SİDAR DERSİM
HABER/ANALİZ
Kaşıkçı olayında Suudi Arabistan sorumluluğunu kabul etti. Ancak Kaşıkçı’yı yönlendirenin AKP’nin olduğu, Yasin Aktay’ın ifadelerinde çok net anlaşılıyor.Nihayet Suudi yetkililer, 2 Ekim’de Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’na giden gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğünü kabul etti. Suudi Arabistan, Kaşıkçı’nın konsoloslukta bir arbede sırasında öldürüldüğünü, bu olaya karıştığı söylenen 18 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.
Kaşıkçı olayı ile ilgili Suudi Arabistan Adalet Bakanlığı da “Kaşıkçı olayı Suudi Arabistan’ın egemenliğindeki topraklarda meydana geldi. Gerekli prosedür tamamlanınca olay mahkemeye sevk edilecek” açıklamasını yaptı.
Kaşıkçı olayı, dünyada önemli bir tartışma yaratmış durumda. Dünyanın birçok yerinde gazeteciler öldürülürken, aralarında Türkiye’nin de olduğu çok sayıda ülke gazeteci hapishanesine dönüştürülürken dünyayı yöneten güç odakları ve BM’nin açıklamalarına da yansıyan Kaşıkçı üzerine yürütülen bu kadar tartışma ve tepki, elbetteki ifade özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ya da gazetecilere olan sevgiyle (!) ilgili değil.
Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan yönetimi ile çok farklı çelişkilerinin olmadığı, Müslüman Kardeşlere ilgisinin olduğunu ve hatta daha önceki Suudi Arabistan istihbarat şefinin danışmanı olduğu onun bilinen kimliği. Bundan dolayı da Kaşıkçı normal bir gazeteci olmadığı gibi, ölümüyle başlayan tartışmalar da ifade ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde ortaya çıkan tepkiler değil.
Bu olayda Türkiye’nin pozisyonuna ise özellikle dikkat etmek gerekiyor. AKP-MHP faşizminin, politik hesapları çerçevesinde Kaşıkçı olayını sonuna kadar kullandığını görmek mümkün.
Biliniyordu
AKP Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay, basına verdiği demeçler kendi içinde büyük şüpheler barındırıyor.
Aktay’ın 2 Ekim’de basına yaptığı açıklamalara bazı örnekler verelim: “Bir ay kadar önce görüşmüştük. Bana, Suud vatandaşlarına yönelik yapılabilecek operasyonlardan endişelerinden bahsetmişti. Türkiye’de yapılamayacağına dair ifadeleri olmuştu. Türkiye’de bu tip operasyonlar yapamayacaklarına dair güven duyuyordu. Kendisiyle ilgili böyle bir durum olduğunu tam olarak ifade etmemişti. Ben de kendisine yardımcı olabileceği yönünde ifadem olmuştu.”
“Türk emniyeti, istihbaratı hiçbir şey kaçmaz ondan. Eğer bir operasyon o saatten sonra yapılmış olsayı kesinlikle yapılamazdı. Belli ki 13.00 ile 16.40 arasında bir şey yapılmış olacak.”
Aktay, “Kaşıkçı size hiç korkularından bahsetti mi? Kaçırılmaktan ya da öldürülmekten korkuyor muydu” şeklindeki bir soruya ise şu yanıtı veriyor: “Doğrusu, onunla son görüştüğümde bana ifade ettiği asıl korkusu öldürülme korkusu değildi, kaçırılma korkusuydu, kaçırılıp Suudi Arabistan’a götürülme korkusuydu çünkü Suudi Arabistan’a bu şartlar altında gitmek, onun için ölmek gibi bir şeydi.”
Aktay’ın Kaşıkçı ile “kanka” düzeyinde bir ilişkisini verdiği demeçlerden çıkarmak mümkün. Aktay, Kaşıkçı’nın İstanbul Başkonsolosluğu’na evlilik için bir belge almasıyla o kadar ilgili ki, ‘bazı Arap arkadaşları’ da aramış.
Aktay “... Cemal Bey böyle bir işlem yapmak için, evlilik işlemlerini gerçekleştirmek için konsolosluğa girmiş. Uzun süredir çıkmamış, sizce ne anlama geliyor bu dedim. Bunu duyar duymaz telefondaki sesler o kadar endişelendiler ki... Ve kızdılar da. ‘Biz o kadar gitme dedik, neden gitti ki?’ dediler. Demek ki bu fikri daha önce birilerine açmış, ‘Konsolosluğa gitsem bir şey olur mu?’ diye. Onlar da gitmemesini tavsiye etmişler. O da buna rağmen gitmiş.”
Kaşıkçı’nın Konsolosluğa gitmeden önce nişanlısına, “Bana bir şey olursa, içeride uzun kalırsam ve umulmadık bir şey olursa Yasin Aktay’ı ara” dediğini bizzat Aktay’ın kendisi açıklıyor.
