Nereden bakarsanız bakın “AKP” tecrübesi sadece Türkiyeli liberaller açısından değil; başta ABD ve AB olmak üzere başlangıçta AKP ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan büyük beklentiler içine giren birçok çevre açısından tam bir hayal kırıklığı ve başarısızlık olmuştur.
Kendisi de muazzam bir dinsel taassubun cenderesinden geçmiş; yüz yıllarca din ve mezhep savaşları ile mücadele etmiş Batı toplumları; acaba “Müslüman toplumları da Batı’da olduğu gibi bizzat dindarların kendi içinden modern demokrat bir hareket çıkarabilirler mi?” diye düşündüler.
Hazırlıklara daha AKP iktidara gelmeden başlandı; Bugün Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan üç aylık bir hapishane tecrübesinden sonra mazlum; ama mağrur bir kahraman yaratılmaya çalışıldı.
Daha DSP/MHP/ANAP iktidarı döneminde Türkiye ekonomisi Kemal Derviş üzerinden yeni döneme hazırlandı. Kamu maliyesi denetim altında alındı.
2008’de dünya ekonomisi derin bir krize girmişken; Türkiye daha önceden ama tamamen başka nedenlerle alınan; ekonomik ve siyasal tedbirlerden dolayı krizden en az etkilenen ülke olarak nisbetten göz doldurdu.
Uluslararası sistemin Müslümanlar arasından çıkardığı; modern, batı değerleri ile uyumlu bir başarı hikayesine ihtiyacı vardı.
ABD ve AB açısından Türkiye’ye verilen yeni rol öylesine önemseniyordu ki; daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmekten özellikle kaçınacak olan ABD Başkanı Obama ilk deniz aşırı ziyaretini Türkiye’ye yaptı.
Türk parlamentosunda konuşan Obama sözü hiç dolandırmadan iki ülkenin terörizme karşı ortak mücadelesine getirdi ve özellikle iki ülkenin Afganistan’da birlikte çalışmasının öneminden bahs etti.
Obama “Çağımızın zorluklarının üstesinden gelebilmek için br arada durmalıyız ve birlikte çalışmalıyız” derken; kendilerinin Türkiye’den ve o dönem başbakan olan Erdoğan’dan beklentilerinin ne olduğunu da net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Başta El Kaide olmak üzere radikal islamcı gruplara ve genel olarak Müslüman ülkelerde ortaya çıkan reaksiyoner radikal islamcı gruplara karşı Türkiye ile birlikte çalışmak istiyorlardı.
Bunun karşılığında da; ABD Türkiye’de Ordu ve diğer gizli derin kurumlara karşı sürdürülen iktidar mücadelesinde Gülen Cemaati eliyle AKP Hükümetinin yanında pozisyon alacaktı.
Aynı dönemde AB Türkiye ile müzakere sürecini başlattı!
AB’nin en önemli ülkesi Almanya’nın bizzat kendisi II.Dünya savaşı sonrasında bir ABD planı olarak öne çıkmıştır.
Her ne kadar kimi zaman ABD ve Almanya arasında sorunlar çıksa da; on yıldan fazla bir zaman binlerce insanın ölümüne sebep olan Nazi Almayasını yaşayan Alman Toplumundan modern Almanya’yı ortaya çıkarmak bir başarı hikayesidir.
Japon’ya ve Güney Kore de II.Dünya savaşı sonrasında ABD tarafından ekonomik ve siyasi olarak deseklenmiş ülkelerdir ve bu iki ülke de uluslararası pazarlara bağlanmışlardır.
Ama Türkiye’de işler tam tersi bir istikamette yürüdü.
İçerde başta Kürt Sorunu olmak üzere toplumun birikmiş sorunlarını çözemeyen, kirli rant ilişkilerine bulaşmış; Türkiye’yi başta İran ve petrol zengini Arap ülkelerinin kara para aklama istasyonuna dönüştüren, Müslüman demokratlıktan hızla siyasal islamcılığa savrulan Türkiye/AKP ve bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisi artık bu dünya için taşınamaz bir yük haline geldiler...
Dünyanın ılımlı islamcıları öne çıkardığı dönemin çoktan sonuna geldik; bunu herkesten çok AKP’nin yönetici kadroları ve havuz medyası biliyor.
Hani Cumhurbaşkanı’nın hocası Necmettin Erbakan diyordu ya “kanlı mı yoksa kansız mı olacak!” diye; biz bu bitişin kansız olmasını dileyelim, umut edelim!