Avuçtaki yumurta ve seçim sandığı

Veysi SARISÖZEN yazdı —

  • AKP, önerilen yasaları Meclis'teki çoğunluğuna rağmen geçirmiyor ve muhalefet, raporda önerilen yasa tasarılarını hazırlamayı akıl edemiyor. Mesele, karma karışık hale geliyor.

Başkan Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasıyla başlayan müzakere süreci, sürüyor mu yoksa tıkandı mı? Sürüyor olsa sürdüğünü  hepimiz görürdük, işitirdik. Mesela bu aşamada taraflar şu somut konuyu müzakere ediyor ve müzakerede şu ilerlemeler kaydediliyor türünden açıklamalar yapılırdı ama yapmıyorlar.

Müzakereyi musluğa benzetirsek, musluktan su akmıyor. Aksa Türkiye Meclisi raporunu bardağa benzetirsek bardağın bir kısmının dolmuş olması gerekirdi ama bardak boş. Demek ki musluk tıkanmış. “Müzakere tıkandı” dediğimde bir arkadaşım “tıkandı deme. Tıkandı dersen Kürt kamuoyunun morali bozulur” diye uyardı. Bozulmaz. Kürt halkı, musluk tıkanınca tıkanıklığı nasıl gidereceğini bilir. “Tıkandı” demek, müzakere sizlere ömür demek değil. Nasıl ki musluk tıkandı dediğimizde borularda su kalmadı, demiş olmayız ya, o hesap. Su var ama musluğun vanasını sonuna kadar çevirince su akmıyor.

Çocuk susamış, dedesi de abdest almaya hazırlanıyor ama vanayı çeviriyorlar su akmıyor. Şimdi onlara “merak etmeyin az sonra akacak” mı demeliyiz, yoksa biz beceremiyorsak bir musluk tamircisini mi çağırmalıyız? Çocuğun susuzluktan dili damağı kurumuş, dedesi yatsı namazını kaçırmak üzere.

Daha açık konuşayım. Erdoğan iktidarı, müzakere sürecini bilinçli bir tercihle oyalıyor. Bir yandan da “merak etmeyin, terörsüz Türkiye amacına ulaşacağız” diyor. Ulaşacağı yer başka: Darbeyle CHP’yi ve oyalamayla DEM Parti’yi zayıflatarak seçimi kazanacak. Şimdi biz kalkıp Erdoğan gibi “merak etmeyin yakında müzakere olumlu sonuçlanacak” demeye kalkarsak, “darbe” ve “oyalama” taktiğine ortak olmaz mıyız?

Bir damla su sızmayan musluğun başındaki çocuğa ve dedeye “beş dakika sonra su akacak, sabredin” demenin anlamı nedir? Bırakın musluğu bilerek tıkayan iktidar, çocukla dedeyi “beklemeye” çağırsın. Bize ne oluyor? Böyle yazarken bir arkadaşım, “Sarısözen negatif konuşmayı bırak, pozitif konuş” demez mi? Fesuphanallah. Sanki ben tıkalı musluğu “dinamitle patlatın” demişim gibi bir hisse kapılıverdim. Pozitif konuşmak gerçeği dile getirmekten vazgeçmek değildir. Gerçeği dile getirmek de negatif konuşma hiç değildir. Müzakere süreci tıkandıysa “tıkandı” diyeceksin ve sonra başlayacaksın “tıkanıklığı nasıl açarız” demeye. Aksi halde susuzluktan dili damağı kuruyan çocuk ve namaz vaktini kaçırma telaşında olan dede gibi, müzakere sürecinin sonuç vermesini isteyen halkı “çeşme başında” beklemeye mahkum edersin.

