Katliamcı zihniyet duruyor

14 Ağustos 2022 Pazar - 19:30

  •  Digor Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçti. Dönemin milletvekillerinden Mahmut Alınak, o günden bugüne sadece faillerin değiştiğini, katliam yapan zihniyetin kaldığını söyledi. 

 

Ev baskınları, koruculuk dayatması, zulüm ve işkence politikalarına karşı 14 Ağustos 1993’te yürümek isteyen halkın üzerine açılan ateş sonucu çocuk, genç ve yaşlı 17 kişi katledildi, 200’den fazla kişi yaralandı. Her katliam gibi 29. yıl dönümündeki Digor Katliamı’nı yapanlar da mahkemelerde aklandı. AİHM, katliam nedeniyle Türkiye'yi maddi ve manevi tazminata mahkum etti. Katliamın yaşandığı Kars’a giden milletvekillerinin içerisinde yer alan eski DEP Milletvekili Mahmut Alınak, yaşananları ve sonrasını MA'ya anlattı. 

Kan verilmesi engelleniyordu

Meclis'te olduğu bir sırada Digor Katliamı haberini aldığını söyleyen Alınak, şunları söyledi: “Digorlular aradı. Seslerinde dehşet ve telaş vardı. Özel timlerin halka ateş açtığını ve birçok ölü ve yaralı olduğunu söylüyorlardı. Yaralılar, Kars ve Erzurum devlet hastanelerine kaldırılmıştı. Hastaneyi kuşatan polisler yaralılara kan vermek isteyenleri engelliyormuş. Benden duruma müdahale etmemi istiyorlardı. Hemen Kars Valisi'ni arayıp yaralılara kan verilmesinin sağlanmasını istedim. Vali tedirgindi. Emniyet'in kendisine verdiği bilgileri tekrarladıktan sonra, hastanedeki polisleri geri çekeceğini söyledi.” 

Vali devre dışı bırakılmıştı

Emniyet amirlerinin telefonuna çıkmadığını, sürekli aradığı valinin çaresizlik içinde olduğunu, devre dışı bırakıldığının anlaşıldığını kaydeden Alınak, "Ertesi gün uçakla Erzurum’a, oradan Kars’a geçtik. Vali, sorularımıza cevap veremiyor, açıkça söylemese de kurduğu cümlelerden katliamın özel timler tarafından yapıldığı anlaşılıyordu. Emniyet müdürü ise bir yalan makinesi gibi çalışıyordu. Sorularımıza verdiği cevaplar çelişkilerle doluydu. 'PKK ateş etti, güvenlik güçlerimiz de karşılık verdi’ diyor ve devlet güçlerine toz kondurmuyordu” dedi. 

Digor'a dehşet havası çökmüştü

Valilikten ayrıldıktan sonra gittikleri hastanenin tıklım tıklım yaralılarla dolduğunu söyleyen Alınak, şöyle devam etti: “İnsanların hepsi kurşunla yaralanmıştı. Çok sayıda ağır yaralı vardı. Hepsini ziyaret ettikten sonra Digor’a gittik. Digor ölüm sessizliği içindeydi. İnsanlar dükkânların camekânlarından korku dolu gözlerle bize bakıyordu. Digorlu olduğum için hepsini tanıyordum. Bir dehşet havası çökmüştü şehrin üstüne. Biz de halka cesaret vermek için şehrin ana caddesinde yürüyerek kaymakamlığa gittik.” 

Polis: Meclis'te de kelle alırız

Katliamın yaşandığı noktaya gitmek için yola çıktıklarında bir polisin kendilerine “Gerekirse Meclis’i basar, Meclis’ten kelle alırız” diyerek tehdit ettiğini aktaran Alınak, şunları dile getirdi: “Gittiğimiz köylerde bazı yaralılar özel timlerin olaydan sonra dipçiklerle kendilerini öldürmeye kalkıştıklarını söyledi. Olaydan sonra birçok ölü ve yaralı ibret olsun diye ayaklarından panzere bağlanıp yerde sürüklenerek şehre getirilmişti. Digor Katliamı hakkında hazırladığımız 23 Ağustos 1993 tarihli raporu Cumhurbaşkanlığına, Meclis Başkanlığına, Başbakanlığa, Adalet Bakanlığına ve basına gönderdik. Israrlı çabalarımız üzerine katliamı yapan özel özel timler hakkında Kars Ağır Ceza Mahkemesi’ne dava açıldı. Yani devlet bir kez daha suçüstü yakalanmıştı.” 

Sadece failler değişti

Mahkemenin mermiler üzerinde balistik inceleme yapmadığını, çünkü mermileri atan uzun namlulu silahların hepsinin devlete kayıtlı olduğunu ifade eden Alınak, şunların altını çizdi: “Digor’da katliam yapan zihniyetle yıllar sonra Roboskî, Nusaybin, Sur, Cizre, Silopi ve daha pek çok yerde katliam yapan zihniyetle aynıydı. Bu zihniyet, ta Koçgirî’den, Geliye Zîlan’dan ve Dersim’den bugüne kadar sürüp gelen bir zihniyettir. Değişen şey sadece faillerdir.”   KARS

Tarih unutmuyor, biz de!

