• ABD Başkanı Trump’ın Kürtlere yönelik suçlaması, İran’a karşı yürütülen rejim değişikliği stratejisinin daha geniş çaplı başarısızlığının tezahürüdür. 
  • Trump, kaba ve hatalı bir biçimde, silah, para ve sorunlu tedarik ağlarını devreye sokan, ancak uygulanabilir bir kara cephesi oluşturamamanın başarısızlığına işaret ediyor.

 

ABD Başkanı Donald Trump, Kürtleri suçlayarak, İran’daki hükümet karşıtı protestoculara ulaştırılmak üzere gönderildiğini iddia ettiği silah ve mühimmatın Kürt aracıları tarafından alıkonulduğunu öne sürdü. Trump, iddiayı ilk olarak Nisan başlarında dile getirdi ve birkaç kez tekrarladı. Kürt muhalefet grupları ile Kürt yetkililer, böyle bir sevkiyat aldıklarını veya alıkoyduklarını reddetti. Bu suçlama yeni değil, ancak ısrarla tekrarlanması anlamlıdır.

* İran geneline Aralık 2025 sonlarında başlayan ve Ocak'ta yayılan büyük protesto dalgasıdır. Bu dalga, şiddetli bir baskıyla karşılandı ve ABD ile İsrail’in muhalefeti silahlandırma konusundaki ilgisini yeniden canlandırdı.

* ABD ve İsrail ile İran arasında 28 Şubat 2026’da başlayan savaştır. Savaşın ilk günlerinde, Kürt partilerinin Başûr'dan Tahran’a karşı bir kara cephesi olarak geliştirdiği yönünde haberler çıktı. Buna, İsrail’in Kürtlerin yoğun olduğu batı bölgelerinde Devrim Muhafızları, polis, sınır ve istihbarat altyapısını zayıflatmayı amaçlayan yoğun hava saldırıları ile silah kanalları, hava desteği ve Irak Kürt liderlerine sınır ötesi hareketlere izin vermeleri veya kolaylaştırmaları için doğrudan baskı da dahildi.

Trump’ın Kürtlere yönelik suçlaması, TNC'nin analizine göre; İran’a karşı yürütülen rejim değişikliği stratejisinin daha geniş çaplı başarısızlığı dışında anlaşılamaz. Kürt kanalı, esasen İsrail’de tasarlanan ve Washington tarafından kısmen benimsenen daha geniş bir planın yalnızca bir unsuruydu. Bu plan, hava saldırıları, hedefli suikastlar, altyapı vuruşları ve iç baskı noktalarının devreye sokulması yoluyla İran'daki rejimi devirmeyi amaçlıyordu. Amaç, Tahran için savaşın maliyetini artırarak siyasi sistemin çökmesini sağlamaktı. Bu baskı noktaları arasında Kürt cephesi en gelişmiş olanı ve fiilen uygulanmaya en çok yaklaşanıydı.

Neler yaşandı?

Plan, Amerikan değil, İsrail orjinliydi. MOSSAD, önceki yıl İran içinde silahlı isyanı körüklemenin kaynak israfı olduğu yönündeki eski değerlendirmesini tersine çevirdi. Bu yaklaşım, hem Netanyahu’ya hem de üst düzey Trump yönetimi yetkililerine sunuldu, ancak yönetim içinde tepki karışık oldu. ABD Savunma Bakanlığının kıdemli yetkilileri, baştan itibaren şüpheciydi; bombardıman altında İran muhalefetinin kitlesel seferberlik kapasitesine ve Kürt partilerin kara gücü olarak askeri uygunluğuna kuşkuyla bakıyordu. Trump, başlangıçta İsrail pozisyonuna daha yakın durdu, ancak riskler netleştikçe ve Türk diplomatik baskısı devreye girdikçe geri adım attı. JP'nin haberine göre; İran Kürt partilerinin kara gücü olarak konuşlandırma kararı, bizzat Trump tarafından veto edildi. Netanyahu’ya yakınlığıyla bilinen gazeteci Amit Segal, Erdoğan’ın Trump’ı doğrudan arayarak planlanan taarruzu durdurmaya ikna ettiğini yazdı. Reuters ise daha önce Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’yu arayarak Kürt silahlı gruplarının herhangi bir sınır ötesi operasyona dahil edilmemesine yönelik çağrı yaptığını rapor paylaştı.

