Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, Türk ordusunun 'Pençe 3' adı altında Heftenîn’i işgal saldırısının ilk gününde biraz ilerlediğini belirterek, "Gerilla, 2. gün Pençe 3’ü kırdı ve onların o pençesini kırıp attı. Ciddi bir darbe yiyip, sarsılıp sersemlediler. O günden sonra bir kademe gerileyip durdular. Halen bulundukları yerlerde bekliyorlar" dedi.
“Bizim de elimizde belli bazı belge ve bilgiler vardır” diyen Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, Amed, Suruç ve Ankara Garı katliamlarının, bir proje ve plan olarak bizzat Erdoğan’ın bilgisi dahilinde yapıldığını söyledi.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi ve Halk Savunma Merkezi Karargah Komutanı Murat Karayılan, Dengê Welat Radyosu’ndaki Özel Program’da Arjîn Ferat’ın sorularını yanıtladı. Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin çok önemli bir dönemden geçtiğini, bu dönemde yaşanan ve önümüzdeki bir yıl içerisinde yaşanacak gelişmelerin, geleceği belirlemede önemli bir rolü olacağını kaydeden Karayılan, böylesine önemli ve stratejik bir süreç olduğunu vurguladı.
Sömürgeciliğin, Kürdistan Özgürlük Mücadelesine karşı topyekun bir savaş başlattığını belirten Karayılan, AKP-MHP-Ergenekon rejiminin, faşist sistemlerinin sürdürülmesini ve kalıcılaştırılmasını Kürdistan Özgürlük Mücadelesinin ve Kürdistan halkının kazanımlarının tasfiyesine bağladığını kaydetti. Birçok bakımdan ciddi kriz ve zayıflıklar yaşamasına rağmen yine de tüm imkanlarını seferber edip Kürtlere karşı savaşarak iktidarlarını ayakta tutmaya, faşist sistemlerini kalıcılaştırmaya çalıştıklarına işaret eden Karayılan, "Bu anlamda biz ile soykırımcı sömürgeci faşist Türk devleti arasında çetin bir savaş vardır ve önümüzdeki süreçte bu daha da çetinleşecektir" dedi.
Erdoğan’ın talimatıyla katliamlar yapıldı
Türk Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın, Türkiye’de Kürt sorununun çözümünde gelinen son aşama olan Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddederek, başkanlık hayalleri için savaşta karar kıldığını hatırlatan Karayılan, "Savaşı geliştirmek, toplum içinde kutuplaşma yaratmak ve şovenizmi şahlandırmak için elinden gelen ne varsa yaptı" şeklinde konuştu. Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun da bu dönemle ilgili imalarına dikkat çeken Karayılan, şöyle devam etti: "İlkin HDP’nin Amed’deki mitinginde bir bomba patlattılar, sonra Suruç Katliamı, ardından Ankara Garı’ndaki katliam. Belki bunu bazı DAİŞ’liler eliyle eliyle yaptırdılar ama bir proje ve plan olarak bizzat Erdoğan’ın bilgisi dahilinde yapıldı.
Davutoğlu ve askere rağmen bodrum vahşeti
Erdoğan’ın Davutoğlu’nu aşarak ona rağmen yaptığı önemli şey; şehir direnişleri süreci ve özellikle de Cizre’deki katliamlardır. Bu konuda bizim de elimizde belli bazı belge ve bilgiler vardır. HDP’li vekiller araya girip bodrumlardaki yaralı direnişçi gençlerin çıkarılması için çalışırken oradaki devlet yetkilileri ve bu savaşı koordine eden generaller, yaralıların çıkarılmasından yanadırlar. Bu temelde hazırlık yapıyorlar fakat Erdoğan, MİT ve Hakan Fidan yoluyla bu sürece müdahale ediyor ve ‘bunu kabul etmiyorum, onlar ezilmeli ve öldürülmeli’ diyor. O bodrumlarda bulunanların önemli bir bölümü Türkiye’deki üniversitelerden Cizre halkına yardım etmek için giden gençlerdi. Erdoğan’ın polisleri içerisinde benzin bulunan pet şişeleri bodrum penceresinden içeri atıyor. Bodrumda aç, susuz ve yaralı halde bulunan direnişçiler ‘belki bize su atmışlardır’ diyerek o şişelere uzanıyor. Ama o benzin şişelerini attıktan hemen sonra ardı sıra içeriye ateş de atıp hepsini ateşe veriyorlar. O Cizre bodrumlarında en insanlık dışı, en alçakça ve en zalimane şekilde bu insanlarımız diri diri yakıldı. Belki Davutoğlu bunları da kastediyor.
