Yaşamın düşürülmüşlüğünü anlatmakta zorlanıyor insan. Yaşamı düşürmek, öz olandan, ahlaki olandan uzaklaştırmak için iktidarlar kurup, devletler inşa etmek. Devletler kurup, iktidarlaşarak yaşama ihanet etmek!
Belki de bunun yapan sadece insan türüdür, bu türün içinden erkek olanıdır. Tanrıça-Ana'nın eşitlikçi, ekolojist, komünal sisteminden, kültüründen kopan erkek, erkek aklı devletleşerek, iktidarlaşarak yaşama en büyük ihaneti yaptı. Kurduğu iktidar mekanizmalarıyla, kurumlarıyla, geliştirdiği bireycilik ile iktidarını daha da derinleştirerek, yaşama olan ihanetini günümüze kadar taşıdı.
Bunu kimi zaman köle, kimi zaman serf, kimi zaman işçi yaratarak yaptı. Daha da korkuncu işsizliği yaratmasıdır. Gerçekten de işsizlik insanlık için yüz karartıcı bir durumdur. İşsizlik yaratan sistem en gaddar sistemdir. Doğada bir karınca bile işsiz kalmazken, evrenin en gelişmiş canlısı olan insanın işsiz kalmasının nedeni, uygarlık-iktidar sisteminin günümüz versiyonu olan kapitalizmdir.
Kölenin bir işlevi vardır. Köleler işsiz değildi. Onlar özgürlükleri zorba iktidar sahipleri tarafından ellerinden alınmış insanlardı. Dolayısıyla 'sahiplerini' alt etme veya onlardan kaçma durumlarında özgürleşebilirler. Ama kapitalist modernite çağında insanlar köleliğin günümüz versiyonu olan işçileşmek için yarışıyorlar. Hem de hiçbir efendinin kölesine çektirmediği zulmü patronlardan çekme pahasına. Kapitalist modernite yüz kızartıcı işsizliği göstererek insanları işçileşmeye gönüllü hale getirmekte. Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek gibi!
Çağımıza bu perspektifle baktığımızda, kapitalizm gerçekten de bir insanlık suçudur. Kendini bilimciliğin binbir maskesi altında gizlemeye çalışan bir suç, dini tabirle günah. Köle, serf, işçi daha da ötesi işsiz yaratan sistem insanlığın sırtında kocaman, çok çirkin bir kamburdur. Hemen terk edilmesi gereken, bir an önce tarihin çöplüğüne atılması gereken bir sistemdir. Tedavi edilmesi gereken bir hastalık!
Kapitalist moderniteyi alt etmek, onu aşmak ancak (erkek) iktidar tarafından gasp edilen Tanrıça-Ana kültürüne dönmekle mümkündür. Bugün demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü toplum paradigmasıyla, Ana-Tanrıça tüm ihtişamıyla, çağımız insanına, toplumuna göz kırpmaktadır. Demokratik modernite sistemimiz Tanrıça-Ana'nın insanlığa olan adalet, eşitlik, mutluluk, güzellik ve demokrasi çağrısıdır.
Bu çağrıya kulak vermek, ona koşmak, bütünleşmek, içselleştirmek insanlığın tek kurtuluş yoludur. Aksi durum, Bilge insanın da belirttiği gibi yamyamlıktır ve insanlıktan düşmedir. Tüm insanlığı demokratik modernite sistemine çağırmak düşürülmüş, ihanet edilmiş yaşamdan insanlığı kurtarmak, yürekli bir özgürlük taraftarı ve Ana-Tanrıça'nın yiğit bir evladı olmaktır!
Van F Tipi Cezaevi