Yerelden evrensele, evrenselden yerele doğru tehlike alarmı veren sorunlardan biri de kadının konumudur. Denilebilir ki; çevre, göç, sermaye, kalkınma, demokrasi, gelir düzeyi, yoksulluk ve    tekelleşen zenginlik tartışmalarıyla başa baş giden en çözümsüz nokta... Dünyanın en eski politik çelişkisi olarak da hep güncel.

Sosyal ve politik şartların toplumsal bölüşümü ve kimi toplumların ilerleme düzeyi esas alındığında, kadın sorununun öncelik ve tartışma   biçimi sıralama değiştirerek geniş çaplı örgütlenme ya da çözüm girişimlerini gevşetiyor. Bu açıdan sorun, dünyanın genelinde ortak ve etkin bir düşünsel zeminin bulunmayışı, egemenliğin bölüşüm talebi dışında hemen hemen her konuda dört kıtaya özgü ayrışmalar yaşamaktadır. Yani dışa karşı tek nedenle savaşan kadın sorunu, kendi içinde sayısız yöntem ve gerekçe ile yerele indikçe çetrefilli bir hal alıyor. Bugün kadınlar için bireysel ve   toplumsal alan, siyasal ve ekonomik alan karşısında korumasız. Hatta ekonomi ve politikanın   tekelci bir strateji uygulaması,   gerçek ve doğru tespitlerin yapılmasını giderek zorlaştırıyor.   Seçim sürecinde   HDP’nin kadın adaylar ve kadın özgürlüğüne dönük geleneksel pozitif tutumunu sürdürmesi, aynı zamanda Kürt Özgürlük Hareketi’nin ana başlığı olan kadın özgürlüğü tartışmalarını da   ileri konuma taşıdı. 

Türkiye’de bugün kadın sorunu konusunda üç ayrı politik zemin olduğunu söylemek,   ardından bunların motivasyon değerlerini karşılaştırmak, sanırım HDP endeksli yeni tartışmalar için de önemli bir durum. Zira HDP,    bir taşıyıcı olarak, özgür kadın geleneğinin kamusal alana en yakın gelen noktası olarak da yeni tartışmalarda merkez modunda. 


Üç politik zemin

Türkiye’de “modern dünyaya erişme” yolunda kadın sorunu açısından sahaya ilk çıkan güç Kemalist süreçtir. CHP odaklı  kadın hakları savunusu ve onun sosyo kültürel    serüveni… Kemalizm’in faşist ucunu “normalleştiren”, kadın sorunu ile kurduğu bu   statü   serüvenidir. Kadın sorununun CHP eliyle kamusal alana erken taşınması, Kemalizm’in ideolojik baskınlığını gizletip Kemalist devrimin toplumsal alana yayılmasını kolaylaştırmıştır. Zira ilk yıllarda   hem ideolojik katmanlarını oluşturmuş hem de toplumu reforme etme konusunda hızlı ve kısmen radikal dönüşüme imza atmıştır. Yani Kemalist devrimin kamusal alanı kadınlara laiklik ve eğitim eşitliği üzerinden açması ve kadınları oradan “ilgili kılmaya” çalışması, cumhuriyet metaforunun uzun soluklu gücü olmuştur. Özellikle batıda iş, emek    ve sosyal alana girişin eğitim üzerinden yakalanması ve kadının görünürde kamusal alanda çoğalması, kadın sorunu için sıçrama olmuştur. Ancak Kemalizm’in ordu ve onun politik angajmanları üzerinden yürümesi ve din devlet ilişkisinde kadını bir hamle elemanı olarak kullanması, kadın   sorununda yeni muhalif eğilimlerin ortaya çıkmasını da beraberinde getirmiştir.   Özellikle Orta Anadolu tutuculuğu   ve Kürdistan’daki sınırsız asimilasyon sıklaştıkça kadın sorununun toplumsal alanı gerilime sokması kaçınılmaz olmuştur. Zira bu iki bölgede de Kemalist sistemin ana muhalif güçleri hep direnişte kalmıştır. Orta Anadolu’da İslamcı kalıntılar, Kürdistan’da ise Kürtlerin varlık yokluk davası direkt Kemalizm’i hedef alarak onun herhangi bir icrasına fırsat vermediği gibi ters tepki yaratarak kadın hakları   mitosunun karakterini zayıflatmıştır.   Bu karakter zayıflığının sonucu olarak kadın sorunu; eşit, özgür, örgütlenen   ve demokratik vasıflarını bastırarak, hükümetlerin propaganda alanı halinde gelmiştir. Zaman içinde İslamcılara türban üzerinden, Kürtlere askeriye üzerinden yüklenen Kemalizm, pek çok konu gibi   kadın hakları   efsanesini de kendi aleyhine dönüştürmüştür. Bu aleyhte durum cumhuriyetin iki asli muhalif gücü olan İslamcılarla, Kürtlerin talepleriyle beraber kriz halini alıp toplumsal   kırılmalarla yeni bir dönüşüm arayışına başlamıştır. 


