Rohat BARAN

Etkisi ortaya çıktığı ilk günlere göre sınırlansa da Koronavirüs gündemdeki yerini korumaktadır. Belki de virüsle yaşanmaya insanlar alıştırıldı. Ancak bu virüse ilişkin halen cevap verilmesi gereken çok fazla soru bulunmaktadır. Sorumlu hegemon güçler ve iktidarların yaptığı tek şey ise zihinleri bulandırmaya devam etmek, meçhul-belirsiz bir gelecek tablosu çizmek ve bu virüsün yarattığı ortamı şansa-fırsata çevirip daha fazla faydalanmaktır. Mesela bu virüs nasıl ortaya çıkı? Bunun bir cevabı yok mudur? Büyük bir ihtimalle durmadan 5 yıl, 10 yıl önce kendilerine yazılan raporlarda böyle bir felaketin ortaya çıkacağını söyleyen hegemon güçler nedenlerini ve nasılını da bilmektedirler. “Merdi Kıpti şecaat arz eylerken sirkatin söylermiş” diye güzel bir söz var. Bu hegemonlar da ne kadar güçlü olduklarını göstermek için bu konuda bilgi sahibi olduklarını ve yıllarca önce kendilerine raporlar verildiğini söyleyerek bu gerçeklerini itiraf etmiş oluyorlar.

Kuşkusuz bu virüsün ortaya çıkışı ve yarattığı sosyolojik gerçeklik sosyalist güçler dahil sistem karşıtı tüm güçler tarafından ayrıntılı değerlendirilecektir. Toplumsal ilişkilerde yarattığı tahribatlar, sosyal ve kültürel yapıyı bozan yanları, ekonomik ve siyasal yaşamı etkileyen boyutları ortaya konulacaktır. Çok fazla buralara girmeden halkların bu virüsün ortaya çıkışı ve sonrası süreci nasıl ele alması gerektiği konusunda bazı görüşler belirtmek istiyorum.

Bu virüsün ABD ve Çin gibi küresel hegemon güçlerin dünya liderliğini elinde tutmak amaçlı birbirini zayıflatmak için bir biyolojik silah olarak kullanıldığı yönünde görüşler bulunmaktadır. Sistemin kriz ve kaos içine girdiği, Üçüncü Dünya Savaşının yaşandığı ve yeni dengelerin ortaya çıkacağı koşullarda bu düşünce mantıklı ihtimaller dahilindedir. Neden mi? Çünkü ortaya çıkan sonuçlar daha çok da onların işine yarıyor da ondan.

Bir kere toplumda bu virüsle bir korku havasını hakim kılmışlar ve bunu kendileri açısından değerlendirmek istiyorlar. Diğer yandan kapitalizmin toplum düşmanı karakteri kendisini daha fazla görünür kılıyor ve insanları gönüllü olarak birbirinden ve tüm toplumdan kaçan, uzak duran bir hal ortaya çıkarıyor. Evet, bir yandan sisteme karşı daha fazla sorgulamalar ortaya çıkmışsa da sonunda topluma ölüm gösterilip sıtmaya razı edilerek evlere tıkılmıştır. Tabii ki, çalışabilecekler, kâr getirecekler işlerine devam etmişlerdir.

Belki tuhaf gelecek, ama Koronavirüs’ün ortaya çıkardığı sonuçlar ve DAİŞ’in ilk gelişme gösterdiği süreçler, yine etki biçimleri ne kadar da birbirine benziyor değil mi? İkisi de bir anda ortaya çıktı, ikisi de önüne ne çıktıysa yerle bir etmek istedi, ikisi de bazı devletler ya da iktidarları diz çöker noktaya getirdi, ikisi de toplumda korku havasını hakim kıldı. Bir heyula gibi ortalıkta dolaştı. Kapitalist modernite ve bu sistemi temsil eden güç için önemli olan tek şey, kâr elde etmeye devam etmek ve en büyük güç olmaktır. Onun dışında ahlak, vicdan ya da insani değerleri aramamak gerekir. Kuşkusuz insanız ve böyle düşünürüz, ama karşımızdaki güç böyle ahlaki değerler yoktur.

El Kaide’nin, ABD’nin Ortadoğu’ya müdahalesi için CIA tarafından örgütlendirilmiş bir güç olduğu ve İkizkuleleri vurdurduğu söylemleri çokça dillendirildi. Bu konuda bir sürü bilgi ve belge ileri sürüldü. Doğru ya da yanlışlığını tartışmıyorum, ama ABD 1990’da Körfez savaşıyla başlatılan süreci yeni bir aşamaya taşırmanın zeminini El Kaide gerekçesiyle Afganistan’a daha fazla yerleşerek kendisi açısından oluşturmuş oldu. Irak’ta ortaya çıkıp Suriye’de giderek etki düzeyi artan ve hacimsel olarak çok kısa zamanda yüz binlerce Km karelik alanda hüküm süren DAİŞ gibi bir güç ortaya çıktı ve bunun sonucunda ABD giremediği alanlarda söz söyler hale geldi. Koronavirüs de bu güçler gibi Allah’ın vermiş olduğu bir felaketmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Buradan yola çıkıldığında bu çetelerin ve virüsün aynı güçler tarafından ortaya çıkarılma düşüncesi çok daha fazla mantıklı gelmektedir. Önder Apo DAİŞ için “kapitalist modernitenin gübreliğinde yetişen bir güçtür” belirlemesinde bulunmuştu, dolayısıyla Koronavirüs de ister bilinçli üretilen bir biyolojik silah olsun, ister olmasın, kapitalist modernitenin gübreliğinde yetişmiştir.

