İspanya iç savaşı, 1937 yılı baharıydı. Faşist General Francisco Franco, Cumhuriyet rejimini savunan halkını esir alıp kendince “ülkeyi kurtarmak“ için, toplar gürletip tüfekler patlatarak amacına koşuyordu. Cumhuriyetçiler, dünyanın dört bir yanından imdada gelen ve şair, yazar, ressam ve müzisyenlerin de aralarında yer aldığı gönüllü taburlarla takviyeli olarak karşı koyuyor, umutla direniyorlardı.
İspanya’nın Kürdistan’ı olan Bask ülkesi (Katalonya), efsanevi bir direniş gösteriyor, Franco’yu engelliyordu.
Derken, Almanya’yı ele geçirmiş Hitler rejimi, bu aşama da devreye giriyor ve 26 Nisan 1937 sabahı, yeni icat bombalar yüklü bir uçak filosuyla, Guernica (Bask diliyle Gernika) şehrinin semalarında görünüyordu. Uçak gürültüsü kesilip toz bulutu dağıldığında, şehir baharın keskin ışığı altında, içinden kereste ve dev kıymıkların fırladığı, dumanı tüten taş, toprak yığınıydı.
Çağın ressamı Pablo Picasso, Basklı’ydı. Guernica adındaki paha biçilmez tablosuyla, Faşizmin geçiş resmini, yıkıntılar arasında acı çeken insan ile hayvan manzaraları, kucağındaki ölü çocuğa ağlayan kadınlar ve mızrakla vurulmuş bir at motifi olarak çizdi…
Picasso’nun görüp resmettiği buydu. At, Kürtler gibi Basklıların hayatında da bir sembol varlıktı ve ağır yaralıydı.
Ve her halkın yaşadığını, onun acısını yüreğinde hisseden ressamlar tarafından nakşediliyordu. Latin Amerika mücadele tarihini, taa Simon Bolivar, Sandino, Emiliano Zapata ve Panço Villa öncesinden başlayarak resmede geldiler.
Bu bakımdan, katledilen şair ve yazar Frederico Garcia Lorca, İspanya iç savaşının hüznüyse eğer, Pablo Picasso da Guernica ile kanayan İspanya’nın görsel şiiri, dahası yer yüzü boyunca ışıldayan belleğiydi.
Öte yandan Kürdistan, yüz yıldan beri Guernica’dır. Ama renkler, motiflerle vurulmuş Kürdistan’ın ağıdını söyleyen, Picasso gibi olmasa bile, kendince yasını tutan ressamı yoktu. Dün haller böyleydi. Ama bugün, dün değildir. Direnişleri de, yıkımları da resmeden Kürt ressamlar var, artık.
Mazıdağılı Zehra Doğan, bunlardan sadece bir tanesidir. Gazete işlenmiş resimlerini, gördüm.
Ve ayrıca o, İspanya’nın Lorca‘sı gibi çok yönlüdür. Yazar, gazeteci ve ressam…
Ancak, bir farkla: İspanya’da katilleri gören Lorca öldürülmüş, ama Hitler Guernica’nın resmini yapan Picasso’ya ilişmemişti. Zehra Doğan, hapisteydi…
O Cizîra Botan’da, Şırnak ve Nusaybin’de gazetecilik yaparken, katiller suratını ve geride bıraktıkları “eserlerini" resmettiği için, “devlet sırını ifşa etmek“ten tutuklanmıştı önce…
Sonra resimleri sergilenince, Faşizmin alışıldık suçlaması “resim yapmak suretiyle bölücülük" üzere, 2 sene 9 ay hapis cezasına mahkum edilmiş, Amed’de hapse konmuştu.
Türk Faşizmi böyledir. Katiller özgür, cinayetler serbest, ama katilin yüzüne ışık tutmak suçtur. Katiller oligarşisini unutmama adına anıt dikmek de…
Türk-İslam Faşizmi 14 yaşındaki Ceylan Önkol’un katillerine soru bile sormadılar, ama onu parçalayan füzenin heykelini dikmeyi suç saydılar. Roboskî katliamı ve 12 yaşındaki Uğur Kaymaz anıtını da.
Türk Faşizmi yalnızca askeri diktatörler döneminde böyle değildi. Faşizm daimidir, burada. Türk tipi demokrasi, diktatörü seçme üzeredir. Her seçilen, kendi kafasına göre takılıp düşman yaratarak onunla savaşa girişir.
Süleyman Demirel’in İçişleri Bakanı Faruk Sükan, liseli çocuklar sokağı ışıklandırıp gitar çalarak Komünizme davetiye çıkarıyor diye Ankara‘nın Keçiören semtini polisle ablukaya almış, düşmanı yakalamıştı. Asker darbeciler, kırmızı rengi yasaklamış, yazarları içeriye tıkayıp işkenceden geçirmiş, renkleri yasaklamış, kırmızı giyinen bir kadını tutuklamış, müzisyen Ruhi Su’ya kanser tedavi olmamayı vatani görev saymış, ölümünü hızlandırmışlardı.
Faşist dünya, böyleydi. Onlar, insanı insan yapan kültüre ve sanatın yaratıcılığına düşmandı. İslam sloganlı Faşizm tarihi bütün olarak tahrip, tabloları, heykelleri kırıp geçiyor, müziğin melodilerini öldürmek için kurşun sıkıyor, sanatçıları zindana sürüklüyor, işkence ile katlediyorlardı.
Şili General Pinochet Faşizmi, tablolarını boyunlarına asarak ressamları ibretlik suçlu diye sokakta dolaştırmış, müzisyen Viktor Jara Martinez bir daha gitar çalmasın diye parmaklarını kırıp ezmiş, sonra da katletmişlerdi:
Rus gazeteci Vladimir Çernisev bu olayı şöyle anlatıyordu:
“Viktor Jara’yı, gitarıyla stadyuma getirdiler. O, şarkı söylemeye, tutuklular da tehditlere rağmen eşlik etmeye başlayınca, ellerini kırdılar. Jara, artık gitar çalamıyordu. Ama zayıf bir sele şarkı söylüyordu. Susması için, dipçikle kafasını ezdiler. Ellerini de kesip tribünün önüne astılar."
Türkler, Zehra Doğan’ın ellerini kırmadılar. Ama resim yapmasın diye tuval, kağıt, boya vermiyorlardı. Kürt inadı bu ya, o da meyve ve sebzeden elde ettiği boya ile gazete kağıdını boyalayarak resim yapıyor, gazete yazılarının üstünde katiller başının suratı şekilleniyordu.