Kemalist hakimiyetin kırılması

İslamcı geleneğin vakıf, dernek ve parti tabanları içinde örgütlenmeye başlaması ve Kürt kadınının gelişen özgürlük mücadelesine yerinde ilgisi, Kemalist ideolojinin egemenlik alanlarını zamanla işlevsiz kılmıştır. İslamcı geleneğin daha çok kamusal alan etrafında biriktirmeye başladığı kadın hakları tezi, Kemalizm’in kamusal tekliğini sorgularken, Kürt kadınlarının ulusal ve bireysel özgürlük girişimleri ise Kemalizm’in tüm bilişsel ve yapısal konumunu marjinalize etmiştir. Gerek coğrafi gerekse milliyetçi saiklerle Kemalizm’e yakın olan İslamcı geleneğin cemaatlere ve partiler aracılığıyla iktidara ulaşma denemeleri, aynı zamanda kendi kamu mantığını oluşturmasına fırsat vermiştir. Nihayetinde üniversitelerdeki türban eylemleri ve Merve Kavakçı üzerinden ilk çıkışlarını yapmış; AKP süreciyle beraber kadının yeri ve hakları konusunda asli kamusal paylarını belirlemiştir. 


Kemalizm, İslamcılığı besledi

Ancak Kemalizm’in baskıcı haline rağmen kadına vaat ettiği kamusal gerçeklik, İslamcıların zihinsel kırmızı çizgilerini aşacak düzeyde seyretmiştir. Keza AKP, kendi oluşum dünyasında oldukça geleneksel ve kadının sokağa çıkma durumuna bile şerh koyabilen sayısız kolektif formasyonlara sahip bir ataerkil teşkilatlanma olarak politize olmuştu. Yani AKP’nin politik çekiciliği, zaten kadının yaşam değerinin düşürülmemesi ve toplumsal görünürlüğünün azaltılması üzerine bina edilmiştir. Nihayetinde 12 yılın tamamında resmi gayri resmi her planlamada kadının durumu ön plana alınmış ve ana hedef olarak kamusal ve toplumsal alanın boşaltılmasına karar verilmiştir. Özellikle eğitim, istihdam, medya ve sanat dünyasında kısmen güç olan kadınların bertaraf edilmesi bir operasyon olarak bilinçli şekilde kitlelere sunuldu. Kemalizm’in çatlaklarından kamusal alana giren İslamcıların işlerini de ne yazık ki buradan başlatacak akıl almaz olaylara imza attılar. Türbanın ilkokula indirilmesi, kürtaj, doğum teşviki, artan kadın cinayetleri ve kadının sokağa inişini namahrem sayan sayısız girişim, aynı zamanda kadın sorununun İslamcı gelenek elinde de güçsüzleşmesine yol açmıştır. Bugün İslamcı kesimden kamusal alanda söz sahibi olan hiçbir kadının Kemalizm ya da demokrasi konusunda açıktan pozisyon alamayışı bile İslamcı geleneğin Kemalizm’in mirasına konduğundan öte bir anlama çıkmıyor. Keza Tuğçe Kazaz örneği, aslında nasıl bir sorgulama düzeyinin tahayyül edildiğinin bir diğer kanıtı olarak görülmelidir. Devşirme usulü  ile Kemalizm’de kadının durumunu tartışmaya açmak, İslamcı geleneğin kadın meselesine neler katabildiğinin bir diğer sonucu olarak okunabilir. Tam da bu ağır kronik kıvranma, üçüncü sosyolojik dalga olarak gelmeye başlayan Kürtler ve Kürt kadın mücadelesine, umut kapısı olma şansını getirmiştir. Kemalizm’in anti demokratik yaklaşımları ve İslamcıların ataerkil ve dini tasavvurları, kadın sorununu ağır bir bunalım içine sürüklerken özgür kadın geleneğinin siyasal alanı ısrarla eşitliğe zorlaması ve beraberinde toplum içindeki çoğulcu talepleri kendi düşünsel hareketlenmelerine yansıtması, son seçimlerle beraber en ciddi aşamaya gelmiştir. 

Bugün kadın sorunu, üçüncü kez kamusalın kapısına dayanıyor. Üstelik bu defa etnik ve politik bilinçleriyle temel egemenlik fragmanlarından çok farklı bir siyasal doku ile… Yani Kürt sorunun tarafı olarak devletin zorunlu ve zorlu rakipleri olarak… Çünkü Kürt sorunu ve Kürt Özgürlük Hareketi, cumhuriyetin tüm iktidar yöntemlerini ve yönetimlerinin muhalif ekseni olarak savaşla başlattığı süreci barışa, ardından da kendini irade olarak kabullendirebildiği bir konjonktüre ilerlemektedir. Zira Kürt sorunu sayısız başlıkta cumhuriyet hükümetlerini zorlamış, ihtiyaçlar çizelgesini hep değiştirmiştir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin dip dalgası olan kadın sorunu ise bu yanıyla Kemalizm’in eksiklerini, İslamcıların inkarcılıklarını teşhir etmiş ve bu iki gücün de asıl politik genlerini ifşa etmiştir. AKP, iktidara geldiği andan itibaren kadın sorununu özel ve genel tartışmalar içine çekerek hem kamusal alanda toplumun kadın haklarına bakış açısını karalamaya çalışmış hem de kadın sorununun demokratik ve evrensel çözüm hedeflerini tıkamaya   çalışmıştır. Öyle ki AKP, Kemalizm’den boşalttığı alanlarda ciddi demokratik, eşit ve kapsayıcı bir bilinç gücü   yaratmayı başaramamış ve Kürt kadınlarının özellikle siyasal alana uyguladıkları örgütlü güç gösterisinden kaygı duymuştur. 


