Bu köşede şimdiye kadar defalarca Kürtler için varoluşlarını kabul ettirme ve özgür bir halk olarak tarihteki yerlerini almalarında zorunlu ve kaçınılmaz olarak ulusal birliğin gereğine dikkat çektim. Zira küresel ve bölgesel sistemin içten içe yaşadığı bu kaos, mutlak olarak bir zaman aralığına tekabül edecektir. Size düşen de bu kaos aralığının yarattığı boşluğu iyi değerlendirmek ve önünüze çıkan özgürlük yolunda hızlı adımlarla ilerlemektir. Bu, doğru değerlendirilmez ve zaman kendi akışını sürdürüp yol bittiğinde ise, size kalacak olan büyük bir yok oluş olacaktır.
Kaosa denk gelen bu zaman aralığı halen devam ediyor. Kürtlerin bu yolda güçlü yürüme imkanları halen vardır. Bunun maddi zemini mevcuttur. Ancak unutmamak gerekir ki zaman bir akarsu gibidir. Biz aynı hız ve tempoyla hareket etmez isek, zorunlu olarak gerisine düşer ve önümüze koyduğu imkanlardan yararlanamayız. Çünkü akıp giden zamanın her aşaması mutlak olarak aynı koşul ve imkanları önümüze çıkarmayacaktır. Dolayısıyla bu zaman yolculuğunda bugün önümüzde duran imkanlar çok kısa bir süre sonra olmayacaktır. Önemli olan durmadan renk değiştirerek hızlıca akan bu zamanın ortaya çıkardığı imkan ve olanakları yerinde ve zamanında yapılacak hamlelerle kazanıma dönüştürmektir.
Öncelikle şunu unutmamak gerekir ki, bu kaos aralığında hamle yapan sadece biz olmayacağız. Hem küresel hem de bölgesel çapta herkes bu aralığı kendi lehine çevirmek için durmadan sonuç alıcı hamle yapma peşindedir. Kürdistan gibi Ortadoğu’nun göbeğinde yer alan ve tüm güçlerin hesaplarında kaçınılmaz olarak hamle sahası olan bir yerde durup beklemek tek kelimeyle büyük ve acı bir kaybediştir.
Son yılların etkili hamleleri büyük bedeller uğruna büyük kazanımlar da yarattı. Ancak hızla değişen koşullara rağmen halen aşılamayan parçalılık büyük bir tehlike olarak ortada durmaktadır.
Türk devletinin yaptığı hamleler, Erdoğan faşizminin Kürtlere dönük sınır tanımaz faşizm ve soykırım saldırıları ivedilikle karşı hamlelerle boşa çıkarılmalıdır. Rojava’dan, kuzey Kürdistan’dan, güneye kadar yaymaya çalıştığı soykırım Kürtlerin ulusal birliklerini artık bir tercih olmaktan çıkarmıştır. Kürtler buna zorunludur. Yarın daha büyük tehlikelerle karşılaşmamak için de buna zorunludur, bugün Türk devleti ve Erdoğan faşizmine karşı koymak için de buna zorunludur.
Bunun için HDP eşbaşkanları ve vekillerine dönük saldırılarda ortaya çıkan ulusal tutum ve tepkileri siyasal alana taşırmak gerekir. Kuzeyde her türlü teslim alma, soykırımdan geçirme yolunu kullanan, Rojava’da sadece Kürtler hak sahibi olmasın diye dünyanın en kirli ve insanlık onurundan yoksun çete sürüleriyle ittifak kuran Erdoğan faşizmi, bugün de güney Kürdistan’ın her tarafını işgal etme ve Kürdistan dağlarına büyük sefer hazırlığı yapmaktadır.
Kürtler buna karşı Erdoğan ve TC faşizminin B ve C planlarını tartışıp analiz etmek kadar, kendi planlarını da geliştirmek zorundadırlar. Bu durumda hiç bir Kürt gücünün ulusal birliğe zarar veren, ben Türk devletiyle de ilişki kurarım, deyip, diğer bir Kürdün katliamına çanak tutma hakkı yoktur. Böyle bir durumda zorunlu olarak kendi tasfiyesini de hazırlamış olacaktır.
Son günlerde güney Kürdistan sınırına devasa bir askeri yığınak yapıldığı herkesçe malumken ve Türk devleti durmadan güney Kürdistan içindeki askeri üslerine asker, silah, cephane taşıyorken başta KDP olmak üzere diğer tüm güneyli güçler yarın olacak şeylerden kesinlikle sorumlu olacaklardır.
Türk devleti KDP’nin ya da her hangi bir Kürt gücünün desteğini almadan Kandil, Zap ya da Şengal’e hiç bir sefer yapamaz. Kandil’e sefer olsa da sonu kesinlikle zafer olamaz. 2008 Zap seferi bunun en açık örneğidir. Dolayısıyla KDP ya da her hangi bir Kürt gücü Türk devletiyle değil, diğer Kürt örgütleriyle ittifak yapmak ve ulusal birliği esas almak zorundadır. Doğru olan da tarihin öne çıkardığı zorunluluk da budur.
Başa dönersek. Tarih Kürtlere kendini yeniden yaratmanın büyük olanaklarını sunmuştur. Ama eğer bu tarih doğru okunmazsa yarının hüsran olması muhtemeldir. Ancak, aksi daha büyük gerçekleşme olanağına sahiptir. Bunun yanında Kürtlerin bu olanakları değerlendirme fırsatı halen zaman aşımına da uğramamıştır. Özcesi Kürtler açısından imkanlar ve tehlikeler at başı yürümekte. Zorunlu olarak kendisini dayatan ise bu imkan ve olanakları hızlıca değerlendirmektir.