Erdoğan’dan MİT’e, MİT’ten generallere
Belirttiğim gibi elimizde bazı veriler var. Bu, bizzat Erdoğan’ın talimatıyla ve MİT eliyle yapılmıştır. Hatta MİT Müsteşarı Hakan Fidan, generallere, ‘HDP’nin önerisi Saray tarafından kabul edilmedi, talimatı açıktır ve uygulanmalıdır’ diyor ve o katliam yapılıyor. Sonrasında Kürdistan’ın diğer şehirlerinde aynı katliamcı tarzı sürdürdüler; yüzlerce çocuk, genç ve sivil insan şehit düştü. Hepsi de Erdoğan’ın talimatıyla…"
Operasyon isimleri bile düşmanlığın göstergesi
Türk devletinin operasyonlarına koydukları isimlere dikkat çeken Karayılan, Kürtleri köleleştirmek isteyen adlandırmalar olduğunu, yani Kürt halkına ‘ben güçlüyüm, size pençe vuruyorum. Sizi kırıyorum, eziyorum’ mesajı verildiğini söyledi. Hep sopa ve zorla sonuca gitmek isteyen bu baskıcı ve faşizan zihniyete karşı Kürdistan halkının da gücü ve savunmasının varlığına işaret eden Karayılan, şunları söyledi: "Kürdistan halkının artık HPG’si, Kürdistan Özgürlük Gerillası vardır. Artık onların bu kabadayılıkları yanına kalmayacaktır. Gereken cevaplar veriliyor ve daha da verilecektir. Onlar artık zor, şiddet ve baskıyla kesinkes sonuç alamazlar. Er veya geç bunu anlayacaklardır.
Güya bizi öne katıp Kandil’den çıkaracaktı
Halkımız da artık mücadele etme yol ve yöntemlerini öğrenmiştir. Önder Apo’nun perspektifi ile halkımız artık bir felsefe, bilinç ve kimlik sahibidir. Halkımız her açıdan kendini örgütlemiştir. Yani bu halk artık sizin kölelik kamçınızdan korkmaz! Pençeymiş! Neyin pençesi, hani ne yapmış pençeniz? Şu an Pençe 1, Pençe 2 dedikleri şey Xakurkê’de tıkanmayı yaşıyor. Her gün onların arkasından, çevresinden ve hemen yanı başlarından eylemler yapılıyor. İşte Ermuş onların tuttukları yerin ortasındadır ve orada her gün eylem yapılıyor. Yani onların tuttukları hiçbir yer yok. Yüksek tepeleri tutmuşlar, onları korumak için de keşif uçakları sürekli üzerindedir. Gerilla da sürekli olarak etrafındadır. Bu onlar için çare değildir. Onlar, güya bizi önüne katıp Kandil’den çıkaracaktı. Biraz ilerlemeye çalıştılar ama bir baktılar ki, PKK gerillası hemen onların arkasındadır. Gerillanın zengin yol, yöntem ve taktikleri var ve gerilla bu şekilde onları orada boşa çıkardı.
Partizan Tepesi’ndeki darbeyi hiçbir zaman unutamayacaklar
Xakurkê’de çaresiz kalınca bu sefer yönlerini Heftenîn’e verdiler. Heftenîn’de biraz öne doğru geldiler. Gerilla ikinci gün Pençe 3’ü kırdı ve onların o pençesini kırıp attı. Ciddi bir darbe yiyip, sarsılıp sersemlediler. Türk ordusu 25 Ağustos’ta Partizan Tepesi’nde gerilladan yediği darbeyi hiçbir zaman unutamayacaktır. O günden sonra bir metre bile öne gelememiştir. Birinci gün kollar halinde bir kilometre kadar öne çıkmıştı. İşte Bêzenikê, Girê Keçel, Girê Helız gibi yerlere gelmişlerdi. Güçlerimiz onlara sarsıcı bir darbe vurunca bir kademe gerileyip durdular. Halen bulundukları yerlerde bekliyorlar.
Bir de 'Kıran' vardı, ne oldu 'Kıran’ınız?
