Ölülerle oynamak bir işgal refleksidir. Ölüyü intikamla sembolize etmekse bu refleksin kine dönüştürülmesidir. Türkiye’de egemen zihniyetlerin değişmez özelliği insan değeri konusundaki ucuzluktur. Bu ucuzluğun insanlık iflasına uğradığı durumların başında, muhalif kesim, kişi ve kurumlara uygulanan politik şiddet, ahlaki teşhir, fiziki imha ve sözlü aşağılama gelir. Savaşın sınır tanımazlığı, sömürgecilik babında karşılığını devletlerin bu çoklu yönelimlerinde gösterir. Ancak Kürt-Türk tanışıklığı özelinde, yeni bir değer kırılmasının ortaya çıkacağı görülmektedir. Türkiye’nin sistem değişimini farklı toplum dinamiklerini yok ederek, kendi tekliğini dayatma klasiği Kürt sorunu, çoğulculuk ve cinsiyet eşitiliği bağlamında yeni bir arayış krizindedir. Ancak devletin bu işlemez halini saklamak adına, sokağa, siyasete, doğaya, bilince ve iletişim dünyasına etik dışı çıkarsamalarla müdahale etmek çok daha felakete yol açacaktır. Parti iktidarı, sistem değişimi,din, mezhep aidiyeti gibi benzerliklerden suni bir çatışma aracı derleyip, demokrasi bilincini yitirmiş iktidar rantını sokak kozuna çevirmekse siyasi skandalla eşdeğer. Bu açıdan AKP'nin Kürtlere karşı ahlaki dokunulmazlıkları dahi, sokağa taşırma tehditi, iktidar kaygısından ziyade sistemiçi bir zorbalık olarak okunmalı.

 Türk Kürt ilişkilerinin ruhani metaforunu bolca kullanan bir partinin cenaze ve kadın bedeni üzerinden etik saldırıya geçmesi bu bilindik egemenlik zorbalığından gelmektedir. Bu refleks aynı zamanda toplumsal dokunun etik dengesini etkilediğinden, olan bitenin mesaj trafiği hayli ağır sonuçlar taşımaktadır. HPG gerillası Kevser Eltürk (Ekin Wan) çıplak bedenin ifşa edilmesi, egemen olanın çok boyutlu intikam gösterisini yeniden tanımlaması adına da siyasi bir seviyesizliktir.  

Kürtlerin özgürleşme girişimlerinin, devletin egemen kalma arzusunu aştığı dönemlerde, devlet karşımıza insanlığı hiçe sayan eski numaralarını çıkarmaktadır. Köy yakma, coğrafik yıkım, dil yasağı, kadınlığı bedeni üzerinden teşhir, yıllardır Kürdıstan'da özenlice uygulanmaktadır.

Kemalizm patentli hükümetlerin "bölücü", "dış mihrak", "Ermeni dölü", "kadınları bakire değil" propogandası ile AKP ve İslamcı cematlerin din kardeşliği ihracı Türk'ün egemen kalma kaygısının ortak dayanışmasıdır.

Devletin 7 Haziran‘dan beri yaşadığı Kürt krizi hem bu milli dayanışmanın gerçek yüzünü netleştirecek, hem de Kürt-Türk kardeşliğindeki tarihi krizi rayına oturtacaktır. Devletin ana sermayesi olan tarihi, dini kardeşlik tezi, Kürt gerçeğini eşitlik mertebesinde görmediği sürece savaş ve barışın kaderi kalıcı olmayacaktır. Bu aynı zamanda cumhuriyetin ya yeniden yapılandırılması, ya da Kürtlerin tamamen özgür yaşam kararında ısrarcı olmaları ile sonuçlanacaktır.