Ortadoğu’da sıcak günler yaşanıyor. Girê Sipî’nin DAİŞ’ten temizlenmesinden itibaren önemli gelişmeler oldu. TSK’nin Güneybatı Kürdistan (Rojava) sınırına asker yığması TC’nin Güneybatı Kürdistan’a girip burada tampon bölge oluşturacağı görüşünü güçlendirdi. Bu görüşün güçlenmesine TSK’nin sınıra asker yığmasının yanında, TC Cumhurbaşkanı’nın provokatif söylemleri de neden oldu. Bunun yanında son günlerde Türk savaş uçaklarının Medya Savunma Alanları’nı yoğun olarak bombalaması üzerine HPG “tek taraflı ateşkes süreci bitirildi” açıklamasında bulundu. 

TSK’nin Rojava (Güneybatı) Kürdistan’a girip burada tampon bölge oluşturması ihtimali zayıftır. TSK’nin Güneybatı Kürdistan’a girip tampon bölge oluşturmasının siyasi tabanı şimdilik yoktur. TSK’nin böyle bir maceraya girmesi için her şeyden önce başta Rusya, İran, Suriye ve ABD’nin ikna edilmesi gerekmektedir. TC’nin bu devletleri ikna edebilme kabiliyeti yoktur. TSK’nin Güneybatı Kürdistan’a girebilmesi için Suriye ile anlaşması gerekmektedir. Nitekim TSK 1983-2008 yılları arasında Kürdistan’ın Güneyine yaptığı sınır ötesi operasyonları Irak devleti ile 1982 yılında yaptığı anlaşmaya dayanıyordu.

Nitekim TC Cumhurbaşkanının danışmanı İbrahim Kalın’ın son açıklaması TC’nin sınır ötesi operasyon konusundaki iradesinin yumuşamaya başladığını ortaya koyuyor. İbrahim Kalın, “TC, Kürtlerin kazanımlarından rahatsızlık duymadığını” açıkladı. Ortadoğu ve Kürdistan konusunda deneyimli gazeteci Ruşen Çakır’ın son yazısı ile birlikte ele alındığında bu yumuşamanın belirtileri daha bir anlaşılacaktır. Belki Çakır’ın yazısını okuma fırsatı bulamazsınız. Öz olarak anlatayım; son günlerde bir hükümet yetkilisi ile gazetecilerin yaptığı toplantıda, hükümet yetkilisi sınıra asker yığmanın nedenini DAİŞ’in ÖSO’ya karşı Mere-Cerablus hattında güçlenmesine bağlıyor. PYD’den rahatsız olmadıklarını açıklıyor.

TC’nin PYD ile ilişki kurmasında faydası vardır. Nitekim hükümet yetkilisi PYD ile kanalların hep açık olduğunu söylüyor. Kürtler Türklerle tarih boyunca iyi geçinmenin yollarını aradılar. Tüm kanallar kapanınca da başkaldırma yolunu seçtiler. TC bölünme fobisinden kurtulduğu takdirde, Kürtlerin ulusal, demokratik haklarına saygı gösterdiği takdirde Kürtler ile TC’nin arasındaki buzlar eriyecektir. Aksi halde ne TC ne de Kürtler rahat yüzü görmeyecektir. Bunu böyle bilmekte, kafa karışıklığını, karışık işleri çözmekte selamet vardır. Kafa karışıklığı, karışık işlerin faydası yoktur.


KÜRDİSTAN TARİHİNDE BU HAFTA: 

* 5 Temmuz 1991’de evinden alınarak kontrgerilla tarafından infaz edilen Kürt aynı ve yurtseveri Vedat Aydın’ın cenazesi 8 Temmuz günü Maden asri mezarlığında bulundu. Cenazesi büyük bir serihildan ile Diyarbekir’de 10 Temmuz’da toprağa verildi.

* 8 Temmuz 1937’de Kürt direnişlerini önlemek için Afganistan, İran, Irak ve Türkiye arasında Tahran’da Sadabad Sarayında “Sadabat Paktı” imzalandı.

* 10 Temmuz 1965’de Diyarbekir’de T-KDP’si kuruldu. Kurucuları arasında Sait Elçi, Ömer Turhan, Şakir Epözdemir, Şerafettin Elçi ve Derviş Akgül vardı.

* 10 Temmuz 1991’de Diyarbekir’de Vedat Aydın’ın toprağa verilmesi sırasında çıkan olaylarda 16 Kürt yurtseveri şehit oldu, yüzlercesi yaralandı.

* 11 Temmuz 1952’de Kürt tarihçi Muhammed Ali Avni Kahire’de vefat etti.

* 11 Temmuz 1991’de kontrgerilla tarafından öldürülen HEP Diyarbekir İl Yöneticisi Remzi İl’in cenazesi bulundu.

* 12 Temmuz 1930’da Zilan deresinde Türk ordusunun yaptığı katliamda (jenosit) 15.000 Kürt yaşamını yitirdi. 1970 yılına kadar bölgeye giriş yasağı konuldu. 

* Kürt Ozan, MKM kurucusu ve ARGK gerillası Ali Temel 12 Temmuz 1993 tarihinde Mardin’de şehit düştü.