Bu operasyonları yürüten ordudur. Dikkat ederseniz, bu hususta Türk Milli Savunma Bakanlığı, ordu adına açıklamalarda bulunuyor. Herhalde İçişleri Bakanı da ‘biz niye boş duralım, biz de kendimizi gündeme koyalım ve propaganda yapalım’ diyerek, ‘biz de Kıran operasyonu yürütüyoruz’ dedi. Adını da ‘Kıran operasyonu’ koyup sözüm ona işte ‘nereye gidiyorsa her şeyi kırıyor, önünde bir şey duramıyor’ havası yaratmak için böyle bir şey tertiplediler. ‘Bu operasyonu Van, Şırnak ve Hakkari’de yürütüyoruz’ dediler. Bu nasıl oldu, ne zaman bitti, sonucu ne oldu, nerede ne kadar çatıştı? Hiç bahsetmiyorlar. Çünkü boşa çıktı, kaybetti ve yenildi. Kürdistan özgürlük gerillaları onları orada boşa çıkarıp başarısız kıldı…
Başarısız operasyonları zafer havasıyla yansıtıyorlar
Başarısız oldukları operasyonları, basında adeta bir zafermiş gibi yansıtıyorlar. Toplumda böyle bir algı oluşturmaya çalışıyorlar. Sanki nereye gitseler orayı alıyorlar, nereye el atsalar orada sonuca gidiyorlar biçiminde bir hava yaratıp kendilerini çok büyük göstermeye çalışıyorlar. Belki Kürt toplumunda da buna kanıp böyle olduğunu zannedenler olabilir. Gerçek öyle değildir. Bizimle Türk devleti arasında ciddi bir savaş veriliyor, bu savaş halen devam ediyor ve kazanmış değiller. Mesela Heftenîn’de her seferinde bir sürü gerilla kaybı olduğunu söylediler. Bunların tümü yalandır. Operasyon sürecinde sadece 4 arkadaşımız, bir arkadaşımız da operasyon alanının dışında Keşan’da şehit düştü. Yani toplam 5 arkadaşımız şehittir. Kayıplarımızın tümü budur…
Biz, ne yaptığımızın bilinciyle kendi işimize bakacağız. Kürdistan’ın her tarafında tıkanmayı yaşayan sömürgeci soykırımcı düşman daha fazla tıkanmayı yaşayacak ve zafer Kürdistan özgürlük gerillasının ve Kürdistan halkının olacaktır.”
HABER MERKEZİ
Türkiye’yi yöneten kontra aklıdır
Devletin, Kürtleri yok etme temelinde yeniden yapılanması, baskı unsuru olmaktan çok öteye taşıyıp kontralaştırdığını belirten PKK Merkez Komitesi Üyesi Dilzar Dilok, bundan dolayı başta Kürtlere karşı olmak üzere tüm uygulamaların kontra tarzda düşünülüp planlandığını söyledi. Dilok, şunun altını çizdi: “AKP kontra devletin en aktif uygulayıcısıdır. MHP ile de birleşerek kontra devletin hem aklı hem de gövdesi oluşturulmuştur.”
PKK Merkez Komitesi Üyesi Dilzar Dilok, ANF’den Deniz Gafur’un sorularını yanıtladı. Türkiye’nin, kurumsal aklı toplumsal akılla birleştirmek yerine kurumsal aklı bir grup soykırımcının mülkiyetine geçirdiğini belirten Dilok, "Türkiye’nin devlet aklıyla düşünüp karar verebilmesi için kontra/çete devlet durumundan çıkması gerekir. Türkiye’de bir kontra devlet var ve bugün işleyen, yürürlükte olan akıl da bu kontra devletin aklıdır. Cumhurbaşkanı da dahil olmak üzere kurum temsilcileri, bu kontra devlet mantığı çerçevesinde hareket ediyor. Tüm devlet, kontra akıl tarafından yönetiliyor" dedi.
