31 Mart yerel seçimlerin ardında oluşan tabloya, Türkiye’nin geleceği açısından önemli değişimleri beraberinde getirecek anlamlar yüklendi. İktidar kanadı bu seçimleri beka sorunu olarak ele alıp, uydurduğu yalanlara kendisi de inanıp kendince bir seçim stratejisi çizdi. Yalana dayalı bu propagandalar halkta pek karşılık bulmadı. Seçimle gelen seçimle gitmeye pek niyetli olmadığını seçim sonrasındaki tutumunda göstermiş oldu. Tayyip Erdoğan diktatörlük heveslerini gerçekleştirmek için ellerindeki bütün kozları masaya sürmüş durumdadır.
AKP ve Cumhur İttifakı Türkiye’yi yöneten bir suç şebekesine dönüşmüştür. Tek adam rejiminde devletin hiç bir kurumu bağımsız değildir ve olamaz. Kuvvetler ayrılığı denilen kurumsal kimlikler anlamlarını yitirmişlerdir. Yasama erki yerine KHK ile işler yürütülüyor. Meclis işlevsiz ve anlamsız içi boş bir mekana dönüştü. Yargıya güven kalmamıştır, çünkü hukuk işlemiyor. Diktatörlüğün emrindeki mahkemeler, AKP’nin soruşturma komisyonları gibi çalışıyor. Ordu ve emniyet güçleri AKP’nin paramiliter gücü haline geldi. YSK da benzer bir durumdadır. Adil davranmıyor. Kürdistan’daki usulsüzlüklere göz yummaktadır. İtirazlar dikkate alınmamakla birlikte kazanılmış belediyeleri KHK gerekçeleriyle AKP’ye devretmesiyle faşizmin hizmetine nasıl girdiğini yeterince ispat etmektedir.
Türkiye, AKP iktidarları boyunca çok ciddi yapısal sorunlar edindi. Türkiye’yi yöneten suç örgütünün lideri Tayyip Erdoğan yaptığı sistem değişikliğiyle kalıcı yapısal sorunlara imza attı. Kendisi iktidardan düşse bile geride bıraktığı sorunların kısa sürede aşılması mümkün görünmemektedir. Tıpkı DAİŞ’in yenilgiye uğratılmasıyla, yaratığı sorunların bitmesi anlamına gelmediği gibi. Tayyip Erdoğan, halkta umutlar yaratarak, beklentiler içinde tutarak, sürekli yalanlar üreterek ve bu konuda büyük bir medya gücünü de kullanarak halkı inandırıp iktidarını sürdürdü ve süreklilik kazandırdı. Devlet imkanlarını, kendi hırslarını gerçekleştirmek için fütursuzca kullandı, ülke kaynaklarını tüketti. Yeni Osmanlıcılığa soyunarak yayılmacı ve işgalci politikaları esas aldı. Dünya liderliği gibi çapından fazla abartılı rollere talip oldu, toplumu kuru soğana muhtaç hale getirdi. Bölgesel savaşa balıklamasına daldı, Kürtleri stratejik düşman olarak ilan etti ve bütün cephelerden saldırmaya başladı.
İş bununla da sınırlı kalmadı. Dış politikada, ekonomide çok ciddi kriz hali içindedirler. Toplumu açlıkla terbiye etmeye çalışarak, baskı ve zoru dayatarak, korku iklimi yaratarak kontrolü sağlamaya çalışıyor. Her türlü muhalefete de diş bilemekte, tasfiye etmeye çalışmaktadır. Millet İttifakını terörist, vatan haini ilan ettiler. Zillet ittifakı olarak adlandırıp halkta yeni bir düşman algısı yarattılar. Bütün bu akla ziyan taktikler işe yaramadı ve seçimlerde beklenen sonuç elde edilemedi. Yüksek uçmaya çalışırken ve bunun hesapları içindeyken alçağa düştüler.
Bu seçim Erdoğan’ın gururunu incitti, küçük düşürdü. Seçim gecesi balkondaki yalnızlığı, saltanatını kaybettiğinin görüntüsüydü. Ayakları altındaki zeminin kaydığını kendisi de çok iyi fark etmiş durumdadır. AKP’nin kaybettiği belediyelerde ortaya çıkan yolsuzluklar, yapılan israflar ve borçlanmalar, özellikle de Kürdistan’da ki kayyımların hoyratlıklarına bakıldığında “benden sonrası tufan” dercesine tam bir talan gerçekleştirmişler.
Biraz daha deşildiğinde kirli çamaşırları daha faza ortaya çıkacaktır. Yürüdükçe paçalarından pislik dökülen bir yönetici güruhunun ülkeyi ne hale getirdikleri bütün açıklığıyla ortadadır. AKP-MHP faşizmi için süreç aleyhte işlemeye başlamıştır. Yaz sıcaklarıyla birlikte kar gibi eriyeceklerdir. Bu erimenin önüne geçmek için akıl almaz senaryolar üretip uygulayacaklarından kimse kuşku duymasın. Askeri darbelerden daha beterine başvuracaklarının ilk sinyallerini Ankara Çubuk’ta vermiş oldular. Türkiye’yi yöneten bu suç örgütü şiddette hızını alamayarak CHP liderine linç girişimine kadar işi vardırmış oldu. Tecride karşı direnen Anneleri yerlerde sürükleyecek kadar alçalan bir devletten her şey beklenmelidir.
Tayyip Erdoğan’ın yeni yalanlarına aldanmamak gerekir. “Türkiye ittifakı, kızgın demiri soğutma” safsatalarına kanmamak gerekir. Ülkeyi ve toplumu kaos halinde tutarak, gerektiğinde çatıştırarak ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin Ömer El Beşir’i artık miadını doldurmuştur ve iktidardan uzaklaştırılması gerekmektedir. Diktatörlük ve Demokrasi arasındaki hatlar önümüzdeki süreçte daha da keskinleşecektir. Kitlesel uyanış, haykırış ve başkaldırış olmazsa, faşizm daha da kurumsallaşacaktır. Demokrasi hepimizin ortak paydası olacaksa ve bunun için mücadele edilecekse, AKP-MHP faşizmini durdurmak yetmiyor onu iktidardan alaşağı etmek gerekiyor.