- Egemen sistemler, her zaman özgür ruhlu ve bilinçli kadınlardan korktu, çünkü kadınlar bir araya geldiğinde, düzen ne kadar güçlü olursa olsun sarsabilecek bir güce dönüşebiliyor.
- Bir kadının direnişi, yalnızca kendisiyle sınırlı kalmaz; evine, sokağına, çocuğuna ve hatta geleceğin babalarına kadar uzanır; yarının çocuklarının büyüyeceği dünyayı değiştirir.
Robîn ZANA
1888 Londra'sında bir kibrit fabrikasında çalışanlar için hayat, artık dayanılmaz bir noktadaydı. Üstelik bu ağır sömürüye göğüs gerenlerin çoğunluğu, yaşları 12-20 arasında değişen gencecik kız çocukları ve genç kadınlardı. Sabahın ilk ışıklarıyla girdikleri fabrikada saatlerce ayakta çalışıyor; zaten karın tokluğuna denk gelen düşük ücretlerinin keyfi cezalarla gasp edilmesini çaresizce izliyorlardı. Konuşmak, kural dışı küçücük bir hareket, anında para cezası demekti. Onları sokağa döken ise yalnızca yoksulluk değildi. Asıl öfke, çalışırken bedenlerinin ve sağlıklarının göz göre göre ellerinden alınmasıydı.
Kibrit yapımında kullanılan ucuz beyaz fosfor, o genç kızların ve kadınların bedenini içeriden kemiriyordu. Beyaz fosfora uzun süre maruz kalmak, çene kemiğinin çürümesine ve yüzde kalıcı şekil bozukluklarına yol açan "fosfor çenesi" olarak bilinen hastalığa neden oluyordu. Şirket sahipleri ise daha güvenli üretim yöntemleri olduğunu bilmelerine rağmen kârlarından ödün vermemek adına bu zehirli maddeyi kullanmaya devam ediyordu. (Nitekim yıllar sonra, 1898'de yapılan resmi incelemelerde fabrikadaki zehirlenme ve ölüm vakalarının üstünün örtüldüğü ortaya çıkacaktı.)
Sonunda bardağı taşıran olay ise fabrika yönetiminin işçilere çalışma koşullarının "mükemmel" olduğunu iddia eden yalan bir belgeyi zorla imzalatmak istemesi oldu. Genç kadınlar, bu dayatmayı reddetti. Üstüne bir de arkadaşlarının işten çıkarılması eklenince, yıllardır biriken öfke sonunda sokağa taştı ve yaklaşık bin 400 kadın işçi tezgahları bırakarak greve gitti.
Bir arkadaşlarının işten atılması, diğerlerinin susmasına değil, onların da ayağa kalkıp arkadaşlarının yanında durmasına neden oldu.
Bu grev, artık birkaç kuruş zam istemekten çok daha fazlasıydı; bedenlerine ve emeklerine sahip çıkma mücadelesiydi. Kadınlar sokağa çıktığında, artık kimse olan bitene sessiz kalamadı. Dönemin bazı gazetecileri ve hak savunucularının verdiği destek, elbette önemliydi ama bu direnişi asıl büyüten şey, kadınların kendi aralarında örgütlenmesi ve birbirlerine sahip çıkmasıydı.
Kibritçi kızların direnişi, o güne kadar tek başına bırakılan kadın işçilerin sendikalaşmasının da önünü açtı. Bir araya geldiklerinde patronların karşısında ne kadar güçlü olabileceklerini de gördüler.
Onlar, önce bedenlerini, sonra haklarını korumak için birleştiler. Yaktıkları tek bir kibritle kadın işçilerin sendikalaşmasının fitilini ateşlediler ve bize şunu gösterdiler: Kadınlar bir araya geldiğinde, karşılarında duran düzen ne kadar güçlü olursa olsun onu sarsabilecek bir güce dönüşebiliyor. Bir kadının direnişi, yalnızca kendisiyle sınırlı kalmaz; evine, sokağına, çocuğuna ve hatta geleceğin babalarına kadar uzanır. Bugünün kadınları yalnızca kendi hayatlarını değil, yarının çocuklarının nasıl bir dünyada büyüyeceğini de değiştirir. İşte bu yüzden egemen sistemler, her zaman özgür ruhlu ve bilinçli kadınlardan korkmuştur.