Türkiye bir insan mezhabasına dönmüşken, 1 Kasım'da birileri 400 vekil hayalleri kurarken ve Suriye uluslararası güçlerin şovuna sahne olurken Şırnak'ın Cizre ilçesinde Cizre Halk Meclisi, 1 Ekim günü sessiz ama önemli bir çağrı yaptı: "Askere gitmeyin." 

28 Eylül 2015'te sessizce yapılan genel kurul toplantısında alınan "çocuklarımızı askere göndermeyeceğiz" kararı böylece start almış oluyordu. Bu karar neden önemli?

Bakur'da katmerli bir zorbalık ve sömürge rejimi var. Irkçı olduğu içindir ki Rojava'da ve Bakur'da ortaya çıkan Kürtlerin özgürlük ihtimalini yok etmek istiyor. Kimisi buna AKP devleti diyor, bu yanlış. Bugün bu devletin başında CHP de olsa farketmezdi. Aynı uygulama, aynı söz ve aynı zorbalık yapılırdı. 

Niye mi? Çünkü bu devlet ve onun zihniyeti ırkçı!

Kürtler ve devletin dışına itilenler bu ırkçılık illetini yok etmek için çaba gösteriyorlar. Ama bu köklü ve onu yok etmek öyle kolay değil. Çünkü ırkçılık her gün yeniden üretiliyor. Üretim merkezlerin başında kışla geliyor. Ve şimdi Kürtler çocuklarını kışlaya göndermeme kararı alıyorlar. Çağrının ve kararın ilk uygulama yeri Şırnak'ın Cizre ilçesi. 

Cizre Halk Meclisi özetle şunu söylüyor: "Halkımıza karşı ilan edilmiş topyekün bir savaşın varlığı, devletin bütün kurumlarının bu savaşa hizmet eden bir tutumda olduğu bütün çıplaklığıyla ortadayken, gençlerimizin bu kirli savaşa hizmet etmemesi gerektiği noktasından hareketle gençlerimizi askere gitmemeye, ailelerimizi de çocuklarını askere göndermemeye çağırıyoruz."

İnsan unutulurken ve ırkçılık zehri ile vicdan yok olurken Cizre'den vicdanın sesinin yükselmesi insan kalabilmek için bir umut ışığının hala var olduğunun işareti.

Eğer bu çağrı yerini bulur ve uygulamada yol alınırsa tarihi bir barışa vesile olabilir. Cizre Halk Meclisi'nin yaptığı çağrı savaşın insan kaynaklarının azaltılmasında rol oynayabilir. 

Bu Bakur'da halk meclisleri tarafından yapılmış bir ilk.

Tarihi bir karar.

Savaşın gidişatını değiştirebilir. 1990'lı yıllarda TC devleti batıdan genç erkekleri Bakur'da sürdürdüğü savaşın ön cephelerine sürüyordu. Bakur'da ise Kürtleri koruculaştırıyor ve böylece kardeşi kardeşe kırdırtıyordu. Devlet koruculuktan vazgeçmiş değil, hatta 5 bin kişilik yeni bir korucu kadrosu açmayı düşünüyor. Bugünün '90'lı yıllardan farkı şu: Devlet savaşın ön cephesine, sınır karakollarına ve Bakur'daki askeri kışlalara yoğun olarak Kürt askerler yerleştiriyor. Bu nedenle gerillalar ile yaşanan çatışmalarda birçok Kürt asker hayatını kaybediyor. Hem TSK'nın öldürdüğü gerillalar Kürt, hem gerillaların öldürdüğü askerler Kürt. Kardeşi kardeşe kırdırma uygulaması böylece başarıyla uygulanmış oluyor. Tarih tekerrür etmiş oluyor. 

Böylece Kürtler "devletten yana olanlar ve karşı olanlar" olarak ikiye bölünüyor. Böylece Kürtlerin özgürlük ve eşit yurttaşlık mücadeleleri zayıflatılmak isteniyor. 

Kürt kurumları ve halkı devletin Kürtleri bölme ve birbirine kırdırtma siyasetinin farkında. Bu farkındalık onları böylesi bir karara itti. 

Türkiye Vicdani Ret Derneği, Cizre Halk Meclisi’nin kararını desteklediğini açıkladı: "Hiçbir gencin canı, seçim oyunlarından ve buna bağlı savaş politikalarından değersiz değildir. Hiçbir halk kendisine zulüm eden, kentlerini haftalarca kuşatma altında tutarak her yaştan onlarca sivilin ölümüne yol açan bir militarist güce ve politikaya hizmet etmek zorunda değildir.

Türkiye’deki tüm toplumsal yapıları benzer kararlar almaya, zorunlu askerlik hizmetini reddetmeye çağırıyoruz. Savaşın insan kaynağını kurutmak hepimizin birlikte başarabileceği bir hedeftir."

Anadolu'nun savaş karşıtları ve vicdani redçileri Bakur'dan yükselen "askere gitmeyin" sesine daha çok omuz verecekler mi? Önemli bir soruda bu!

Kötülüğün çürümüşlüğüne özenmeyenler ve vicdanlarıyla nefes almaya devam etmek isteyenler Cizre Halk Meclisi'nin çağrısına kulak verseler bu Anadolu'da da büyüyebilir. Bu çağrıya katılanlar çoğalırsa Kötülüğün çürümüşlüğünde bakteri bile olamayacak olan ırkçılık ve militarist zihniyeti yok etmek mümkün. 

Bu saadet içinde bir Türkiye'nin kapısını aralayabilir. Palavralardan, ırkçılık ve savaş bıcağından azade bir yaşamı hep birlikte oluşturabilirler. 

Cizre Halk Meclisi'nin çağrısı ses getirmedi. Yine de aldıkları kararın önemi ve sonuçlarının farkındalar. Sahada uygulama hayat buldukça barış ve özgürlüğe daha çok yakınlaşacağız! 

Muktedirler bize barış ve özgürlüğü hediye etmezler. Barış ve özgürlüğü muktedirlerden çalmak ve almak zorundayız. Eğer onlardan beklersek ne özgür oluruz ne de barış mümkün olur! 

Kürt kadar Türk de, Alevi kadar Sünni de, Rum kadar Ermeni de ırkçılıktan ve savaştan çok çekti.

"Artık yeter!" diyorlar.

Peki "savaşın insan kaynaklarını kurutmak" mümkün olur mu? 

Neden olmasın! 

Artık barışın yolunu herkes biliyor.