- Şemzînan'da eşi ve ailesine yönelik katliam yapan uzman çavuşun, koruculuk içinde büyüdüğü, uzun süredir şiddet uygulamasına rağmen hem görevine devam ettiği hem de başvuruların sonuçsuz kaldığı öğrenildi.
Şemzînan'daki katliam öncesinde, zaten uzun süredir sistematik şiddet gören ve babasının evine gelerek boşanmak isteyen Gülşen (Adilşa) Gezer’in, uzman çavuşun eşi olarak yaşaması için ikna edilmeye çalışıldığı öğrenildi. Kentteki insan hakları ve hukuk kurumları, uzman çavuşun katliama kadar silahlı görevine devam etmesini sorgulayarak, özel savaş ve cezasızlık politikalarına dikkat çekti.
Colemêrg’in Şemzînan (Şemdinli) ilçesinde uzman çavuş Musa Gezer, boşanma aşamasında olduğu Gülşen (Adilşa) Gezer’i, annesi Habiba Demir’i ve kardeşleri Gürkan Demir ile Deniz Demir’i ateşli silahla katletti. Saldırının ardından aynı silahla yaşamına son vermeye çalışan fail ağır yaralandı. Katledilen dört kişinin cenazesi, Şemzînan Devlet Hastanesi’nden alınarak Wan’daki Adli Tıp Kurumu morguna gönderildi. Wan’da tamamlanan otopsi işlemlerinin ardından ailelerine teslim edilen cenazeler, gece saatlerinde Şemzînan'a getirildi. Habiba Demir, Gürkan Demir, Adilşa Gezer ve Deniz Demir’in cenazeleri, dün sabah saat 06.00 sıralarında ilçe merkezinde bulunan Asrın Mezarlığı’nda defnedildi. Cenaze törenine aile yakınları ve çok sayıda vatandaş katılırken, defin işlemlerinin ardından taziyeler kabul edilmeye başlandı. Hayatını kaybedenler için taziye Şemdinli Belediyesi Taziye Evi’nde kuruldu.
Sistematik şiddet
Baro ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Şubesi tarafından yapılan açıklamada yer verilen bilgilere göre; Gülşen Gezer, yaklaşık 10 gün önce İstanbul’da boşanma davası açtı ve ardından ailesinin yaşadığı Şemzînan'a döndü. Yaklaşık 13 yıllık evliliği boyunca sistematik şiddete maruz kalıyordu, çeşitli dönemlerde ayrılmak istemesine rağmen aile büyüklerinin devreye girmesiyle yeniden aynı yaşamın içine dönmek zorunda bırakılıyordu.
Başvurular sonuçsuz
İHD Colemêrg Şubesi tarafından bölgede yapılan ön gözlemler sonucunda elde edilen bilgilere göre; fail, yaklaşık 10 yıldır uzman çavuştu, daha önce inşaat işçiliği yapıyordu ve aile içinde çeşitli sorunlar yaşanıyordu. Uzun süredir devam eden şiddetli geçimsizlik nedeniyle kadının maruz kaldığı şiddete ilişkin devlet yetkililerine başvurularda bulunuyordu, ancak bu girişimler sonuçsuz kalıyordu.
Ailelerin görüşmesi
Tarafların aileleri arasında birden fazla görüşme yapıldığı, son görüşmede boşanma kararının netleşmesinin ardından saldırının gerçekleştiği kaydedildi. JINNEWS'ten Raiba Önver'in edindiği bilgilere göre de katliamdan bir gün önce Şemzînan’da bir heyet oluşturuldu. Heyette eski AKP'li Şemzînan Belediye Başkanı Tahir Saklı, Aktütün köyü muhtarı Cafer Gezer ve AKP İlçe yönetiminden bazı isimler de yer aldı. Gülşen Gezer “Ben o eve asla geri dönmeyeceğim” diyerek boşanma kararını yineledi. Buna rağmen barıştırma yönünde ısrarlar sürdü. Heyette yer aldığı iddia edilen Cafer Gezer, daha önce aileye yönelik "Şikâyetçi olmayın, arkası sağlam" ifadelerini kullandığı ileri sürüldü.
Görüşmenin ardından uzman çavuş, boşanmayı kabul etti ve Pazartesi günü savcılığa başvuracağı yönünde beyanda bulundu.