Başarısızlığı üstlenmeme

Bu müdahale, bugün ABD ile İsrail arasında açık bir karşılıklı suçlamaya konu oldu. Bir strateji başarısız olduğunda, kimin bu başarısızlığın sahibi olduğu siyasi açıdan kritik hale gelir. Trump’ın tekrarladığı “çalınan silahlar” suçlaması da tam olarak bu siyasi işlevi görüyor: Stratejik bir başarısızlığı, lojistik bir şikayete dönüştürüyor ve en az itiraz edebilecek aktörler arasında bir günah keçisi yaratıyor.

Suçlama, olayların gerçekte ne olduğuna dair tartışmalı bir anlatıya da dayanıyor. Rojhilat partilerine yakın kaynaklar, TNC'ye, bazı silahların gerçekten teslim alındığını, ancak sivil protestoculara dağıtılmak üzere değil, İran içinde silahlı bir operasyon için fraksiyonları donatmak üzere gönderildiğini söyledi. Bu ayrım önemsiz değildir. Eğer silahlar, protestocular içinse suçlama bir “yönlendirme” iddiasıdır; eğer silahlı grupların sınır ötesi operasyon için hazırlanması içinse Trump’ın çerçevesi operasyonun niteliğini ve Washington’un kendisinin onayladığı şeyi temelden çarpıtıyor.

Tedarik zinciri de ek sorular doğuruyor. Operasyona destek, doğrudan silah transferleriyle sınırlı görünmüyor; tedarik tarafına yakın kişilere göre Irak pazarlarından yerel silah alımları için mali destek de sağlandıı ve bunların bir kısmı Haşdi Şabi ile bağlantılı kara para ağları üzerinden geçti. Bu da operasyonu, milis bağlantılı aracıların ve silahlı ağların rutin olarak iç içe geçtiği son derece sorunlu bir tedarik ortamında yürütülmesi anlamına geliyordu. Plan görünür hale gelince, aynı tedarik zinciri, İran istihbaratı gibi düşman aktörlerin neyin hazırlandığını izlemesini kolaylaştırdı ve tüm çabayı Irak topraklarından düzenlenen yabancı destekli bir silahlı operasyon olarak değerlendirmesini sağladı.

Kapasite sorunu

En temel sorun ise kapasiteydi. Plan, Rojhilat partilerinin gerçekte sahip olduklarından çok daha büyük bir sevk edilebilir güç çıkarabileceğini varsayıyordu. Bu varsayım, hep tartışmalıydı. Daha fazla savaşçı demek daha fazla para, daha fazla silah ve daha fazla siyasi önem demekti. Pratikte PAK gerçekçi olarak 200-300 savaşçı mobilize edebilirdi; Komala’nın aktif muharip kapasitesi 500’ün altında kalıyordu; KDPI ise biraz daha güçlü olsa da konuşlandırmaya hazır bin savaşçıdan oldukça uzaktı. Toplamda gerçek birleşik güç, dışarıdaki destekçilere sunulanın çok küçük bir kısmından ibaretti. Sorun, PJAK’ın operasyona katılmama kararıyla daha da büyüdü. PJAK, en derin gerilla altyapısına, en tecrübeli kadrolara ve Rojhilat partileri arasında en büyük deneyimli savaşçı havuzuna sahipti. Onsuz operasyon, kâğıt üzerindeki güçleri gerçek operasyonel kapasitelerinden çok daha yüksek olan daha zayıf ve parçalı gruplara dayanıyordu.

Hazırlık var mıydı?

Gerçek bir hareketlilik de vardı. Güçler, merkezi toplanma alanı haline gelen Hecî Umran bölgesinde toplanmıştı; araçlar temin ediliyordu; sınır koridorları aktifti ve Reuters’a göre fraksiyonların amacı, tam karşısındaki Pîranşar ve yakınındaki Oşnaviyê bölgesine saldırı başlatmaktı. İcra anı yaklaştıkça biriken zayıflıklar artık örtbas edilemez hale geldi. Partiler, yeterince hazırlıklı değildi ve PJAK katılmayı reddetti. İran, KDP ve YNK liderlerini doğrudan uyararak, Rojhilat partilerinin Federe Kürdistan'ı üs olarak kullanması halinde Tahran’ın liderliklerine ve altyapılarına doğrudan misilleme yapacağı yönünde tehdit etti. Türkiye ise operasyonun durdurulması için Amerikan hükümetinin en üst düzeylerine lobi yapıyordu. Kritik olan şuydu: Kürt liderlerin bir kısmı da bizzat arayarak Türk müdahalesini teşvik etmişti, çünkü operasyonu bölge için varoluşsal bir tehdit olarak görüp Ankara’yı bunu durdurmak için en etkili kaldıraçları olarak değerlendirmişti.