Evet. Müzakere süreci tıkanmıştır ama tıkanıklık giderilebilir, o halde soru şudur: Takınıllık nasıl giderilir? Erdoğan’a “musluğun vanası senin elinde, çevir şunu da su aksın” diyerek mi? Yoksa musluğun vanasını Erdoğan’ın elinden alıp vanayı çevirerek suyun akmasını sağlamak mı? Vanayı Erdoğan’ın elinden almak nasıl olur acaba? Darbeden, ihtilalden söz etmiyorum. Vananın üstünde yalnız Erdoğan’ın eli yok. İyip denilen pro-faşist parti dışında bütün partiler Meclis Komisyonu'na katılmış, hepsi vanayı çevirmek üzere sözleşmiş, oy birliğine varmış. Tamam. Erdoğan vanayı çevirmiyor, iyi de Özgür Özel'di, Bakırhan'dı, Babacan'dı, tüm imzacıların da eli musluğun vanasında değil mi? Vanayı çevirsenize. Erdoğan, Komisyon raporuna imza atmış, siz vanayı çevirseniz onun eli vanayı çevirmenizi önleyemez. Mesela Komisyon raporunun tavsiye ettiği yasa tasarılarını bir iki hafta içinde Meclis gündemine getirdiğinizde kim size engel olabilir? Erdoğan ya yasa tasarınızı az sonra imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlar ya da musluğu kendisinin tıkadığını cümle alem görür.

Bu partilere soruyorum: Ömrünüzde hiç mi bir yasa taslağı hazırlayıp Meclis'e sunmadınız? Kalemleriniz mi kırık, kafacıklarınız mı çalışmıyor, bu haliniz nedir?

Efendim, AKP ve MHP, Komisyon raporunda önerilen yasa tasarılarını yazmıyormuş? Oyalıyormuş. O halde siz yazsanıza. Bir araya gelsenize, meşveret masası kursanıza, madem müzakere tıkandı, siz muhalefet olarak müzakere etsenize, partilerinizin çeşmelerinden suları akıtsanıza. İnanılır gibi değil. Tıkanıklığı aşmak çok basit ama bizim muhalifler çok basit işleri içinden çıkılmaz hale getirmekte şampiyon.

AKP, “önce silahsızlanma sonra demokrasi” diyor. Muhalefet “sen demokratik adımları at, PKK’liler silahsız olarak dağdan inince ‘evet meğer silahsızlanmışlar’ dersin” demiyor. AKP, önerilen yasaları Meclis'teki çoğunluğuna rağmen geçirmiyor ve muhalefet raporda önerilen yasa tasarılarını hazırlamayı akıl edemiyor. Bu çok basit mesele, karma karışık hale geliyor.

Gelin size bir fıkra anlatayım: Nasreddin Hoca’nın sivri zekalı bir oğlu varmış. Sorulan her soruya acayip cevaplar vermekle ünlüymüş. Bir gün köyün ihtiyarlarından biri avucuna bir yumurta almış, Nasreddin Hoca'nın oğluna “bil bakalım avucumda ne var” diye sormuş. Oğlan “moruk, tarif et ki ne olduğunu söyleyim” diye terbiyesizce sorunca istiyor oğlanı sınıyacak ya, aldırmadan “Dışı beyazdır, içi sarıdır, hemi de beyzi yuvarlaktır” şeklinde tarif etmiş. Oğlan, kel kafasını kaşımış ve şöyle demiş: “Bunu bilmeyecek ne var amuca, şalgamı oymuşlar, içine de havuç koymuşlar.”

Bizim muhalefet ne de olsa ecdadının varisleri. Erdoğan avucunda “seçim sandığını” saklamış, “bilin bakalım bu ne” diye sormuş. Bizimkiler, “tarif et de bilelim” deyince, “tahtadır, içi kağıt doludur” der demez, bizim muhalifler “seçim sandığı” diye sevinçle zıp zıp zıplamışlar, “Erken seçim olacak” diye. Erdoğan bıyık altından gülmüş: “Ne sevinirsiniz bire ahmaklar demiş, seçim sandığı avucumda."

Yumurtaya yumurta diyeceksiniz. Seçim sandığının avuç içinde olduğunu bileceksiniz. CHP’ye yönelik darbeye, DEM Parti’ye yönelik oyalamaya karşı birleşeceksiniz, Meclis Komisyonu raporunda önerilen yasa tasarılarında anlaşacak ve Meclis'te harekete geçeceksiniz. Yani sorunun cevabı çok basit. Yeter ki “şalgamı oymuşlar, içine de havuç koymuşlar” demeyeseniz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.