- Hapisteki PKK üyelerinin “teröristlikten vazgeçmedi” diye tahliyelerini yakıyorsanız dağlardaki ve diasporadaki PKK’lilerin “siyasallaşmasından” nasıl söz ediyorsunuz?
VEYSİ SARISÖZEN
Bilen Aytimur, kesinleşen 10 yıllık cezayı geçtiğimiz yıl tamamlamasına rağmen tahliye edilmedi. Aytimur, Kurul tarafından bir yıllığına rehin alındı.
Bilen Aytimur, İzmir hapisanesinde 10 yıl yatmış. CMUK gereği, verilen cezanın arta kalanını yatmama hakkı, “iyi hal” koşuluyla uygulanmıyor. Aytimur bu “iyi hal” komitesi denilen heyetin önüne çıkarılıyor ve ona şu soru soruluyor: “PKK bir terör örgütü mü?” Ve “PKK yeniden kurulursa PKK’ye katılır mısın?”
Aytimur sorulara her hükümlü yurtsever gibi ilkeli bir yanıt veriyor. PKK’nin terör örgütü olmadığını söylüyor. Heyettekiler cin gibi. Bir Kürt yurtseveri PKK’nin terör örgütü olmadığını düşündüğüne göre, demek ki “PKK yeniden kurulursa” bu partiye katılacak, diyor. Basıyor tahliyenin bir yıl ertelenmesi kararını. Bir yıl sonra ne olacak? 10 yıldır “iyi halli” olmayan Aytimur bu bir yılda “imana” mı gelecek?
“İyi hal” komitesinin hali iyi değil.
Bu olay ve sorular müzakere sürecinin neden tıkandığını çok iyi anlatıyor. 10 yıl yatana ve tahliye olma hakkını kazanana sorulan soruları herkes gibi, “yakalanamayan” ve “teslim olmayan”, ancak dağlardan inmesi beklenen PKK’liler ve gerillalar da işitiyor. Aynı zamanda onlar, dağdan indiklerinde “soruşturulacaklarını” da Kalın’ın hazırladığı söylenen “yasa tasarısından” da okumuşlar.
Perde!
Bilen Aytimur’a sorulan soruları duyunca başlıyorlar gülmeye. Birisi devletin “sorgucu başı” rolüne giriyor. Karşısına “dağdan inecek” olan gerillayı alıyor: Bu kara mizah tiyatro sahnesindeki konuşmaları gelin birlikte izleyelim:
“Suç işledin mi?”
“İşlemişimdir.”
“Yani asker öldürdün mü?”
“Öldürüp öldürmediğimi bilmem, ben askerden bir kilometre uzaktayım, ne asker sıktığında benim ölüp ölmediğimi bilir ne de ben askerin ölüp ölmediğini bilirim.”
“Aferin, demek ki suç işlememişsin. Şimdi söyle bakalım: Dağdan indin ancak indikten sonra evinde ananın babanın yanında uslu uslu oturacak mısın?”
“Oturmam.”
“Ne yapacaksın?”
“Siyasallaşacağım.”
“Ne biçim bir siyasallaşma yapacaksın anlayalım. Şu sorulara cevap ver bakalım. Üyesi olduğun PKK bir terör örgütü müdür?”
“Değildir.”
“Ne dediğine dikkat et, yanıyorsun. Söyle bakalım: PKK yeniden kurulursa sen de yeniden PKK üyesi olur musun?
“Olurum.”
Sorgucu başı: “Atın bunu içeriye bir daha anasını görmesin.”
Kelepçelenip götürülen gerilla kendisinden sonra dağdan inmeye hazırlanan gerillaya bağırır: "Heval sakın inme ananı bir daha göremeyeceksin.”
Ara ve kıssadan hisse
Perde kapanır. Dağ alkışlar ve zılgıtlarla inim inim inler.
Skeçin ikinci perdesi açılana kadar kıssadan hisse çıkaralım.
Tahliyesi geleni tahliye etmezseniz, “işlediğini iddia ettiğiniz silahsız PKK üyeliği suçundan hükümlü” olanı yeniden “PKK’ye üye olur” tahmini yüzünden bir yıl daha hapiste tutarsanız, “silahlı PKK üyesi” gerillayı çocuk kandırır gibi, “gel devletin müşfik kollarına atıl” diyerek dağdan nasıl indireceksiniz? Bir gün bile eline silah almamış PKK üyesini hukuksuz yere hapiste tutacaksınız, silahlı PKK üyesini dağdan inerse “siyasallaştıracaksınız” öyle mi? Kim yutar bu “dolmayı?”
Bıraktık “iniş yasasını”, siz önce Bilen Aytimur gibi “yatarını yatmış” olanların hak ettiği özgürlüğü elinden almayın.
Ara bitti.
İkinci perde
Skeçin ikinci perdesi açıldı.
Bir gerillaya soruyorlar. “Heval senden 30 yıl önce dağa çıkan annen nerede?”