Trump'ın tartıştığı

Trump’ın tekrarladığı suçlamanın gerçek bağlamı işte budur. O, yalnızca kayıp bir silah sevkiyatını tartışmıyor. Kaba ve hatalı bir biçimde, silah, para ve sorunlu tedarik ağlarını devreye sokan, ancak parçalı İran Kürt silahlı siyasetinden uygulanabilir bir kara cephesi oluşturamamanın başarısızlığına işaret ediyor. Kürtlerin silahları nedeniyle değil, devreye sokulmak istenen strateji, gerçeklikle temas edince ayakta kalamayan varsayımlar üzerine inşa edildiği için başarısız oldu. HABER MERKEZİ

***

Veto eden Trump'tı

ABD Başkanı Donald Trump, Kürt partilerini suçlamasına itiraz eden kaynaklar, ayaklanmayı kolaylaştırma fikrini bizzat kendisinin veto ettiğini doğruladı.

İsrail istihbaratının ABD ve İsrail’in rejim güçlerine yönelik bombardıman kampanyasının ardından kitlesel protestoları harekete geçirerek rejimi devirmeye yardımcı olma olasılığını önerdiği geniş biçimde yazılmıştı. Türkiye’nin Trump’a bu seçeneğe ilerlememesi için baskı yaptığını da geniş biçimde konuşulmuştu. The Jerusalem Post, daha önce İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Eyal Zamir, Mossad Direktörü David Barnea ve IDF İstihbarat Dairesi Başkanı Tümgeneral Shlomi Binder’in üst düzey ABD savunma yetkilileriyle, bazı durumlarda ise video konferans yoluyla Trump ile görüştüklerini ve ABD Başkanı’nı savaşa katılmaya ikna etmek için çalıştıklarını haberleştirmişti. Üst düzey ABD savunma yetkilileri, Kürt planına baştan itibaren karşı çıkmış, bu durum da diğer faktörlerle birlikte Trump’ın plana karşı tavır almasına yol açmıştı. Yonah Jeremy Bobun haberine göre; dikkat çekici olan ise Trump’ın Pazartesi günü Kürtlere silah sağladığını kamuoyuna açıkça doğrulaması, ardından ise yeterli kanıt ve kendi veto kaydına rağmen Kürtlerin ayaklanmadığını iddia etmesiydi. ABD Başkanı’nın bu iddiayı neden ortaya attığı belirsizliğini koruyor, ancak Trump, İslamcı rejimin iktidarda kalmasından suçlanmaktan kaçınmaya çalışıyor.

***

KNK’den Trump'a tepki

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK), ABD Başkanı Donald Trump’ın, Kürtler hakkında yaptığı açıklamalara tepki göstererek, Kürtleri hedef haline getirdiğini belirtti.

KNK, yazılı açıklama yaparak, ABD Başkanı Donald Trump’ın son dönemde birkaç kez “ABD’nin Kürtlere, İran rejimine karşı muhalif unsurlara ulaştırılması amacıyla silah verdiği, ancak Kürtlerin bu silahları kendilerine sakladı” yönündeki açıklamalarına tepki gösterdi.  KNK, bu tür iddiaların Kürtlere yönelik ağır suçlamalar içerdiğini ve kamuoyunda yanlış algılar oluşturduğunu; Kürt halkını topluca töhmet altında bıraktığını ve Kürt-Amerikan ilişkilerine zarar verdiğini vurguladı.

KNK, söz konusu iddiaları kabul etmediklerini belirterek, kendilerine bağlı parti ve örgütlerin bu tür faaliyetlerle hiçbir ilgisinin bulunmadığını; bu konuda kendilerinde herhangi bir bilgi ya da verinin olmadığını açıkladı.

KNK, ayrıca Trump’a çağrıda bulunarak, tüm Kürtleri hedef alan genellemelerden kaçınmasını ve hangi Kürt gruplarıyla hangi çerçevede ilişki kurulduğunu açık biçimde ortaya koymasını istedi. Aynı şekilde, iddialara konu olan Kürt gruplarının da kamuoyuna açıklama yaparak süreci netleştirmesi gerektiği belirtildi.

Kürtlerin uzun yıllardır özgürlük mücadelesi yürüttüğünü ve bu süreçte uluslararası aktörlerle diplomatik ilişkiler geliştirdiğini hatırlatan KNK, Kürtlerin hiçbir devletin ya da gücün “askeri uzantısı ya da vekili” olmadığının altını çizdi. 

KNK, Kürt hareketinin temel yaklaşımının insani ve demokratik değerler ile halkların özgürlük mücadelesine dayandığını vurgulayarak, bu çizginin sürdürüleceğini ifade etti.