
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, siyası soykırım operasyonlarının kesinlikle Kürt halkının iradesini kırmaya, örgütlülüğünü dağıtmaya yönelik olduğunu kaydederek, bunun yanıtsız kalmayacağının altını çizdi.
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, ANF’nin sorularını yanıtladı. ANF’de yayınlanan uzun söyleşinin bazçı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz.
AKP Hükümeti, Kobanê serhildanıyla birlikte yeni bir tutuklama furyası başlattı. AKP neyi hedefliyor?
Bu, Kürt halkının iradesini, özgürlük gücünü, örgütlülüğünü kabul etmeyen Türk devletinin kültürel soykırımcı sömürgeci refleksidir. İradeli Kürt, direnen Kürt, örgütlü Kürt’ü kabul etmiyorlar, sindiremiyorlar. Tarihte ne zaman Kürtler biraz direnişe geçmiş, örgütlenmişse Türk devleti derhal harekete geçmiş, bilinçli Kürtleri zindanlara atmıştır. Kürdistan tarihi Kürtlerin örgütlü, bilinçli ve mücadele iradesi ortaya çıktığı dönemlerde hep bu tür saldırıların yapıldığını ortaya koymaktadır.
En iyi savunma saldırıdır anlayışıyla haksız ve suçlu olduğu halde Kürt halkını, HDP’yi suçlamaya ve tutuklamalara yönelmişlerdir.
Seçim de yaklaşmaktadır. HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aldığı önemli bir oy vardı, yükselişe geçmiştir. Bu psikolojik savaşla HDP’yi suçlayarak Cumhurbaşkanlığı seçimindeki etkisini kırmaya çalışmaktadır.
Aynı zamanda AKP içeride ve dışarıda teşhir olan yüzünü gizleme ve iç politikadaki sıkışıklığını gidermek çin böyle bir saldırı kampanyası başlatmıştır.
Son günlerdeki HDP heyetinin görüşmelere atfen ılımlı açıklamaları tutuklamaları durdurmadığı gibi, daha da arttırmış bulunmaktadır. Neden?
Türk Hükümeti, çözüm süreci olarak ifade ettği, yıllardır süren ama hiçbir adım atılmayan, sadece İmralı’ya gidiş gelişlerle toplumda beklenti yaratan bir durumun bundan sonra da yaşanmasını istiyor.
AKP Hükümeti bu süreci esas olarak da bir oyalama, aldatma ve tasfiye etme politikası olarak yürüttüğünden, böyle gördüğünden ortaya çıkan olumlu durum da giderek anlamsızlaşmaktadır. Hatta Kürt sorununun çözümsüzlüğünde daha da olumsuz rol oynayan bir çürütme, oyalama, aldatma ve Kürt sorununu öteleme durumu ortaya çıkardığından da giderek olumsuz bir rol oynamaktadır. Bu açıdan İmralı’ya gitmek çok önemliymiş gibi, İmralı’ya bir heyet giderse ya da birileri giderse sanki olumlu bir şeyler oluyormuş, çözüm süreci gelişiyormuş, çözüm olacakmış gibi bir yaklaşım içinde olmak da yanlıştır. Sanki heyet İmralı’ya giderse her şey düzelecek, olumlu gelişmeler olacak, işler iyi gidiyormuş, çözüm süreci tıkandığı yerden yeniden başlıyormuş gibi bir değerlendirme, bir yaklaşım içinde olmak doğru değildir.
AKP Hükümeti, devlet bu gidiş gelişleri kendileri için bir tehlike olarak görmüyor. Bunu bir oyalama aracı olarak yıllarca da kullanabilirler. Zaten şimdi de arzuladıkları budur.
Önder Apo, Kürdistan Özgürlük Hareketi, Kürt toplumu, demokratik siyaset artık eski biçimi kabul etmediği için sorun ortaya çıkıyor.
Kriz denen şey de bu muydu?
Ortaya çıkan, kriz denen şey de budur. Ortada kriz olarak bahsedilen konu, AKP’nin İmralı’ya gidiş gelişleri eski biçimde sürdürmek istemesi sonucunda yaşanmaktadır. Yapılan görüşmeleri müzakereye evriltmemek, Kürt sorununun çözümünde adım atmamak konusunda ısrar ettiği için mevcut gerilim yaşanmaktadır. Yoksa İmralı’ya gidiş için de, İmralı’ya birkaç kişinin gönderilmesi konusunda da ortada bir sorun yoktur. AKP bunu her zaman gönderebilir. İmralı’ya giden heyet üç kişiyse bunu beş kişi yapabilir; oradaki tutukluları değiştirebilir. Bunlar başlı başına diyalogdan müzakereye geçildiği anlamına gelmiyor. Bu bakımdan böyle görmemek de gerekiyor.
Bu çok olumlu değil mi?