Kürtlerin yokluğu üzerinden varlık
Kürtlerin yokluğu üzerinden kendini var eden devletin, Kürtleri yok etme temelinde yeniden yapılanması, unsuru olmaktan çok öteye taşınıp kontralaştığını kaydeden Dilok, şöyle devam etti: "Bundan dolayı başta Kürtlere karşı olmak üzere tüm uygulamalar kontra tarzda düşünülmekte, planlanmakta ve inşa edilmektedir. Öldürüp asit kuyularına atmak, kafasını kesip fotoğraflamak, kulaklarını kesip tespih yapmak, bunun resmini çekip askerlik hatırası diye saklamak, muhbirleştirmek, ajanlaştırmak, infaz edip boynundan bağlayarak sokaklarda zırhlı araçlarla sürüklemek, bunun çekimlerini yapmak… Bugün hakim olan kontra devlettir, bu şekilde işleyen akıl da kontra akıldır. Türkiye’nin en büyük kaybı, tüm ülkenin Kürtlere yapılanları normal görmesini sağlayacak soykırım siyasetinin yürürlükte olması ve tüm nüfusun da 'terörist' sayılma korkusuyla bu siyasete boyun eğmesidir."
Türkiye toplumunu doymaz/utanmaz kıldı
Türkiye toplumuna dayatılan kontra devlet aklını kabullenmenin, özünde kontra yaşamı kabullenmek olduğunu ifade eden Dilok, Türkiye toplumunun artık başına her an her şeyin gelebileceği korkusuyla sinmiş bir şekilde beklemeye başladığını söyledi. Bu kontra devletin uygulamalarını, karşı konulmaz bir tanrının buyruğu gibi karşılamaktan başka bir yaşam seçeneği bırakılmadığını düşünerek kadere teslim olduğunu dile getiren Dilok, şöyle konuştu: "Her gün sokakta insanlar katlediliyor. Kadınlar doğranıyor. Çocuklara tecavüz ediliyor. Ülkenin manevi değerleri de dahil tüm maddi değerlerini çalanlar sefa sürerken devletin kurumları ekmek bulamayanların peşine düşüyor. Her gün kayyumların nerede ne kadar para çaldığı, harcadığı, nasıl ölçüsüz bir açgözlülükle yiyip tükettiklerine dair haberler duyuyoruz. Eskiden insanlar bu tarz durumlarda utanırdı, şimdi utanmıyor. Kontra devlet, işte bu doymazlığı ve bu utanmazlığı yarattı.
Kontra devlet, toplumu bitkisel yaşama sürükledi
Soykırım siyasetini meşrulaştırmak ve Türk toplumuna kabul ettirmek için Türkler başta olmak üzere tüm Türkiyeli toplumların ahlaki değerlerine saldıran kontra devlet, bugün akın akın kaçılan bir memleket yarattı. Çocuklar trafikte, kuyularda, havuzlarda ya da yaşamın başka başka yerlerinde mütemadiyen katlediliyor. Kimisi anasını-babasını zehirleyerek öldürüyor. Kimisi kızını çifteyle öldürüyor. Bu örnekler o kadar çok ki. Bir yandan unutmamak gerekiyor, bir yandan da hatırlayarak günlük olarak toplumun belleği saldırıya uğruyor, tecavüz ediliyor. İşte tüm bunlar, kontra devlet aklının sonucudur. Bir tür ölümdür. Bir anlamda bitkisel yaşamdır. Kontra devlet, tüm insanları bitkisel yaşama sürüklemektedir. Bitkisel yaşam ölmekten beterdir."
Devletin uymadığı yasalara riayet etmemeli
AKP’nin, kontra devletin en aktif uygulayıcısı; MHP ile de birleşerek kontra devletin hem aklı hem de gövdesinin oluşturulduğunu söyleyen Dilok, şunları ifade etti: "Türkiye’deki soykırımcı anayasanın sınırları, demokrasinin tanımını asla oluşturmaz. Bunu unutmamak, devletin bile uymadığı yasalarına riayet etmemek gerekir. Türkiye’nin esas krizi ekonomi değil, Kürt soykırımcılığını yürüten, bu soykırımcı faşist sistemde ısrar eden AKP-MHP faşizmidir. Bundan dolayı tüm enerji, soykırım sistemini yıkmaya, halklar karşısındaki topyekun saldırı karşısında topyekun demokratik-devrimci direnişe harcanmalıdır. Eylemler büyür, kitleselleşir ve topyekun direniş geliştirilirse faşistlerin elindeki demagoji silahı alınmış olur. Kürtlerin öncülüğü önemli ve anlamlıdır, ancak faşizm karşısında kontra devlet aklının karşısında sadece Kürtler yok. Faşizm çöktüğünde herkes kazanacak."