Yani, oyumuzu belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri için kullanacağız ama sandıktan sadece belediye yönetimleri, yerel politikalar çıkmayacak. Sandıktan AKP’nin otoriter, "dinci" siyasetinin bundan sonraki derecesi, CHP ve MHP’nin statükocu çizgisinin ve şeriat korkusunun tabanda ne kadar yer tuttuğu, çözüm ya da demokrasi sürecinin ileri ya da geri adımları, barış ya da savaş, ötekileştirme politikalarının yönü, yasakçı uygulamaların gidişatı, eşitsiz, hukuk dışı, kayırmacı uygulamaların akıbeti, özgürlüklerin ve insan haklarının yarını çıkacak.
Hal böyle olunca ortadaki soru sayısında da cevap sayısında da patlama oluyor doğal olarak. Ama aslında, herkesin sorusu kendisine göre. Mesela biz barışı, insan haklarını, özgürlükleri, demokrasiyi merak ediyoruz en çok. İktidar ve devlet güçleri ise otoritelerini güçlendirmeyi, hırsızlıklarını, ahlaksızlıklarını saklamayı, toplumsal baskıdan kurtulmayı…
Bu karmaşaya, moralimizi bozan onca şeye rağmen bıkmadan yarını güzel hayal ediyoruz. Olaylara pozitif bakmaya, uzun vadeli düşünmeye, siyasi oyunlara gelmemeye kararlıyız. Buna aklıselim olmak deniyor biliyorsunuz. Serinkanlı, bin düşünüp bir adım atarak, hedefi hiç unutmadan. Akıllı olmak da denir kimi yerlerde ya, bugünlerde yine çok zor.
Silvanlı küçük Mehmet’in kafasını gaz fişeği ile parçaladıklarını bilip de, içinden yakmak yıkmak dağıtmak gelmeyen insan var mıdır mesela. Akıllı olmak en çok böylesi zamanlarda, insani duyarlılığını yitirmekle akıllı olmanın birbirine bu denli yakınlaştığı zamanlarda zor. Mehmet ölüm döşeğindeyken oy oranlarını düşünmek mesela, sandıktan çıkacak güce göre ihtimaller sıralamak… Gerekli mi derseniz, evet gerekli, ama zor. Abdullah Öcalan, Kürt Halk Önderi olarak bu zoru başarmak konusundaki kararlılığı gösterdi bir kez daha. Öfkesine değil aklına danışarak verdi Newroz mesajını. Bir kez daha iktidar yanlılarının dahi sağa sola kıvırtmalarına fırsat bırakmayacak şekilde belirtti barışa ve demokrasiye olan ihtiyacı, Kürtlerin barışta ısrarını. Etraftaki kafa karışıklıklarına inat gibi netti Kürtlerin talepleri, bu yoldaki adımları…
İki gün sonra sandıklara gidecek ve oylarımızı kullanacağız. Yapay dinci- laik kamplaşmasından medet uman CHP, MHP ve AKP bu seçimden güçlenerek çıkmak derdinde. CHP, halkta oluşan AKP karşıtlığını bu doğrultuda yönlendirerek, demokrasi güçlerinin oylarını da kendisinde toplamaya çalışıyor. HDP ve BDP oylarını istiyor.
Evet, bu seçim sadece teknik olarak bir yerel seçim ve etkisi bir genel seçim boyutunda olacak. Evet, AKP’nin artık gitmesi gerek. Ancak yerine, ötekileştirici, ayrımcı, toplumsal talepleri muhalefeti boğmayı, bu amaçla şiddeti, katliamları kendisine yol bilmiş bir geleneğin ve politikaların savunucusu CHP'yi getirmek, hele de döne döne katledilen, yok sayılan Alevilerin, her darbe döneminde işkencehanelerde öldürülenlerin, hayatları çalınanların bu düşünceyle CHP’ye oy vereceklerini düşünmek bile akıllara ziyanken, CHP utanmadan, beğenmeseniz de sırf AKP gitsin diye “oyunuzu bana verin” diyor. Katlettikten, ocakları söndürdükten sonra adın AKP olsa ne yazar CHP olsa ne yazar oysa. Ve sırf, katillerimizin elini sıkmamak için bile olsa, oylar HDP ve BDP'ye!
Katillerimizin elini sıkmayacağız!
Bugünlerde kimsenin kafası rahat değil. Sorular arasında bunalıp kalınıyor çoğu kez. Cevaplarsa hep çok ihtimalli. Neden? Çünkü hiçbir şey olması gerektiği yerde değil. 30 Mart'ta yerel seçimler yapılacak mesela. Belediye başkanları, belediye meclisleri seçilecek. Ama belediye hizmet politikaları değil genel siyaset tartışılıyor. Kaç belediyeyi kim alacak ya da oy oranı tartışılıyor. Evet, bir seçim var ama bu seçim sadece teknik olarak bir yerel seçim. Beklenen etkileri açısından ise bir genel seçim hatta bir referandum. Ve bu karmaşa sadece bir kesimin değil, iktidarıyla muhalefetiyle demokrasi güçleriyle herkesin karmaşası durumunda.