Son günlerde tansiyon iyice arttı. Anlaşılan Türk devleti Kandil’e dönük kapsamlı bir savaşa hazırlanıyor. Sonucu hakkında şimdiden kesin olarak bir şey belirtemeyebiliriz, ama eğer bu savaş olursa, literatürümüze "Kandil savaşı öncesi ve sonrası” sözü net olarak girmiş olacak. Çünkü hiç kimse için hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.
Her şey yeniden şekillenecek. Her söz yeni baştan kurulacak. Herkes durduğu yere bir kez daha dönüp bakacak. Belki de birileri şimdi durdukları yerde artık olmayacak.
Elbette tarihin sonu olmayacak. Zaman yine de akmaya devam edecek. Ancak kesin olan bir şey var ki, bu zaman birilerinin sonuna tanıklık edecek.
Çünkü bu savaşın sonunda kimin nerde duracağını şimdi nerde durduğu belirleyecek. Bu kaçınılmaz olarak böyle olacak.
Çünkü ovalarda kurulan planların rakımı binlerce metreyi bulan yüksek dağların zirvelerinde fırtınaya tutulup yok olması muhtemel olacak. Rüzgarda savrulan sadece planlar değil, planları kuranlar da olacak. O açıdan özellikle Erdoğan faşizminin akıl dışı vaatlerine kendilerini kaptıranların bir kez daha oturup düşünmeleri kendileri açısından en hayırlısı olacak.
Erdoğan faşizmi Rojava’da, Kuzeyde ve Güneyde Kürdün özgürlük savaşına karşı yürüttüğü savaşta temel strateji olarak “Kürdü Kürde kırdırtma” klasik taktiğini kullandı. Bugün de kullandığı, hatta kendi zaferi için bel bağladığı temel taktik budur.
Kandil savaşı tam olarak bir Kürdistan işgalidir. Kürdün tüm özgürlük umutlarını ortadan kaldırma hamlesidir. İşgal ettiği kuzey Kürdistan’a güney Kürdistan’ı tümden eklemedir.
Binlerce askerini ve savaş teçhizatını güney Kürdistan’a yığmasının başka hiçbir açıklaması yoktur.
Onun için bu savaşta güney Kürdistan hükümeti ve siyasi güçlerinin tutumu son derece önemlidir. Soykırım tarafında yer alıp kendi tasfiyelerinde mi yer alacaklar yoksa tarihsel yanılgı ve yanlışlara dur deyip Kürt halkının özgürlük safında mı yer alacaklar? Güney hükümeti ve siyasi güçleri Kandil savaşıyla tam da bu kırılma noktasında bulunuyorlar.
Eğer Türk sömürgeci güçleri Kandil kapılarına dayanabilirse güney Kürdistan hükümeti ve siyasi güçleri kesinlikle “biz bu savaşın dışındayız” diyemeyeceklerdir.
Bu savaş sadece kuzey Kürdistan, PKK ve Türk devleti açısından kader tayin edici bir savaş olmayacaktır. Rojava ve güney Kürdistan’ın kaderi kadar Ortadoğu da Kürtlerin kaderini tayin edici bir özelliğe sahip olacaktır.
Türk devleti böyle bir yol ayırımında olunduğunu bildiği için geçen yılın kış aylarında kuzey Kürdistan şehirlerini yaktı, yıktı. Bunun için kuzey Kürdistan dağlarında aralıksız bir tasfiye savaşı yürüttü, yürütüyor. Bunun için Rojava’yı işgal ediyor. Bunun için Kürtlerin binlerce emek ve bedelle kazandığı en demokratik legal kurumlarını tasfiye ediyor, demokratik meşru yollarla seçilmiş temsilcilerini zindanlara atıyor.
Tüm bunların sonunda Kandil savaşını kendisi açısından bu dövüşün son raundu olarak görüyor. Bölge ve dünya siyasetini bunun için tümüyle Kürdün tasfiyesine endeksli geliştiriyor.
Dolayısıyla bunun için, Kürt Özgürlük Hareketi dışındaki Kürt örgütleriyle kurduğu ilişkide Kürde ait tüm özgürlük umut ve odaklarını ortadan kaldırmanın hesabını yapıyor.
Güney Kürdistan hükümeti ve güçleri nerede yer alır bunu hep birlikte göreceğiz. Ancak bir hakikat var ki, Kandil savaşıyla birlikte artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Öyle kimse beylik laflarla, kirli ilişki ve ittifaklarla bir daha, kara propagandalarla algı oluşturmak, sulta sürmek, faşizm uygulamak şansına sahip olmayacaktır.
Ve kesin olan şu ki, 40 yıldır eşsiz bedel ve emeklerle geliştirilen Kürt özgürlük mücadelesi olarak kazanan taraf olacaktır. Dolayısıyla artık herkes yanılgılarından kurtularak doğru tarafta yer almalı ve tarihin sunduğu onurlu yaşam yolunda hızlı adımlarla yürümelidir. Yarın belki de bunun için geç olacaktır.