Bu olay üzerine çok yazılıp çizildi. Birçok siyasi görüş ve toplumsal kesimden farklı yorumlar yapıldı.  Olayın meydana geldiği zaman dilimi, yıllardır Kürt halkı ile Kürt Özgürlük Hareketi tarafından sürdürülen barış çağrılarıyla geldiğimiz bu süreçte önemlidir. Bu süreç itibariyle, böylesi çağdışı olayların yaşanmasından, hala uzun yollar kat etmemiz gerektiği anlaşılıyor.
Bahsettiğim olay, herkesin birkaç gündür basından takip edip, az çok vakıf olduğu Kürtçe şarkı söyleme olayı. Aynur Doğan’ın Kürtçe şarkı söylediği için, bazı dinleyiciler tarafından yuhalanması... Böylesi olaylar bu ülkede, bu çağda dahi bunun gibi festivallerde evrensel müzik yerine, hala karanlık zihniyetlerin gözü dönmüş naralarını dinlemek zorunda bırakıyor bizi.
Çok farklı dil ve kültürlerden birçok sanatçının davet edildiği bir müzik festivaline gelen dinleyicilerin, Türkçe dışındaki farklı dillerde de müzik dinleyeceklerini bilmemeleri imkansız. Festivale gelen dinleyicilerin büyük oranda cazseverler olduğu hatırlanırsa, bu dinleyicilerin "Çırpınırdı Karadeniz” yahut  "Ölürüm Tür­kiyem”i dinleyip, "Kolbastı” oynamak sevdasında olmadıklarına inanmak isterim.
Söz konusu caz festivaline uluslararası sanatçıların çağrılması, çok kültürlülüğün yanı sıra çok renkliliğe olan saygı ve bu renklerin bir arada oluşturacakları harmoniye duyulan özlemden kaynaklanıyor olsa gerek.
Hükümet, geçmişte Osmanlı’nın ulaştığı sınırlar ve bu sınırlar içindeki farklı kültürlerin bir arada kardeşçe yaşamaları, bugün de TRT 6 ve türevleri kanalların çok dilde yayın yapmasıyla övünüyor. Peki bu kesimler ve yandaşlarının, bu toprakların ana dillerine karşı gösterdikleri bu tepkileri, hangi samimiyet kriteriyle ölçmeli? Onların bu ülke halklarının sorunlarını çözmeye talip olup, buna soyunmalarına ne derece inanmalı?
Çözümden anladıkları, bütün farklı kültür ve yaşam biçimlerini sindirip Türkçülük potasında eritmek, hatta yok etmek olmasın? Böylesi çözüm(süzlük)leri) dayatan siyasi yaklaşımların nasıl iflas ettiklerine tarih yeterince tanıklık etmiştir. Amerika’yı yeniden keşfe (aslında doğrusu işgaldir) çıkan bu faşizan anlayışlar, boşa yumruk sallamaktan vazgeçsinler! Bu 'tek’çi mantık sahipleri, ortamı bulandırmakla emellerine ulaşmış gibi görünseler de, eninde sonunda insanlık önünde yenilmeğe mahkum olduklarını unutmasınlar!
Diğer taraftan Kürtçe müziğin yuhalanmasını ‘tahammülsüzlük’ gibi bir kavramla yumuşatmaya çalışan medya mensuplarına hatırlatmak isterim: Anadilinde konuşmak, eğitim görmek ve müzik yapmak Türklerin olduğu kadar, diğer milliyet ve halkların da evrensel hakkıdır. Bunu olması gereken doğal bir hak olarak algılamamak, başka dillere 'tahammül etmek’ bir anlamda 'katlanmak’ kimsenin haddi değildir.
Bu böyle bilindiği müddetçe ve her birey farklı olanın rengi ve kültürüne saygı duyduğu oranda, insanlığın özlemini duyduğu kardeşlik hayatta da hakim kılınabilir.
Bugün, başta iktidar partisi olmak üzere, devletin derin sahiplerince tekrar inkar noktasına gelindi Kürt sorunu. Oysa bu sorunun, bu ülkede acilen çözüme kavuşturulması gereken temel mesele olduğu, aklı başında birçok kişi ve kesimlerce biliniyor, dile getiriliyor.
Bunu görmezlikten gelmek, kötü niyet kadar aymazlıkla da eşdeğerdir.
Keşke dünyanın bir ucundan gelen bir sanatçının, kendi dilinde söylediği parçaların diline gösterilen saygı ve ilgi, yanı başımızdaki halkların dillerine de gösterilebilse!
Çünkü; en büyük saygı ve ilgi, ortak bir tarihi geçmişle bu ülkeye (Türkler’den de önce bu topraklarda var olmaları sebebiyle) en çok emeği geçmiş, çeşitli milliyetlerden halkların hakkıdır.
Bu hakkı sahiplerine teslim etmeyip, bu coğrafyadaki bütün halkların değerini bilmeden, çok kültürlülüğü büyük bir şans olarak takdir etmeyen hiçbir insanın, bu ülkeye herhangi bir faydasının dokunabileceğini düşünemiyorum.