Oraya üç kişi değil de beş kişi gidecek, bu çok olumludur ya da oradaki tutuklular değiştirilecek bu çok olumludur gibi bir yaklaşım içinde olmak tarihi bir olay, yüz yıllık bir olay açısından hafif ve yüzeysel bir yaklaşım olur. Kuşkusuz heyet de genişlemeli, tutuklular da değişmeli, sekreterya ve izleme komisyonu kurulmalı, yine tarafsız insanlardan, şahsiyetlerden uluslararası alanda ve Türkiye içindeki itibarı olan aydınlardan, Birleşmiş Milletler’in kurumlarının temsilcilerinden teşkil edecek bir üçüncü göz de olmalıdır. Önder Apo’nun koşullarının değişmesi gerekmektedir. Önder Apo tüm bunları Kürt sorununun çözümünde müzakere ve adımlar atılması için istemektedir.
2009 yerel seçimleri ardından siyasi soykırım operasyonları başlatılmıştı ve halen yargılamalar sürüyor, tutuklular var. Tarihin tekerrür etmemesi için nasıl bir tavır göstermelidirler?
Bugün de 6-8 Ekim olaylarından sonra yapılan tutuklamalarla 2009 yerel seçimleri ve Habur’dan demokratik çözüm grubunun gitmesinden sonra gerçekleşen siyasal soykırım operasyonları aynı mantıkla yapılmaktadır. Bu siyasi soykırım operasyonları başlatılırken gösterilen gerekçelerin hepsi uydurmadır, hepsi hikayedir, hepsi yalandır. Sadece bu siyasi soykırım operasyonlarını meşrulaştırmak için yürütülen psikolojik savaş argümanlarıdır. Başka türlü izahatlar kesinlikle kendini kandırmaktır, toplumu kandırmaktır. Bu çerçevede de tüm demokrasi güçleri ve Kürt halkı 6-8 Ekim olaylarından sonra ortaya çıkan psikolojik savaşı ve tutuklamaları tamamen Kürt halkının örgütlülüğünü ve iradesini kırma ve Kürtlere kendi istedikleri politikaları kabul ettirme zihniyetinin, politikasının, hedefinin bir parçası olarak görmelidirler.
O dönem doğru bir tutum takınıldı mı?
2009 yılındaki siyasi soykırım operasyonları döneminde Kürt demokratik siyaseti, Kürt Özgürlük Hareketi, halkımız ile Türkiye ve dünyadaki demokrasi güçleri doğru bir tutum takınmadılar. Bu siyasi soykırım operasyonları karşısında hemen direnişe geçilmesi, güçlü serhildanlarla cevap verilmesi gerekirken, tutuklamalar izlendi. Şu andaki Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan da bu tutuklamaların teorisini yapıyor, meşrulaştırmaya çalışıyordu.
Bütün Kürt halkının, Kürt demokratik güçlerinin bu gerçeği görerek bütün tutuklamalara tepki göstermeleri; her tutuklamayı serhildan gerekçesi yapmaları lazım. Bir mahalleye polisler tutuklama için geldi mi mahallenin direnmesi gerekiyor; bir kasabaya geldi mi kasabanın direnmesi gerekiyor, siyasetçileri vermemesi gerekiyor. Demokrasi mücadelesi budur. Rahatlıkla tutukluyorsa, zindana atıyorsa, yargılıyorsa, çürütüyorsa zaten Türk devleti çözüm için adım atmaz. Kürt sorununu çözme gereği duymaz. Nasıl olsa Kürtleri bastırıyor, sindiriyor, eziyor ve Kürtlerin taleplerinin karşılamasının önüne geçiyor. O zaman niye çözsün!
Şimdi de bir sessizlik mi var?
KCK operasyonları yeni biçimde sürdürülüyor. O zamanki sessizlik nasıl yanlıştıysa şimdi de yanlıştır. Bu kadar tutuklamalar varken, her gün insanlar tutuklanırken Kürt demokratik siyaseti sokağa çıkmıyor, toplum sokağa çıkmıyor. HDP ciddi bir tutum geliştiremiyor. Bu olabilir mi? Bu, yanlıştır. Bu, kanıksamaktır, bu sömürgeciliği meşru görmektir. Sömürgecilerin uygulamaları meşru değildir. Anayasası da, yasaları da meşru değildir.
Sizin tutumunuz nasıl olacak?
Kürt Özgürlük Hareketi olarak bizim tutumumuz açıktır. KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı defalarca bu siyasi soykırım operasyonlarına karşı açıklama yapmıştır. Kürt halkının ve demokrasi güçlerinin buna karşı direnmesini istemiştir. Bu direnişin meşru olduğunu ortaya koymuştur. Bu siyasi soykırım operasyonlarını meşru görmüyoruz, direniş gerekçesi görüyoruz ve bu operasyonları yapan bir Hükümetin de Kürt sorununu çözemeyeceğini söylüyoruz. Tamamen demokrasi karşıtı, özgürlük karşıtı, Kürt sorununun çözüm zeminini ortadan kaldırmak, Kürt sorununun çözümünü isteyen güçleri sindirmek için yapılan operasyonlar olarak görüyoruz.
Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi olarak bu operasyonlara karşılık vereceğiz. Daha önce KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı da bu yönlü açıklamalar yaptı. Yine Yürütme Konseyi üyeleri de bu tutuklamalar karşısında gerillanın da harekete geçeceğini ve misillemede bulunacağını söyledi. Ayrıca Kürdistan’da işgalci, sömürgeci, kültürel soykırımcı kurum sorumlularının ve Kürt halkına karşı suç işleyenlerin tutuklanacağını ilan etti. Dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketi de AKP’nin tutuklamalarına karşı kendisi de halka karşı suç işleyen askerleri, polisleri, kaymakamı, devlet memurlarını, AKP’ye işbirlikçilik yapan güçleri tutuklayacak ve kendi hukuku çerçevesinde yargılayacaktır. Bu da Kürt halkının, Kürt Özgürlük Hareketi’nin hakkıdır.
Kürdistan’da meşru olmayan güç Türk devletinin askeridir, polisidir, yargı gücüdür. Bunları tanımıyoruz. Türk devleti demokratikleşmediği müddetçe de ordusu da işgalcidir, polisi de işgalcidir, yargısı da kültürel soykırımcıdır, siyasi soykırımcıdır. Kürt halkının üzerinde baskı kurmak ve Kürt halkının iradesini kırıp teslim almayı hedefleyen kurumlardır. Bu açıdan da Kürt Özgürlük Hareketi, AKP’nin, Türk devletinin siyasi soykırım operasyonları karşısında Kürt halkının özgürlük ve siyasi iradesi olarak suçlu olan devlet görevlilerini de, AKP’lileri de tutuklayacak, evrensel hukuk ve insan hakları çerçevesinde yargılamasını yapacaktır.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin bu tutuklamaları yapma hakkı vardır. Türk devletinin tutuklamaları meşru olacak, öldürmeleri, yargılamaları meşru olacak ama Kürt halkının özgürlük iradesi olan Kürt Özgürlük Hareketi’nin adalet kurumlarının yargılaması meşru olmayacak, buna karşı çıkılacak! Bu kabul edilemez. AKP’nin politikalarına karşılık vermeyen, AKP’nin politikalarına sessiz kalan hiç kimse Kürt Özgürlük Hareketi’nin meşru uygulamalarını, meşru tutuklamalarını ve yargılamalarını eleştiremez ve bu yönlü değerlendirmede bulunamaz.
BERİTAN SARYA/ÇEKDAR TUFAN/ANF/BEHDİNAN
Süreç karşılıklı işler
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, sürecin karşılıklı işleyeceğini belirterek, siyasi soykırım operasyonları konusunda “Biz de tutuklama yapmak durumunda kalırız” uyarısında bulundu.
Medya Savunma Alanları’nda PKK’nin 36. kuruluş yıldönümü kutlamalarında konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, 27 Kasım’ın Kürdistan’da ve Ortadoğu’da yeni bir tarihin başlangıcı olduğunu ifade ederek, “27 Kasım kararlaşması, Kürdistan’da direnişçi ve kendine sahip çıkan bir halk yarattığı gibi, Ortadoğu’da da devrimsel gelişmelere kapı aralamıştır. Bu nedenle Kürt halkı ve mücadelesi gericilik tarafından hedeflenmektedir” dedi.
PKK’nin 37’nci yıla her dönemden daha güçlü girdiğini ve böyle bir dönemde müzakere ve diyalog yoluyla çözüm istediklerinin altını çizen Karayılan, pratik adımlar atılmadığı sürece AKP’ye herhangi bir güven beslemenin söz konusu olamayacağını belirtti. Karayılan şunlara dikkat çekti: “Türkiye Başbakanı her alanda yaşamsallaşan bir çatışmasızlığın gerektiğini belirtiyor. Biz buna varız ama önce Türk devleti her açıdan ateşkesin gerektirdiği gibi yaklaşmalı ki biz de bunu yürütebilelim. Bir yandan savaş hazırlığı anlamına gelen yeni askeri üs inşaları ve baraj yapımları sürerken, diğer yandan da gençlerin canına kıyarsa ve siyasi soykırım operasyonlarıyla onlarca Kürt gencini tutuklarsa, o zaman tek taraflı olarak bu sürecin yürümeyeceğini de herkes bilmelidir. Bundan sonra eğer onlar tutuklamaları durdurmazlarsa, karşılığında biz de mecburen tutuklamalar yapmak durumunda kalırız. Eğer bu tür olayların yaşanması istenmiyorsa, o zaman bu türden, sürecin ruhuna aykırı davranışlardan bir an önce vazgeçmelidirler.”
ANF/BEHDÎNAN