İsviçre Gündemi


İsviçre ve Avrupa'nın birçok ülkesinde Afrika için onlarca kampanyaya, etkinliğe tanık oluruz. Afişleri bir deri bir kemik kalmış Afrikalılar süsler. İçimiz burkulur. Bu Avrupalılar ne kadar da insancıl deriz içimizden. Çok sayıda insan da bu kampanyaları sürdüren kuruluşlara üyedirler, düzenli yardımlarda bulunurlar.
Fakat Afrika ya da yoksul ülkeler gerçeği irdelendiğinde başka gerçeklerle karşılaşırsınız. Karşınıza Afrika’ya yardım eder gibi gözüken İsviçre ve Avrupa'nın, bu yoksulluk ve açlıkta asıl pay sahibi olduğu çıkar. O zaman sürdürülen kampanyaların bu sorumluluğu gizlemek için kullanıldığı, akıtılan gözyaşlarının ise sahte olduğunu görürsünüz.
Dünya istastikleri 800 milyon insanın mutlak yoksulluk içinde yaşadığını söylüyor. Kötü beslenme, okuma yazma bilmemek, hastalık, kirletilmiş çevre, bebeklerin ölüm oranının yüksekliği, yaşama dair dibe vuran umutsuzluklar… Bunun büyük çoğunluğunu Afrika ülkeleri oluşturur. Söz konusu ülkelerin yer altı zenginlikleri değerli, yer üstü insanları ise değersiz görülür. Yer altı zenginlikleri için milyarlar harcanır. Savaşlar bile göze alınır ama yer üstündeki insanları için kimsenin kılı kıpırdamaz. Üstelik bu ülkeler en değerli yer altı zenginliklerine rağmen iliklerine kadar borç batağındadır. Bu borçların 300 milyar Dolara ulaştığı belirtiliyor. Örneğin Afrika ülkelerinde borçların aslı ve faizinden gelen baskı o kadar fazladır ki bu ülkeler borçlarının faizini bile ödeyemiyor. Bu yüzden her geçen yıl biraz daha borç batağında batıyorlar. Bu ülkeler gayri safi milli hasılasının tümünü bile borçlarını ödemeye ayıracak olsa bile, yine borç yükünün altından kalkamıyor.
BM milenyum kalkınma hedeflerinde 2015 yılına kadar yoksulluğun yarı yarıya indirilmesi hedeflemişti, ama kalan bir yılda bu hedefin gerçekleşmesi zor gözüküyor. Zira hedef koyanlarda, Afrika'nın borçlu oldukları da aynı devletler. Bu ülkeler Batılı mali kurumlardan aldıkları kredilerle ABD ve Avrupalı devletlerin nüfuz ve egemenliği altında kalıyor. Üçüncü dünya ülkelerinin yoksul kalmasının en önemli diğer nedeni, bu ülkelerin paralarının Avrupalı ve Amerikalı bankalara yatırılıyor olmasıdır. Bu paranın sahipleri ise 3. dünya iktidarları, zenginler ve diktatörlerdir. Afrika kıtasının servetinin yüzde 40'ı kadarı yabancı bankalarda saklanıyor. Afrika sermayelerinin yabancı bankalara akışı, kamu ve özel sektörleride kalkınmayı imkansız kılıyor. Kıtanın sermayesi dışarıda saklanırken Afrika’ya sürekli Afrikalı olmayan ve ülkeyi yağmalayan dış sermaye giriyor.
Uluslararası Afrika kampanyalarının merkezi olan İsviçre’de Afrika sermeyesinin en büyük bölümü buradaki bankalara aktarılıyor. Araştırmalar, G 8 üyesi ülkelerden 32 firmanın demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde doğal kaynakları ve madenleri yağmalamakla meşgul olduğunu gösteriyor. Bu sadeci bir ülkeden bir örnek, diğer ülkeler de hesaba katılırsa, binlerce Avrupalı ve Amerikalı şirket aç Afrika'yı yağmalamakla meşgul. Konu bununla da sınırlı değil. Batı hem zenginlikleri hem de iyi beyinleri alıyor. Uluslararası göç örgütü Afrika kıtası ciddi derecede beyin göçü ile karşı karşıya olduğunu ve her yıl bu kıtadan 20 bin kadar uzmanın gelişmiş ülkelere göç ettiğini de duyururken, Afrika başta doktorlar olmlak üzere, her alanda kaliteli beyin sıkıntısıyla uğraşıyor. Afrika ülkeleri kendi uzman gücünün yerine yurt dışında yabancı uzman getirmek ve yüksek maaş ödemek zorunda kalıyor. Tahminlere göre Afrika ülkeleri her yıl yabancı uzmanlara 4 milyar Dolar ödüyor.
Özetle, yoksul ülkeleri yoksul bırakanlar, yardım kampanyalarının reklamlarına harcadıkları paralarla bile Afrika'yı doyurabilirler. Ama onlar Afrika'yı doyurmak yerine, reklam yapmayı yeğliyorlar.