Sadece aile trajedesi değil
Colemêrg Barosu ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Şubesi tarafında yapılan açıklamada, olayın yalnızca bir aile trajedisi değil, aynı zamanda kadınların yaşam haklarını tehdit eden şiddet ortamının sonucu olduğu vurgulandı. Katliamın, tüm yönleriyle bağımsız, tarafsız ve etkili bir soruşturmayla aydınlatılması gerektiği belirtilerek, olay öncesindeki şiddet, tehdit ve baskı iddialarının araştırılması ve ihmali bulunan kişi ya da kurumların hukuk önünde hesap vermesi talep edildi. Soruşturma sürecinin yakından takip edileceği, gerekli hukuki girişimlerin sürdürüleceği belirtildi.
İHD Colemêrg Şubesi de olayın yalnızca bireysel bir aile içi anlaşmazlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguladı. İHD Şubesi, uzun yıllardır bölgede görev yapan güvenlik personeli, korucular ve diğer silahlı kamu görevlilerinin karıştığı şiddet olaylarının bağımsız biçimde izlenmesi gerektiğini savunduklarını kaydetti. Devlet güçlerinin karıştığı şiddet vakalarının uzun yıllardır insan hakları örgütleri, kadın örgütleri ve hukuk çevreleri tarafından gündeme taşındığını hatırlatan İHD Şubesi, buna rağmen yürütülen soruşturmaların etkili, bağımsız ve hesap verebilir şekilde sonuçlandırılamamasının cezasızlık kültürünü derinleştirdiğini ifade etti.
Cezasızlık politikası
Cezasızlığın yalnızca geçmişte yaşanan ihlallerin üzerinin örtülmesi anlamına gelmediğini, aynı zamanda yeni ihlaller için uygun bir zemin oluşturduğuni belirten İHD, devlet adına silah taşıma ve güç kullanma yetkisine sahip kişilerin işlediği şiddet eylemlerine karşı yeterli denetim ve yaptırım mekanizmalarının işletilmemesinin şiddetin yeniden üretilmesini kolaylaştırdığını ve failler açısından bir dokunulmazlık algısı yarattığını kaydetti.
Neden silahı alınmadı?
İHD, devlet tarafından verilen silah taşıma yetkisinin bireylerin özel yaşamlarında güç ve denetim aracına dönüşmesinin ciddi bir insan hakları sorunu olduğunu vurgulayarak, özellikle aile içi şiddet iddialarının bulunduğu durumlarda silahlı personelin risk analizine tabi tutulması ve gerekli koruyucu tedbirlerin alınmasının yaşamsal önem taşıdığının altını çizdi.
İHD Hakkari Şubesi, olayın tüm boyutlarıyla bağımsız ve şeffaf biçimde soruşturulmasını, silahlı kamu görevlilerinin aile içi şiddet vakaları bakımından düzenli psikososyal değerlendirmeye tabi tutulmasını, güvenlik personeline yönelik insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimlerinin güçlendirilmesini ve kadına yönelik şiddetle mücadelede bağımsız koruma mekanizmalarının geliştirilmesini talep etti.
Özel savaşın parçası
DEM Parti Colemêrg İl Yönetimi de gerek Colemêrg’de gerekse Kürdistan coğrafyasının birçok kentinde yıllardır uygulanan güvenlikçi politikaların, toplum üzerinde yarattığı ağır sonuçlarla kendisini her geçen gün daha fazla açığa çıkardığını kaydetti. DEM Parti, açıklamasında şunlar ifade etti: "Eğitimden, toplumsal bilinçten, liyakatten ve gerekli mesleki yeterlilikten yoksun bireylerin silahlı yapılar içerisinde istihdam edilmesi, özel savaş politikalarının bir parçası haline getirilmesi; bugün yaşanan toplumsal trajedilerin başlıca nedenlerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Bütün aile fertlerini katletmesi, olayın münferit değil, toplumsal ve siyasal boyutları olan bir sorun olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Şemdinli, yıllardır özel savaş politikalarının ve güvenlikçi anlayışın en yoğun biçimde uygulandığı alanlardan biri olmuştur. Bu nedenle yaşananları bireysel bir cinnet olarak ele almak, gerçekleri örtmekten başka bir anlam taşımamaktadır. Bunlar, halkın iradesini bastırmayı esas alan, militarizmi yaşamın merkezine yerleştiren ve toplumsal sorunlara demokratik çözümler yerine güvenlikçi yöntemlerle yaklaşan anlayışın kaçınılmaz sonuçlarıdır.” COLEMÊRG