çocuklarının akıbetini sordu. Ellerinde fotoğraflar, başlarında beyaz örtülerle çıktıkları meydanda aynı soruyu tekrar ettiler: Çocuklarımız nerede? Diktatörlük sona erdiğinde de bu arayış bitmedi. Yıllar sonra bulunan toplu mezarlar, kimliği belirlenen cenazeler ve açılan davalar, kayıpların ardından sürdürülen mücadelenin başka aşamaları oldu. Anneler yaşlandı, bir kısmı çocuklarının akıbetini öğrenemeden hayatını kaybetti fakat yıllarca sordukları soru, Arjantin’in geçmişiyle yüzleşmesinde belirleyici bir yer edindi.
Gelecek kuşaklara
Bosna’da ise 1995'te Srebrenitsa’da yaşanan soykırımın ardından binlerce insanın cenazesi toplu mezarlara gömüldü. Bazı cenazelerin kalıntıları sonradan başka mezarlara taşındığı için aynı insana ait kemikler farklı yerlerde bulundu. Yıllar boyunca süren kimliklendirme çalışmalarında anneler, eşler ve çocuklar yakınlarının cenazelerine kavuşmayı bekledi. Kimi aileler, sevdiklerinden geriye kalan birkaç kemiği toprağa verebilmek için yıllarca beklemek zorunda kaldı. Srebrenitsa’daki Potoçari Anıt Mezarlığı’nda bugün yan yana uzanan mezar taşları, o insanların isimlerini ve yaşadıklarını gelecek kuşaklara taşıyor.
Bitmeyen arayış
İspanya’da Franco diktatörlüğü döneminde öldürülen ve toplu mezarlara gömülen on binlerce insanın akıbeti de uzun yıllar boyunca belirsiz kaldı. Diktatörlüğün sona ermesinden onlarca yıl sonra aileler, büyüklerinin kemiklerini bulabilmek için mezarların açılmasını talep etti. Bazıları hiç tanımadığı dedesinin kalıntılarını aradı. Bir zamanlar konuşulması dahi güç olan ölümler, torunların yürüttüğü çalışmalarla yeniden ülkenin gündemine taşındı.
Arjantin’de annelerin, Bosna’da savaşta yakınlarını kaybedenlerin, İspanya’da torunların sürdürdüğü bu arayışlar, ölümün üzerinden geçen zamanın geride kalanların hakikat arayışını sona erdirmediğini gösterdi.
İnancı da pekiştirecek
Arjantin’den Bosna’ya, İspanya’dan Kürdistan’a uzanan bu hikayelerin ardından insanın aklı, yeniden Ağustos'ta kurulan taziye evlerine gidiyor. Bir asır önce idam edilen insanların mezarlarını arayanlarla bugün çocuklarının ölüm haberini alan aileler aynı coğrafyada yaşıyor. Aradan geçen onca zamana rağmen hâlâ cevaplanmamış sorularımız, bulunamamış mezarlarımız var. Bu yüzden Kürtlerin hafızasında cenazelerin, mezarlıkların ve taziyelerin neden bu kadar önemli bir yer tuttuğunu anlamak güç değil. Şimdi barışın konuşulduğu günlerde, bu hafızaya gösterilecek saygının Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne duyulan inancı da pekiştireceğine inanıyoruz.