Birikmiş notlar, sıralanacak sözler var:
Pazar günü, İber yarım adasının orta kısmında seçim vardı. Katalonyalılar da seçim sandığına gittiler ve referandum atağıyla sonucu, geleceklerinin ışık mazgalına dönüştürdüler.
Farklı partilere mensup Katalonya halkı, ülkelerinin bağımsızlığı için birleştiler.
Bir de Kürtlere bakıyoruz: Katalonların, soyluca ulusal onur bağına karşılık, bu cephede ihanet sızısının hüznü kaynıyordu.
Bir yandan, Kürdistan’da onurlu bir hayatın inşaası için mücadele verenler, öbür yandan Kürt adını da kullanarak karşı duran, gündelik çıkar avcıları.
Bir manzara ki, kimi Kürtler bir lokma, bir övünlük karın tokluğu uğruna, halkının geleceğine silah çekiyor, düşman saflarında mevzileniyordu.
Bunlar yarın, ihanetlerini torunlarına nasıl, hangi kelimelerle anlatacak bilinmez ama onursuzluk, ta ötelerden beri, kimilerinin dünyasında yaşama biçimiydi. Tükürülesi bir ruh hali ki, örselenip, itilip kakılmadan, başı dik yaşamayı kendine fazla gören…
Katalonya halkı sandıktan ulusal bağımsızlık kararıyla, Kürt ana–babadan olma ancak, Türk devletinin alt tarafların tetikçisi Hüda Parlıların Kürdistan ulusalcılığına savaş ilan haberi yan yanaydı.
Hüda Par, eski Kürt katili Türk Hizbullah'ın devamı, Ensarioğlu ile de Başbakan Tansu Çiller'in cephesindeydi. İkili bugün AKP’nin hizmetinde...
Onursa eğer birbirine yakışan…
Ancak, Katalonya bir günde bu noktaya gelmedi. 1800’lerde başlayan mücadeleleri, 1930’lardan günümüze kesintisizlikle akıyor.
Franko rejimi boyunca, hainleri ifşa ve teşhir olurken, her defasında darağacının gölgesi düştü ülklerinin üstüne. Duvar dibine dizilenlerin feryatları, ülkenin acılı tarihi olarak uzadı geçmişten günümüze...
Kürtler, onlara göre daha mücadelenin başlangıcında. Buna rağmen, halkın desteğiyle kısa zamanda uzun yol aldılar.
Katalonlar, hiç bir zaman İspanya ordusu ve polisini böyle çıkmazda kuşatıp, kışladan çıkamaz hale getirmemiş, İspanyol Başbakan çıkışı yalanlar uydurmada aramamıştı.
İspanya Başbakanı hiç bir zaman, Barcelona'ya gizli seyahat yapmadı. Tavşan dişli Ahmet (Davutoğlu), kendi halkına duruma hakimiz deme gösterisi için, gizlice Diyarbakır'a iniyor, zırhlı savaş araçları, polis ordusu arasında camiye girip çıkıyor, sonra kaçarcasına şehirden uzaklaşıyor, kendi halkını yalanla kandırıp dolandırmak için, gerillayı Kandil Dağı tepelerinde çadır açmış, hedef olmuş gösteriyor, oralarda patlattıkları kimyasal bombaların alevini, zaferin simgesi diye gösteriyordu.
Zafer peşinde koşan ordusu ise, koyun sürülerini bombalıyordu.
Mezarlıkları, mezarlıktaki cami ve cem evini bombalamayı düşman yenilgisi gösterip, "Bu yapılanmaların hepsi teker teker yıkılacak. Kırsal operasyonlar sonunda birçok yerde örneğin Ağrı'da çok ciddi sonuçlar elde edildi" diyordu.
Yer yüzünde, insan olan herkes, bütün dinler ve kültürler için, mezarlıklar dokunulmazdı. Kürtler, ayrı dini mensupların mezarlıkları önünden geçerken bile durup dua ederlerdi. Mezarlara düşmanlık yer yüzünde bunlara nasipti. Mezar yıkmayla ilk övünen... Ahmet Davutoğlu, bu arada yalanlardan bir zincir oluşturuyordu:
"Bu ana kadar hiç sivi kayıp olmadı…"
Oysa sadece Cizre'de 23 tane taze kazılmış mezar yan yana diziliydi. O mezarlarda üçbuçuk aylık bebek de, 10 yaşındaki Cemile de yatıyordu...
Sivil katliam, yenilginin çaresizliğiydi.