- Türk devletinin istatistik kurumu TÜİK'e göre; iyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölüm oranının en yüksek olduğu il, yüzde 22,4 ile Agirî (Ağrı) olarak kayıtlara geçti.
- SES Agirî Şube Eşbaşkanı Emin Bayram, kentte sağlık ocağı niteliğini aşamayan tek bir hastane bulunduğuna, erken teşhis ve tedavi imkanlarının olmadığına dikkat çekti.
- Vekil Dr. Heval Bozdağ ise kanser riskini artıran gıda alışkanlıklarını da hatırlatarak, halk sağlığı çalışmaları ve koruyucu hekimlik hizmetlerinin yetersizliğinin altını çizdi.
AZİZ ORUÇ/İSTANBUL
TÜİK 2025 yılı ölüm ve ölüm nedeni istatistiklerine göre; tümör kaynaklı ölümlerin en yüksek olduğu il yüzde 22,4 ile Ağrı oldu. Ağrı’yı yüzde 19,8 ile Van, yüzde 19,5 ile Kocaeli ve Ankara, yüzde 19,4 ile Elazığ izliyor. Ağrı’da kanser vakalarının bu kadar yaygın görülmesini, nedenlerini ve sağlık sistemini Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ağrı Şube Eşbaşkanı Emin Bayram ve DEM Parti Ağrı Milletvekili Dr. Heval Bozdağ’la konuştuk.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2025 yılına ilişkin Ölüm ve Ölüm Nedeni İstatistikleri'ni açıkladı. Buna göre; ölüm sayısı 2024'te 489 bin 734 iken 2025'te 491 bin 684'e yükseldi. Bin kişi başına düşen ölüm sayısını ifade eden kaba ölüm hızı, 2025'te bir önceki yıla göre değişim göstermeyerek binde 5,7 oldu. Kaba ölüm hızının en yüksek olduğu il 2025'te binde 10,8 ile Sinop olarak kaydedildi. Kaba ölüm hızının en düşük olduğu il ise binde 2,3 ile Şirnex oldu.
Dolaşım sistemi çökmüş
TÜİK verilerine göre; ölüm nedenleri incelendiğinde ölümlerin yüzde 34,7'si dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandı. Dolaşım sistemi hastalıklarını yüzde 16,1 ile iyi huylu ve kötü huylu tümörler, yüzde 15,1 ile solunum sistemi hastalıkları takip etti. Dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklanan ölümler alt nedenlerine göre değerlendirildiğinde, ölümlerin yüzde 42,3'ünün iskemik kalp hastalıkları, yüzde 24,6'sının diğer kalp hastalıkları ve yüzde 18,2'sinin serebro-vasküler hastalıklardan kaynaklandığı görüldü.
Tümöre bağlı ölümler
İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölümler alt nedenlerine göre incelendiğinde, ölümlerin yüzde 28,9'unun gırtlak ve soluk borusu, bronş, akciğerin kötü huylu tümöründen kaynaklandığı belirlendi. Bunu yüzde 8 ile kolonun kötü huylu tümörü ve yüzde 7,6 ile lenfoid ve hematopoetik kötü huylu tümörler izledi. İyi ve kötü huylu tümörlerden kaynaklanan ölümler illere göre değerlendirildiğinde, 2025'te bu hastalıklara bağlı ölüm oranının en yüksek olduğu il, yüzde 22,4 ile Agirî olarak kayıtlara geçti. Agirî'yi yüzde 19,8 ile Wan takip etti.
600 bin nüfusa ocak gibi hastane
SES Agirî Şube Eşbaşkanı Emin Bayram, kentte kanser vakalarındaki ölüm oranının bu denli yüksek olmasının asıl sebebinin, geç ve yanlış teşhisler olduğunu söyledi. Bayram, şunları paylaştı: “Şehirdeki tek hastane olan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin altyapısının uygun olmaması, gerekli donanıma sahip olmaması ve uzman doktor ile yan dal branşlarındaki ciddi eksiklikler bu ölümlerin başlıca sebepleridir. Mevcut hastane, bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden ziyade adeta bir sağlık ocağı kapasitesiyle hizmet veriyor. Günde yaklaşık bin insan, sağlık hizmeti alabilmek için Erzurum veya Wan yollarına düşüyor. Bir hastanın kemoterapi seansı için gidiş-dönüş maliyeti ortalama 5 bin TL’yi buluyor ve bu sürecin 20 günde bir tekrarlanması gerekiyor. Gelinime Agirî'de 5 ay boyunca teşhis konulamadı ve adeta oyalandık. Erzurum’a gittiğimizde 10 gün içinde 3. evre kolon kanseri tanısı konuldu. Eğer tanı birinci evredeyken konulabilseydi, bugün her şey çok daha farklı olabilirdi. Yüzde 22,4’lik kanser oranı bu kentin kaderi değildir. İnsanlarımızın geç teşhisler nedeniyle hayatını kaybetmesi, ne vicdani ne de ahlaki bir durumdur. 600 bin nüfusa sahip bir kentte 'Devlet Hastanesi' tabelasını indirip yerine 'Eğitim ve Araştırma Hastanesi' tabelasını asmakla hizmet kalitesi değişmiyor. Aile Sağlığı Merkezi'nin verdiği hizmet seviyesini geçemiyor."