Kaşıkçı’nın güvenceyi Aktay’dan aldığını bu yukarıdaki ifadeler açıkça ortaya koyuyor.
Erdoğan taviz koparma peşinde
2 Ekim’den sonra AKP medyası, Suudi Arabistan’ı hedefleyen yayınlar yaptı. Ancak, Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan bu konuda temkinli yaklaşımda bulundu. Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı cinayetini kabul etmesinden sonra ise Suudi Kralı ile telefon görüşmesi yaptı.
AKP, bir yandan hem ulusal medya hem de uluslararası medyaya Kaşıkçı olayı ile ilgili sürekli farklı iddiaları pompalarken, Erdoğan ise bu olayı, Suudi Arabistan’dan taviz koparmak için kullandı.
Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin pek parlak olmadığı bir dönem yaşanıyor. Suudi Arabistan ve diğer Arap devletleri Körfez ülkesi Katar’a karşı ekonomik ve siyasi abluka uygularken, Türkiye Katar ile yoğun askeri, siyasi ve ekonomik ilişkileri var. Yine Suriye’de başlangıçta çeteler üzerinden ortaklaşa yürüttükleri çalışmalarda zaman içinde çelişkiler ortaya çıktı. Suriye’de kriz derinleştikçe Suudi Arabistan ile Türkiye-Katar cephesi arasındaki makas giderek açılıyor.
Yine 4 Kasım’da ABD’nin İran’a başlatacağı petrol ambargosuna Suudi Arabistan büyük destek verirken, Türkiye ABD ile bu konuda çelişkilerini tümüyle gidermiş değil. Kendisi ABD ile İran arasında sıkışıp kalmış bir durumda.
AKP-MHP yönetimindeki Türk devleti tüm bu çelişkilerini Kaşıkçı olayı üzerinde halletmeye ve Suudi Arabistan’dan taviz koparmaya çalıştı.
Güç odaklarının yararlandığı malzeme
Kaşıkçı olayı sadece, Türkiye açısından değil, birbiriyle hesaplaşma içinde olan ve Ortadoğu’da mevzi kazanma yarışında olan bütün güçler açısından elverişli bir malzemeydi.
Kaşıkçı olayı ile birlikte sadece Suudi Arabistan değil, ABD Başkanı Donald Trump Yönetimi de tepkilerden nasibini aldı. Çünkü yüz milyarlarca değerinde silah anlaşması yapan Suudi Arabistan, Trump yönetiminin Ortadoğu’da en iyi müttefikiydi. Ayrıca Kaşıkçı olayından sorumlu tutulan ve yakın gelecekte kral olması beklenen Veliaht Prens Muhammed bin Salman, Trump yönetimiyle çok yakın bağları vardı.
Suudi Arabistan, ABD’nin Suriye politikasında gittikçe önem kazanan bir partner olmanın yanı sıra, İsrail-Suudi Arabistan ilişkilerinde ilk defa büyük yakınlaşma sağlandı. Daha önemlisi İran’a dozu Kasım ayında daha da arttırılacak olan ekonomik ambargoda esas vurucu güç Suudi Arabistan.
Böyle olunca da Trump yönetimiyle hesapları olan belirli bir ‘memnuniyetsizler cephesi’, Kaşıkçı olayını bir fırsat olarak değerlendiriyor.
Başlangıçta hem iç hem de dış kamuoyunda gelen baskıları ensesinde hisseden Trump, tepkilere karşı direkt cephe almak yerine Trump, bu tepkileri zaman içinde yumuşatma yöntemini benimsedi. Suudi Arabistan’a karşı yaptırımlara gideceğini söyledi. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu konu ile ilgili olarak Suudi Arabistan ve Türkiye’ye gönderdi. Kaşıkçı cinayetini kontrolden çıkmış odakların yapabileceğini açıkladı.
Başlangıçta sert üslubunu giderek yumuşattı ve son olarak da “Hiç kimsenin Veliaht Prens Salman’ı suçlamadığını” söyledi. Suçlama bir yana Salman’dan “Ülkesini sadakatle seven, güçlü biri” diye söz etti.
Kuveyt, Bahreyn ve Mısır gibi Arap ülkeleri ise bir cephe olarak başından beri Suudi Arabistan’ın yanında yer aldı. Arap ülkelerinin bu tutumu, Trump yönetimi içinde büyük bir destek niteliğinde.
Rusya, Kaşıkçı olayından dolayı Suudi Arabistan ile ilişkilerini bozmaya niyetli olmadığını açıkladı.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Suudi Arabistan’ın açıklamasının ardından tepki gösterdi. İran’a yönelik ambargoya karşı çıkan ülkelerinden başında gelen Almanya’nın Kaşıkçı olayındaki tepkisinin çok fazla belirleyici olma durumu yok. Sonuç olarak Kaşıkçı olayı da üstü kapatılan dosyalar arasında yer alacak.