Cevap: “Yaralı esir düştü, 33 yıldır müebbet hükümlüsüdür, tahliyesi üçüncü defadır birer yıllığına ertelenmiştir.”
Soru devam ediyor: “Bu durumda dağdan inersen “ananı bir daha göremeyeceksin, buna ne diyorsun?”
Gerilla cevap veriyor: “Asıl dağdan inersem anamı göreceğim.”
Soran şaşkın: “Nasıl göreceksin?”
“Mapushanede görüşe çıktığımız sırada nasıl olsa karşılaşırız.”
Dağlar, alkış ve zılgıtlarla inim inim inliyor.
Tabanınızı kandırıyorsunuz
Maskaralığa son verin. Öcalan, “terörist başı” değil, norm içi legal devletin ve dağlardaki gerillanın “koordinatör” olarak kabul ettiği saygın bir otoritedir. “Terörsüz Türkiye” dediğiniz, “PKK’siz Türkiye” değil artık. PKK kendini zaten feshetmiş. Geriye feshedilen PKK’nin üyeleri kalmış. Onlara ve üyesi oldukları PKK’ye hala “terörist” diyorsanız, hapisteki PKK üyelerinin “teröristlikten vazgeçmedi” diye tahliyelerini yakıyorsanız dağlardaki, diasporadaki PKK’lilerin “siyasallaşmasından” nasıl söz ediyorsunuz? “Teröristse” yeri zindandır, değilse yeri barışçı-legal siyasettir.
Anladık. Tabanınız size kızmasın diye ona buna “terörist” diyorsunuz. Yaşananın “terör ve terörle mücadele” değil, savaş olduğunu bal gibi biliyorsunuz. Bahçeli artık yapılacak olanın “son teröristi öldürmek” değil, devletin ve PKK’nin savaşçıları arasında “barış” sağlamak olduğunu “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” önerisiyle ilan etmiş.
Tabanınızı “kandırarak” müzakere sürecini sürdürmeniz mümkün değildir. Sizin tabanınız PKK’yi ve dağdan inecekleri “terörist” olarak gürdüğü müddetçe, dağdan inecek olanlar da böyle kışkırtılmış bir nüfusun içinde “dağdan inin özgür olun” sözlerine inanmayacaktır. Yapmanız gereken, tabanınızı kışkırtmak değil, “barış süreci ve siyasallaşma” hedefine ikna etmektir. Abdullah Öcalan kendisine güvenen tabanını “barış sürecine ve siyasallaşmaya” ikna etmiştir. Siz ise tabanınızı “teröristlere” karşı kışkırtmaya devam ediyorsunuz ve müzakere sürecini de doğal olarak tıkıyorsunuz.
Bu kafayla giderseniz
Böyle ne barış olur, ne siyasallaşma. Barış ve siyasallaşma, Türk ve Kürt halklarının kardeşliğini gerçekleştirmektir. Siz PKK’ye “terör örgütü” derseniz, karşınızdakiler de size “faşist TC” demeye devam ederler. “Kürt, ‘kart-kurt’ur” diyerek Kürt'ün varlığını ve dilini yok sayarsanız, karşınızdakiler de Türk’e “tirk” diyerek alay ederler. Buradan barış filan çıkmaz. Bu kafayla giderseniz, III. Dünya Savaşı şartlarında “iç cephenizi” sizin yerinize, siz de içinde CHP’sinden DEP Parti'sine kadar tüm “muzır unsurlardan arındıracak” olan darbeciler “dikensiz gül bahçesine” çevirir ve bahçeyi de dünya savaşında Türkiye’yi ABD ve İsrail’in “mayın eşeği” yaparak mezarlık haline getirirsiniz. İmralı, “darbe mekaniğinden” haber veriyor. İsrail’in/İngiliz’in niyetlerini duyuruyor. Açın kulaklarınızı.
Mezarlıkta hortlakların seçim savaşını konu alan eski “horror” filmlerini artık çocuklar bile seyretmiyor. “Bahçenizi 'iç cephe' olmaktan çıkarın, bahçede filler tepişmesin, çiçekler ezilmesin, Hıdrellez günlerinde çocuklar kelebeklerin, arıların peşinde güle oynaya koştursun” diyecektim ama şu kara bulutların altında bu diyeceğim fazla romantik ve hatta saçma bir dilek olacak. “Barış süreci ve siyasallaşma” masasına oturun ve masa altından tekmeleşmelere son verin, bu kadarı yeterli olur. Gerisini halkların mücadelesi getirir.
Kusura bakmayın, ben diplomat değilim ve ne düşünürsem onu yazarım. Sanırım sizlerden yaşlı bir adamın hepinizin bu aşamada kesişen, sonra ise çatışacak olan çıkarlarını dile getirdiğimi anlamış olmalısınız. Yine de benim yazılarıma değil, Öcalan’ın ve Bahçeli’nin dediklerine dikkat kesilin.