Tanı ve taramada yapısal sorunlar
DEM Parti Agirî Milletvekili Heval Bozdağ ise özellikle kolorektal (kalın bağırsak), mide ve özofagus (yemek borusu) kanserleri açısından vaka oranının en yüksek olduğu illerin başında geldiğini hatırlatarak, şunları söyledi: ''Konuyla ilgili Sağlık Müdürlüğü ile yaptığım görüşmelerde kanser taramalarının yetersizliğini, çevresel etkenleri, kültürel alışkanlıkları ve sağlığa erişimde yaşanan sıkıntıları dile getirdim. Bölgedeki en büyük sorunlardan biri, hastaların ancak ileri evrelerde tanı alabilmesidir. Maalesef hastalık ilk evrelerinde yakalanamamaktadır. Tanıya gitme ve tarama testleri noktasında toplumu ikna etme, halka ulaşma ve genel sağlığa erişim konularında ciddi yapısal sorunlar var. Ayrıca, bölgede 'toplumsallaşmamış bir sağlık hizmeti' sorunu da mevcuttur.’’
Beslenme alışkanlıkları ve koruyucu hizmetler
Kanser riskini artıran çevresel etkenler ve gıda alışkanlıkları üzerine daha önce yapılan araştırmalar ve bilimsel temelli çalışmalarda bazı çarpıcı sonuçlara ulaştıklarına da işaret eden Bozdağ, predispozan (hazırlayıcı) faktörlere dair şu noktalara dikkat çekti:
* Tandır ekmeği tüketim alışkanlığı,
* Çok sıcak çay (özellikle kıtlama çay) ve gıdaların aşırı sıcak tüketilmesi,
* Közde pişmiş yiyeceklere ağırlık verilmesi,
* Mangal ateşinde ve odun kömüründe hazırlanan gıdaların tüketimi.
Bilimsel bir tabanı olan bu alışkanlıkların kanser vakalarının temel risk faktörleri arasında olduğunu kaydeden Bozdağ, “Ancak bu risklere karşı yürütülen halk sağlığı çalışmaları ve koruyucu hekimlik hizmetleri şu an için yetersiz kalmaktadır. Hastalık ortaya çıkmadan alınacak önlemler noktasında ciddi bir boşluk bulunmaktadır” ifadesini kullandı.
Dil bariyeri de aşılmalı
Ana dilinde sağlık hizmeti verilmemesinin de toplumla sağlık sistemi arasında ciddi bir bariyer oluşturduğunun altını çizen Bozdağ, şehrin gerçek anlamda üçüncü basamak sağlık hizmeti sunabilecek tam teşekküllü bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne veya Üniversite Hastanesi'ne acil ihtiyacı olduğunu belirtti.
Sağlığa kolay erişim
Kendisi de bir hekim olan Heval Bozdağ, şunların altını çizdi: “Mevcut hastane kağıt üzerinde üçüncü basamak statüsünde sunulsa da pratikte ancak ikinci basamak düzeyinde hizmet verebilmektedir. Bu altyapı eksikliği, kanser gibi kritik hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde ciddi teknik aksamalara yol açmaktadır. Ayrıca Ağrı’da sadece yeni binalara değil, toplumsallaşmış, dil ve kültür hassasiyetlerini gözeten, teknik donanımı eksiksiz ve halkın kolayca erişebileceği bir sağlık sistemine ihtiyaç duyulmaktadır Yeni atanan sağlık müdürüne de ilettiğim üzere, bölgedeki kanser meselesi aslında çok faktörlü bir sorundur.’’