Aslına bakılacak olursa, artık hiçbir köşe yazarının, hiçbir aydının, hiçbir akademisyenin kimseye yana yakıla dert anlatmasına hacet yok. Herkes her şeyi görüyor. Tercüme edilmesi gereken bir siyaset alanı kalmadı. Başkanlık referandumu öncesi hem Kürt illerinde hem de batı illerinde durum tam olarak böyle. Siyasal alan, bugün en berrak olandır. AKP’li olmayanların kafayı başka bir yöne çevirmesinin, aileye, işe, dine veya temel hayat kaygılarına gömülmelerinin de faydası yok. Zerre faydası olmayan başka bir şey ise kapalı mekanların kış kasvetinde şikayet ederek, karamsarlık üreterek, homurdanarak veya mızmızlanarak vakit öldürmek. Rengini belli etmeden “bir dönemi atlatmak” için tüm enerjisini sarf edenler, bu dönemecin sonunda kendilerine dönüp baktıklarında onurlu bir varoluş ihtimalini artık bulamayabilirler.

Herkesin bildiği üzere, şu anda referandum sonucunun HAYIR çıkma imkanı da, EVET çıkma ihtimali de ciddi bir şekilde var. Bunun anlamı şudur: Bu kampanyayı sürükleyebilecek siyasetçiler ve kadrolar cezaevinde olsalar da, eleştirel medya susturulmuş ve ana akım medya tamamen zapturapt altına alınmış olsa da, sokağa çıkıp HAYIR propagandası yapanlar gözaltına alınsalar da ortada bir imkan var. Bunu tüm seyirciler biliyor. Yarış koşulları hep olduğu gibi eşitsiz. Evet, bu kez daha da eşitsiz. Ama ciddi bir imkan var. Peki bu imkan nasıl gerçeğe dönüştürülebilir? 

Referandum sonucunu belirleyecek iki esas parametre var. Birincisi, HAYIR kampanyasını yürüten farklı siyasal eğilimlerin kendi mahallelerinde ne kadar irade ortaya koyacağı, ne kadar yaratıcı ve cesur olacağıdır. İkincisi ve en az birincisi kadar önemli olan faktör ise HAYIR cephesinin kendi destekçilerini ne ölçüde sandığa götürebileceğidir. Temel belirleyenlerin bunlar olduğu bir seçimde ne sadece seyirci olmak ne de sadece sandığa gitmek kazanmak için yeterli olabilir.

Başkanlığa HAYIR diyen ama referandum için çalışmayan herkesi, kendi siyasi bilinci, kendi geleceğinin mezar kazıcısı olmaya sürükleyecek. Çünkü kaçınılması mümkün olmayan bir siyasi mücadele yaklaşırken durmak ve bunun tamamen bilincinde olma hali ama aynı anda özne olmayı reddetmek, sadece pasif bir özne olabilmeyi imkansız kılıyor. Çünkü insanlar siyaset namına sokağa çıkmasalar bile evlerinde konuşuyor, daha az olsa da televizyon izliyor, sosyal medyayı takip ediyor ve sürekli konuşuyor. Yaşamın her alanının politik sınırlarla yeniden üretildiği bir ülkede politika konuşmamak diye bir şey söz konusu dahi değil. Kamusal alandan veya örgütlenmekten kaçmak, yani sinmişlik hali, kişinin kim veya ne olduğundan bağımsız, halkı, devlete dair fanteziler üretmeye yöneltir. İktidar, eleştirilere ve itirazlara rağmen ayakta kalmaya devam ediyorsa süreklileşmiş korku, siyasal fanteziler için kapıyı aralamış olur. Nitekim uzun süredir başta olan her baskıcı iktidar, muhalifleri üzerinden kendisini böyle üretir. Kendi siyasetini sadece kendi eliyle, kendi medyasıyla değil, kendi karşıtlarını kullanarak da yeniden üretebilir.      

Siyasal fantezilerden birkaç örnek verirsek neyi kast ettiğim daha iyi anlaşılacaktır:

Devlet ve sağladığı imtiyazlar Türk toplumunun çoğunluğu için bir arzu nesnesidir. Şu anda kendi içlerinde bölünmüş olan MHP’lilerin hemen hepsi içinse devletin bir şekilde parçası olmak bir siyasal fantezi düzlemidir. 

MHP’liler için fantezi, sivil veya askeri bürokrasi içinde MHP’lilerin iktidar ortağı olmasıdır. 

CHP’liler içinse bu siyasal fantezi, “AKP’nin kendi kendini bitireceği”, “ekonomik krizle kendi meşruiyetini tüketeceği" ve CHP’nin siyasi boşluğu doldurup iktidarı alacağıdır. 

HDP’ye oy verenlerin bir bölümü için, AKP’nin ilkesiz bir siyasi karakteri olduğu gerekçesiyle “EVET çıkarsa Erdoğan’ın çözüm sürecini yeniden başlatması”dır. 

O yüzden, referandumun yapılacağı 16 Nisan’a kadar AKP bir yandan kendi seçim kampanyasını yürütürken diğer taraftan da karşıtlarını propaganda aracı haline dönüştürmeye tam gaz devam edecek. AKP, ihtiyaç duyduğu oyları almak için stratejisini, korku ve tehdit iklimiyle HAYIR oylarını sandığa gitmekten alıkoymanın yanı sıra karşıtlarına siyasal fantezi ürettirerek kaleyi içeriden fethetme üzerine kuruyor. Haliyle, doğrudan veya dolaylı bir şekilde iktidarın razı geldiği biçimde EVET cephesiyle kurulan her ilişki, siyasal fanteziler çıkmazını daha da derinleştirecektir. HAYIR cephesi, tavizsiz, tereddütsüz ve korkusuz olduğu ölçüde kazanabilir, yoksa kaybeder.   

Kürtler açısından referandum dönemecine girilirken hakikaten de başka bir durum söz konusu. Referandumdan HAYIR çıkması durumunda Kürtler karşısında kurulmuş olan Milliyetçi Cephe çökmese bile ciddi bir darbe alacak. OHAL’in gerçekten uygulandığı tek coğrafya olan Kürt illerinin kaderi, HAYIR kampanyasının başarısı ile kısa vadede tümden değişmeyecek. Nitekim yeniden bir çözüm süreci başlaması ihtimalinin Türkiye’deki siyasi gelişmelerle alakalı olduğu kadar Ortadoğu dinamikleri ile alakalı olduğunu Kürt halkı gayet iyi biliyor. Ama hatırlatılması gereken başka bir şey daha var: Referandum sonucu ne olursa olsun, Kürtlerin kendi haklarını savunabilmesi için yeniden kendileri ile buluşmaları gerekiyor. Şu anda HDP ve DBP’nin derin bir suskunluğa gömüldüğü, neredeyse hiçbir medya kuruluşunun çalışamadığı, sivil toplum örgütlerinin basın açıklaması dahi yapamadığı koşullarda referandum, siyaseti yeniden kamusal alana taşıma ve üretme fırsatıdır. Çünkü Nisan ortası geldiğinde artık kimse seyirci kalamayacak; HAYIR cephesi kendisini kuramazsa, kendi geleceğini yeni baskı-şiddet dalgalarının ve siyasal fantezilerin insafına bırakmış olacak; kurabilirse, siyasal fanteziler içinde boğulma sırası AKP’lilere gelecek.