Kadın yaşamdan koparıldıkça yaşam anlamsızlaştı. Doğa düşmanlaştırıldı. Hoşgörü azaldıkça öfke büyüdü, paylaşım tükendikçe bireysellik arttı, ortaklaşma yerini tekleşmeye bıraktı. Sevgi yalana, güdülere ve hizmete indirgendi. Maneviyatın yerini maddiyat aldıkça, anlam kaybı derinleşti.
Yeni yeni icatlar buldunuz, yarattığınız gelenekleri devam ettirmek için. Devletin ilk vukuatı sizi de ürküttü aslında. Evet; devlet köleliği geliştirmişti.
Kırılan insanlık onuru sizi de yaralamış olmalı ki dinlere sığındınız. Korktunuz yarattığınız düzenden.
Dinlerin maneviyatı, ahlaki, kültürel değerleri neolitikten kalmaydı. Köleliği aşmak için en gerekli olandı.
Ama bir kere iktidar bulaşmıştı insanlığınıza. Toplumsal değerlerle yoğrulan maneviyata kendi hırslarınızı katmasaydınız olmazdı. Çünkü yarattığınız zihniyet, iktidar uğruna her şeyi zaten yok etmekteydi. Tekrar bildiğiniz şeylere yöneldiniz; insanların inançlarını iktidarın hizmetine koydunuz. Savaş ve kanla bezediniz iktidarınızı. İktidarınız erkekliğinizi güçlendirdi. Kendinizi tanrıya yakın hissettiniz ve kadını hedefinize aldınız yine.
Artık sadece yaşam alanlarından silinmesi yetmezdi.
Esas sorun bedeni idi. Hakim olamadığınız güdülerinizi, kadın bedeninin tapusunu elinize alarak zapt etmeye çalıştınız.
Fetvalar çıkardınız kadının düşüncesine, bedenine dönük, engizisyonlara gönderdiniz.
Ateşlere attınız, giyotinlere vurdunuz. Ama dedim ya bir kere iktidar ve rant zehiri ile zehirlenmiştiniz.
Dinler de zapt edemedi hırslarınızı.
Bu kez tanrılarınız değişti; para tanrılaştı.
Yine gözünüzü kadına diktiniz. Kadının etrafına ördüğünüz duvarları bu kez para için yıktınız. Kadının bedenini pazarlara sundunuz ve en iyi reklam malzemesi haline getirdiniz.
Eve, eşe, çocuğa ait kıldığınız emeğine de ihtiyacınız vardı. Çok kıymetli değildi ama para getiriyordu. Ve nitekim uğruna kanlar döktüğünüz namusunuzu bu kez uluslararası pazarlara sürdünüz. Kölelikten ve ölümden kurtardığınızı iddia ettiğiniz kadınları her geçen gün biraz daha kendi köleniz yaptınız. Aşk adına, sevgi adına, namus adına…
Düşünsel, ruhsal olarak ölümlerden ölüm beğendirdiğiniz kadınlar karşısında yine de acizlikten kurtulamadınız.
Attığı her adımda, sorguladığı her düşüncede, karşı durduğu her yaşamda ölümü karşısına diktiniz. Yine de vazgeçmedik kendimiz olma arayışımızdan.
Biraz kendinize benzetmiştiniz ama kökleri derinlerden gelen özgürlük tutkusunu ve direnişini kıramamıştınız.
Halen fetvalar veriliyor hakkımızda.
Bedenimiz halen reklam panolarının vazgeçilmezi.
İnsan tacirlerinin üzeri çocuk kanlarının lekeleri ile dolu.
Savaş alanları kadın bedenlerinin ganimet oldukları alanlar.
Ve her gün barış, özgürlük, eşitlik diye bağırıyoruz biz yine de.
Biz sizin yarattığınız yaşamın sizi de tükettiğini görüyoruz. Bazılarınız da bize katılıyor.
Savaşa hayır mitinglerinde yan yana duruyoruz.
Demokrasi, eşitlik ve özgürlük sloganlarımız birbirine karışıyor.
Devletin katliamlarına karşı omuz omuzayız çoğu yerde.
Ama görmüyor musunuz; devlet biraz da sizsiniz.
Savaş halen sürüyorsa sokakta, evde, işte uyguladığınız şiddetten dolayıdır. İktidar için her şeyi mubah gören zihniyetinizdendir.
Bireyciliğinizden, ben-merkeziyetçiliğinizden, halen vazgeçmediğiniz "tek"lerinizdendir.
Eliniz altındaki kadını kaybettiğinizde iktidarı, bireyciliğinizi, tekliğinizi, insan ve toplum doğasına yabancı olan sisteminizi kaybedeceğinizi bildiğinizdendir.
Kadınla ortak bir yaşam, arkadaşlık kurmak yerine koca, baba, abi, devlet anlayışınızdan vazgeçemediğinizdendir.
Evet; devlet biraz da sizsiniz.
Katledilen Nazliye'lerin bedenlerini taşıyan; "kadına uzanan eller kırılsın" diyen kadınların sloganları yalnız olduğu içindir.
"Kadın katliamına son" sloganı ortaklaşmadığı sürece savaşlar bitmeyeceği gibi ürettiğiniz erkek egemenlikli yaşam kültürü her gün sizi de tüketmeye devam edecek.
Katlettikçe tükeniyorsunuz
Önce biz kadınları yaşamdan kopardınız. Dört duvar arasına mahkum ettiniz; sesimizi, sözümüzü kıstınız. Yabancılaşma başladı sonra. İnsana, doğaya ve giderek topluma. Oluşturduğunuz kentler, devletler, imparatorluklar sizin de tükenişinizin başlangıcıydı. Geliştirdiğiniz zihniyet kendini büyüttükçe, yeni yeni alanlara ulaştıkça siz küçüldünüz. Nitekim siz de yarattığınız zihniyetin kurbanı oldunuz.