Arap Baharıyla birlikte Araplar başta olmak üzere Ortadoğu halklarında yükselen özgürlük ve demokratik yaşam eğilimi DAİŞ eliyle ya bastırılmak ya da törpülemek istendi. Diğer yandan Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesinde koçbaşı rolü oynayacak ve herkesin korkup kaçtığı bir durum ortaya çıkarılacaktı. Nitekim öyle de oldu, DAİŞ’ten önce isminin gittiği birçok yer boşaldı ve hiç savaşmadığı halde Musul gibi yerler bir planın parçası olarak kendisine teslim edildi. Bugün KDP’nin Kürdistan’ın başkenti olarak ilan ettiği Hewlêr’in üçte ikisi DAİŞ geliyor söylemleri sonucu boşaltıldı. PKK gerillaları Mexmûr’da DAİŞ’i durdurmasaydı şu anda PKK’nin varlık gerekçelerini sorgulayan güçler de ortada kalmayacaktı. Kalsalar da Kürdistan’da değil de Amerikalarda milyarlarca dolarlık yalılarında olurlardı.

DAİŞ kapitalist modernist güçler ve TC’nin desteğiyle gelişimini sürdürdü. ABD’nin bir projesi vardı ve bölgeyi kendine göre dizayn etmek istiyordu. Onun için de önünde engel olacak kapıları DAİŞ koçbaşıyla kırmak istedi. Ancak ABD, DAİŞ karşısındaki zaferi kendisine mal etmek istese de tüm dünya Önder Apo’nun düşüncesiyle beslenen özgürlük güçlerinin onu yendiğini bilmektedir. Kobanê’de direnen özgürlük gerillaları DAİŞ’in de küresel hegemon güçlerin de TC’nin de hesaplarını altüst etti. Düştü düşecek denilen Kobanê direnişin kalesi haline getirildi ve DAİŞ’in sonunun başlangıcının yaşandığı alan haline getirildi.

Önder Apo’nun kapitalist modernist sistem ve bu sistemin gübreliğinde yetişen DAİŞ değerlendirmelerini doğru anlamak gerekmektedir. Bu çerçeveden Koronavirüs ele alındığında aslında bu virüsün Üçüncü Dünya Savaşında tıpkı DAİŞ gibi kullanılan bir araç olduğu daha iyi görülecektir. DAİŞ’le bölgesel düzeyde bazı statükoları yıkmayı hedefliyordu, bu virüsle küresel düzeyde bu amacını gerçekleştirmek istemektedir. Yine bu virüsle toplumda oluşturduğu korkuyla insanları karantinaya alarak sistemini restore etmek istemekte ve alternatif bir gücün ortaya çıkmasının zeminini ortadan kaldırmak istemektedir. Felsefi-teorik olarak sistem karşıtı güçlerin ideolojik güçlerini örgütlemesini ve eylem gücüne dönüşmesini engellemek için tüm toplumu evlere hapsetmektedir. Yine önemli bir neden de sistemin üzerine ağır bir maddi yük haline gelen yaşlıları ölüme terk ederek, aslında katlederek aylık milyarlarca dolar masraf yapmadan kurtularak kâr elde etmek istemiştir.

Dolayısıyla bu virüsün Üçüncü Dünya Savaşında kullanılan biyolojik bir silah olduğu sonucuna rahatlıkla ulaşılabilir. Virüse karşı bir çözüm bulunmadığı iddialarıyla geleceğe dair bir belirsizlik ve bu belirsizliğin doğurmuş olduğu korku dünyanın genelinde hakim kılınmak istenmekteydi. Böylece gelecek hakkında herkes tereddütlü olacak ve bunun ne kadar süreceği hakkında hiç kimse herhangi bir fikir sahibi olmayacaktı. Söz konusu insan yaşamı ve sağlık olduğu için tüm gündemler örtülecek virüs ön sıralarda yerini alacak, böylece virüsü yayan hegemon güçler vurgunlarını yapacak, sistemin yaşadığı kriz ve kaosu aşarak kendini yenileme önündeki engelleri de ortadan kaldıracaklardı.

Kuşkusuz bu virüs bilinçli üretilmemiş de olabilir, ama o da kapitalist modernitenin bir sonucu ortaya çıkmıştır. Yani devletçi iktidarcı zihniyet ve onun son temsilcisi olan kapitalist modernite sistemi doğal olarak bu tür virüslerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu sisteme karşı da kadın özgürlükçü, ekolojik, demokratik toplum paradigmasını koyarak sonuç alınabilir. Virüse ilaç aranıyorsa ilaç ahlaki-politik toplumdur. İlaç kapitalist modernitenin yıkılmasıdır. Önder Apo’nun düşünceleriyle savaşan güçler nasıl ki kapitalist modernitenin gübreliğinde yetişen DAİŞ’i yenilgiye uğrattılar, aynı biçimde Önder Apo’nun ideolojik, teorik, felsefi düşünceleri ve bu düşünceler temelinde örgütlendirilmiş yaşam ve eylem gücü de Koronavirüsün ve onu ortaya çıkaran kapitalizmin sonunu getirecektir.