
Bölgede yaşayan ve uzun yıllardır araştırmalar yapan Biryol, kaleme aldığı kitabında ekolojik yıkım ve kimlik yıkımı arasında bağ kuruyor "Ermeniler'den, Rumlar'dan arınan Karadeniz çok mu güzel oldu?" diye soruyor. Biryol, bölgede bilinçli yürütülen Kürt düşmanlığı politikasını da ancak Kazım Koyuncu gibi barış dilini yaşatma çabası gösterecek insanların tersyüz edebileceği görüşünde.
Karadeniz'e yönelik en bilinen klişe yanlışlardan biri tüm Karadeniz halklarını Laz olarak tanımlamak. Oysa Karadeniz'de Gürcü, Çerkes, Hemşin, Rum olmak üzere çok sayıda halk birlikte yan yana yaşıyor. Bölgede yaşayan gazeteci Uğur Biryol'un İletişim Yayınları'ndan çıkan "Karadeniz'in Kaybolan Kimliği" isimli kitabı, işte Karadeniz halklarının etnik, kültürel ve sosyal boyutunu merak edenlerin sorularına bir kapı aralıyor.
Halkların birbirini anlama çabası
Biryol'un Karadeniz halklarının izini, kimi zaman bir gazeteci refleksiyle, kimi zaman bir kültür araştırmacısı, kimi zaman da sadece yöre insanı dürtüsü ile araştıran kitabına, Laz şiirinin önemli kadın şairlerinden Selma Koçiva ve gazeteci Tan Morgül'ün de aralarında olduğu çok sayıda kişi katkı sundu. Memleket Kitapları Dizisi'nde yayımlanan kitabın kapak konseptini de gazeteci-yazar Ümit Kıvanç hazırladı.
Okurların çok kültürlülüğün mirasına, hafızanın ve unutmanın, unutturmanın izlerine Ordulu bir Ermeni bakırcı ustasının hikayesi üzerinden de tanık olduğu kitapta aynı zamanda popüler kültürde Karadenizli ve Laz algısına da değiniliyor.
"Büyükşehirde Laz kimliği nasıl değişiyor", "Nasıl ajite oluyor" ve " Metropol Lazı nasıl birisidir?" sorularının da kimi makalelerde merkeze konulduğu kitaba ilişkin derleyicisi Uğur Biryol, kitabı hakkında "Bu derleme halkların birbirini anlaması adına bir çaba olarak da okunabilir" tavsiyesinde bulundu okurlar için.
Kimlik ne demektir?
Karadeniz'deki ekolojik yıkım ve kültürel yıkım arasında paralellik de kuran Biryol, "Kimlik ne demektir? Bir insan kendini neye yakın hissediyorsa, odur diyorum. Bu insanlar geçmişte bir arada yaşayabilme becerisini göstermiş ama birileri de çıkmış demiş ki; 'Buralar Türk'lerin, sizin değil'. Bu hakkı onlara kim bahsetmiş, bunu tartışmak gerekir. 'Ermeni'lerden, Rum'lardan arınan Karadeniz çok mu güzel oldu? Başınız göğe erdi mi?' diyesim geliyor? Karadeniz'de ve dünyanın dört bir tarafında Hıristiyan ve Yahudi toplumları gelişmişliğin sembolü olarak bilinir. Karadeniz bölgesindeki en büyük sanatkarlar, üreticiler de gayrimüslimlerdi. Onların sahip olduğuna hiç emek vermeden sahip olma iştahı, devlet politikası haline gelince, kimlikler ve insanlar kaybolmaya başladı" diye konuştu.
Barış dilini yaşatma çabası
Yıllardır Karadeniz'de bilinçli bir milliyetçilik politikası sürdürülüyor. Biryol'a göre bu da devletin bilinçli politikalarından biri. "Karadeniz'in ve Karadenizlilerin milliyetçi hassasiyetini iyi bilen ve buna zemin hazırlayan devlet, yıllarca Kürtlerin mücadelelerini bir halk nezdinde düşmanca besledi ve bu hale getirdi" diye konuşan Biryol, "Diyarbakır'da herkes Karadenizlileri sever ama Karadeniz'de kimse Kürtleri sevmez. Bu altyapının müsebbibi bellidir" diyor.
Biryol, devletin bu düşmanlaştırma politikasını da ancak, dağların çocuklarından denizin çocuklarına selam yollayan Kazım Koyuncu gibi barış dilini yaşatma çabası gösterecek insanların tersyüz edebileceğini vurguladı.
Biryol, Türkiye Cumhuriyeti'nin en başat politikalarından biri olarak gösterdiği halkları, genelin içinde, bir potada eritme politikasına kitapta yine bu minval üzerinde duruyor. "Karadeniz bölgesinde yaşayan herkes Karadenizlidir gibi bir dayatma var ama Karadeniz'de yaşayan halk zenginliğinin görmezden gelinmesi bir korku unsurunun işareti" diyen Biryol, "Lazca, Hemşince, Gürcüce, Pontusça türküler söylüyor gençler ve ne oluyor bu ülke mi bölünüyor?" diye soruyor.
Bölgedeki ekolojik yıkıma ve sermaye talanına da değinen Biryol, bu konuda ise şunları söyledi: "Kendilerinin hakim olacağı bir dünya tahayyülünde olanların vandallık çabaları var. Doğa yıkıcılığı, hayat yıkıcılığıdır. Bir insan yaşamanın hiçe sayılmasıdır. E tabii bunları dert edinen insanların sayısı bir avuç olunca işleri kolaylaşıyor. Karadeniz iştah kabartan bir bölge. Her şeyden önce su var bu bölgede. Suyu yönetmek veya suya sahip olmak onların en büyük meselesi."
EVRİM KEPENEK/DİHA/İSTANBUL