AKP’nin Kürt kadını korkusu

AKP’nin kadın meselesini bu kadar dinsel açıdan moralize etmeye kalkışmasının altında kadının sorununun evrensel bir uğraş yeri olarak kamusal alanda kalma mücadelesinden kaçınma gayreti yatmaktadır. Kürt kadınının bireyler ve bağımsız aday profili üzerinde yokladığı kamusal alan girişimleri, hareketin politik hedefleri paralelinde giderek Türk siyasal yapısını demoralize etmiş ve çözüm süreci ile beraber de kolektif bir ideolojik dünya olarak toplumsal talep halini almıştır. Aslında AKP ve taklitçisi olduğu geleneksel yönetim tarzı,   hem Kürtlerin hem de Kürt kadınlarının kamusal alanda başat güç olarak sahneye çıkma gerçeğinden haylice ürkmüştür. Çözüm süresinde sayısız rotasyon girişimi, tam da devletin genelde Kürtleri ve özelde kadın sorununu en geniş tabanı ile ardında barındıran Kürt kadın hareketini kabullenememe kararsızlığından gelmektedir.   


Kürtler kamusal alana giriyor

İşte HDP’nin varlığı, bu aşamada her iki taraftaki örtülerin tamamen kalkmasına ve her iki gücün de son siyasi hikayelerini denemesine kapı aralamıştır. AKP ve tedarikçisi olduğu geleneksel tekçi devlet dünyası ile HDP ve mirasçısı olduğu Kürt Özgürlük Mücadelesi ve evrensel dünya bağlantıları… HDP’nin bilinen günlük politik taraflarının yanında en önemli özelliği, Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin ulusal kodunun yanı sıra demokratik dünya aklıyla açtığı önemli stratejik kulvardır. HDP’yi sadece Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin modern bir nesnesi saymak ve etkinliğini oradan anlamanın doğru olmadığını, sanırım AKP ve devletin seçim sonrası içine düştüğü şaşkınlıktan da kestirmek mümkün. Kürt Özgürlük Hareketi’nin var olan tüm kazanım süreçlerine rağmen batı yakasında geçemeyişi ve oradan gelecek kitlesel çeşitlilikle kamusal dünyaya inemeyişi, aynı zamanda HDP’nin varlık zeminini netçe ortaya koydu. HDP’nin barajı aşarak yarattığı dönüm noktası ise, aynı zamanda yarattığı “kitlesel çeşitlilik” ile hareketin kamusal alandaki meşruiyetini ve barış potansiyelini güçlendirdi.


Yeni kavgalara doğru...

Seçim sonrasında HDP’nin koalisyon ortakları arasında arka plana itilmesinin altında da sanırım bu meşru derecenin henüz devlet ve onun piyasa malzemesi olan AKP tarafından kabul edilmemesi vardır. Zira askeri, toplumsal, kültürel ve siyasal olarak güç toparlanan Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendini deneme gücü olarak kabullendirmek isteyeceği zirve noktası olan kamusal alana kayma isteği, sanırım devletin bir süre daha ayak direyeceği yer olacaktır. Zira devlet de Kürt Özgürlük Hareketi’nin artık bir meşrulaşma arayışında olduğunu biliyor ve kendi bünyesindeki kamusal görünürlüğe Kürtlerin girişinin nasıl bir anlama tabi olduğunu netçe kavrayabiliyor. 

Bu açıdan HDP’nin dışta tutulma gayretleri ve MHP’nin kullanılmak istenme çabasının tek bir adresi var: Devlet merkezi dünyasında henüz kamusal alanda Kürtleri görmek istemiyor. Hele hele Kürt kadınlarını hiç!

Kürt kadın mücadelesinin bu üçlü değişim grafiği, artık ortak ve genel tartışma zemini olan kamusal alana giriş ve orada hangi prensiplerle kalınacağı sürecine girmiştir. Zira Kemalizm’in kamusal alan deneyimi ile İslamcıların kadını kamusal alanda -kimi zaman dahil etme görüntüsüyle- reddetme deneyimleri, olanca gücüyle duruyor. Ve tabii Kürt kadın hareketi de, hem bu genel tartışmalarla hem de kendine özgü sorunlarla başa çıkma gerçeği ile yüz yüze…


BEHİCE DEMİR