Katliamın gerçekleştiği yerde, 29. yıl dönümünde ağaç eken eski milletvekilli Mahmut Alınak, şunları söyledi: “Digor Katliamı'nın yapıldığı yerde Açık Hava Müzesi kurduk. Asurluların Kudüs Katliamı’nda Mescidi Aksa’dan kalan Ağlama Duvarı, Yahudilerin binlerce yıldır gidip yas tuttukları bir tapınaktır. Bu müze de, katliamın her yıl dönümünde acımızı tazeleyeceğimiz kutsal bir mekan olacaktır. Tarih unutmuyor bizler de unutmuyoruz ve mutlaka hesap soracağız." 

Devlet tetikçilerine dokunmadı

Devletin koruculuk dayatmaları, ev baskınları, işkence politikalarına "dur" demek için yürümek isteyen binlerce köylü 14 Ağustos 1993 sabahı Nexşan köyünde bir araya geldi. İlçenin 20 köyünden gelen binlerce kişi, sabah saatlerinde Digor'a doğru yürüyüşe geçmek istedi. Aralarında çocuk, yaşlı, kadın ve gencin olduğu kitlenin önü Digor'a 2 kilometre kala kesildi. Özel harekat polisleri, askerler ve silahlı sivil giyimli istihbaratçıların önünü kestiği kitle, yürüyüşlerinden vazgeçmeyeceklerini söyledi. Bunun üzerine birçok noktadan kitlenin üzerine ateş açıldı. Yayılım ateşi sonucu 5'i çocuk 17 kişi katledildi, resmi olmayan rakamlara göre ise 200’ün üzerinde kişi yaralandı. Katliamın ardından yürütülen soruşturmada sadece 8 polis sorumlu bulundu. Yıllar sonra bu polisler hakkında “Kasten insan öldürmek” ve “Kasten insan öldürmeye teşebbüs etmek” suçlamasıyla dava açıldı. Toplam 11 yıl süren yargılamada mahkemeden bir karar çıkmaması üzerine davanın avukatı Tahir Elçi, 2004'te “Uzun yargılama”, “Etkin soruşturma yürütülmemesi” ve “Yaşam hakkı ihlali” gerekçesiyle davayı doğrudan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı. AİHM’de davanın kabul edilmesi üzerine Türkiye’deki mahkeme, 2006'da davayı karara bağlayarak 8 polisi “Meşru müdafaa” gerekçesiyle beraat ettirdi. Mahkemeye yazılı savunma gönderen polisler, kitle içerisinden kendilerine roketatarlarla ateş açıldığını iddia etti. Katliam sonrası yapılan araştırmada olay yerinde roketatar saldırısı olduğunu dair hiçbir delil bulunmadı. Türkiye’nin beraat kararı vermesinin hemen ardından kararını açıklayan AİHM 2. Dairesi, Türkiye'yi maddi ve manevi tazminata mahkum etti. 

8 yaşından 80'e kadar

Katliam kurbanlarının en küçüğü henüz 8, en büyüğü 80 yaşındaydı. İsimleri ise şunlardı: Gülcan Çağdavul (8 ), Selvi Çağdavul (14), Yeter Kerenciler (13), Necla Geçener (14), Zarife Boylu (15), Erdal Buğan (17), Zeynep Çağdavul (19), Hacer Hacıoğlu (20), Suna Çidemal (21), Fatma Parlak (22), Faruk Aydın (27), Cemil Özvarış (39),  Gıyasettin Çalışçı (41), Hasan Çağdavul (43), Süleyman Taş (47), Nurettin Orun (80) ve Tütiye Talan (66).

 

Ölmemek daha acıdır

Kasım Çağdavul

Katliamın tanıklarından biri olan Kasım Çağdavul, unutamadığı o günü 2015'te Dicle Haber Ajansı’na (DİHA) şöyle anlatmıştı: "Devlet sürekli köylerimizi basıp bizlerin korucu olmasını istiyordu. Devamlı devletten yana tavır takınmamızı istiyorlardı. 'PKK'ye yardım ederseniz hepiniz ölürsünüz' denilerek evlerimize baskın düzenliyordu. Bize yapılan zulme dayanamadığımız için yürüme kararı verdik. Binlerce kişi ile yürüyüşe geçtik. Digor'a 2 kilometre kalmıştı ki; devletin tankları yolumuzu kesti. Özel harekât timleri ise mevzilenmişti. Elimizden tek bir silah olmamasına rağmen bizimle tek kelime konuşulmadan çoluk, çocuk, kadın demeden bizi kurşun yağmuruna tuttular. O gün bize yaşatılanları anlatmak için kelimeler yetmiyor. Acının tanımı yoktur. O katliamdan şans eseri kurtuldum. Benim gibi şanslı olmayanlar da vardı. Ablamı, amcamın oğullarını ve kızlarını kaybettim. Aradan geçen 22 yıla rağmen o gün yaşanılanları unutulmuş değiliz. Bizler baskılara karşı çocuklarımız ve eşlerimizle birlikte katılmıştık. 3 kez oğlumu kurşun yağmurunda can havliyle unutup kaçtım. Her seferinde onu almaya gittiğimde önümdekilere denk gelen kurşunlarla sağ kurtuldum. Ölmemek, o acıyı yıllarca taşımaktan daha büyük bir acıdır. Yaralılarımızı bile katliam alanından almamıza izin vermediler. Ablamın başında sarı, kırmızı ve yeşil renkli eşarp vardı. Özel harekât timleri Kürt renklerini hedef alarak başından vurdu. Kanlar içindeyken hastaneye kaldırmak istedik izin vermediler. Yerde yatan kardeşimi sivil bir aracı zorla durdurarak hastaneye kaldırdık. Hastanede de yaralılara polisler işkence ediyordu. Ablam da hastanede yaşamını yitirdi." 

 

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.