
Sivas’ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde dünyaya gelen ve 16. yüzyılda yaşayan, Osmanlı devletinin baskıcı yönetimine karşı yıllarca mücadele veren Alevi halkı önderi ve halk ozanı Pir Sultan Abdal, 1527’de Anadolu Kızılbaş Alevileri ile Bektaşi tarikatına bağlı Alevileri örgütleyerek büyük bir isyan başlatan Kalender Çelebi’yi kastettiği, “Açılın kapılar Şah’a gidelim” sözleriyle arkasında büyük bir mücadele ve birlik felsefesi bıraktı. Pir Sultan Abdal, Bektaşi tarikatı postnişinlerinden olan Kalender Çelebi’yi ezilen Anadolu Alevilerinin kurtarıcı Şah’ı olarak gördü ve yolundan gitti. Bu yüzden de Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmalara önderlik ettiği gerekçesiyle Sivas’ta asıldı. Aleviler arasında “Yedi Ulular” olarak bilinen, Yedi Ulu Ozan’dan biri olan Pir Sultan Abdal, 400 yıldır Alevi halkı tarafından unutulmadı. Aradan geçen yüzyılların ardından binler her yıl Pir Sultan Abdal’ı anmaya devam etti.
Halk tahrik edildi
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) tarafından 30 Haziran 1993’te anma etkinliklerinin dördüncüsüne katılmak için yüzlerce aydın, sanatçı ve ozan Ankara’dan Sivas’a hareket etti. Sivas’a ulaşılmasıyla başlayan etkinliğin ilk günü planlanan şekilde geçti. Etkinliğin ikinci günü olan 2 Temmuz’da ise kimi şahısların insanları Aziz Nesin üzerinden kışkırtmasının ardından camilerde ve çevresinde bazı gruplar toplanmaya başladı. Anma etkiliği için gelen gruba saldırı olabileceği söylentileri şehirde yayılmaya başlarken, “Müminlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur-an’a alçakça küfredilmekte ve müminlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır” gibi halkı kışkırtırcı ilanlar basılıp evlere dağıtıldı. Yerel gazeteler de aynı şekilde tahrik edeci başlıklarla haberler yayımladı.
Diri diri yaktılar
Olaylar, Cuma namazından sonra yüzlerce kişilik bir grubun, polis kontrolünde, “Sivas laiklere mezar olacak”, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Sivas Aziz’e mezar olacak” sloganlarıyla etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezi’nde bulunan yurttaşlara saldırmasıyla başladı.
Buradaki saldırıların durdurulmasının ardından on binlerce kişiye ulaşan saldırganlar, sloganlarla önce Hükümet Konağı’nı taşladı, ardından da çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçılardan oluşan yüzden fazla kişinin kaldığı Madımak Oteli’ne saldırmaya başladı. Otelden Sivas valisi, Emniyet Müdürü ve yetkililere ulaşarak, önlemlerin arttırılması istendi. Dönemin başbakanı, başbakan yardımcı, içişleri bakanı ve parti liderleri ile milletvekilleri de otelden aranmıştı. Ulaşılan yetkililer, ‘Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır’ şeklinde yanıtlar verdi.
İlk olarak otelin önündeki binalar saldırganlar tarafından ateşe verildi. Sivas Emniyet Müdürlüğü olaylara müdahale edecek hiçbir önlem almazken, olay yerine gelen bir jandarma birliği de saldırgan gruba müdahale etmeden olay yerinden uzaklaştı. Saldırgan grup içerisinden bazıları otel içine girerek, perdeleri ve eşyaları tutuşturmaya başladı. Yangını söndürmek için gelen itfaiye görevlilerinin eşyaları grup tarafından tahrip edildi ve yangın söndürme hortumu kesildi.
Saatler sonra saldırgan gruba müdahale edilip, yangın söndürüldüğünde 33 can ve 2 otel görevlisi diri diri yanarak yaşamını yitirirken, 51 kişi kendi olanaklarıyla otelden kurtuldu.
Saldırı sonrası yetkililer ne demişti?
‘Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz’ diyerek olay sırasında yetkilileri uyaran, Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, olaydan sonra yaşananları, “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu halk galeyana gelmiş... Güvenlik kuvvetleri ellerinden geleni yapmışlardır... Karşılıklı gruplar arasında çatışma yoktur. Bir otelin yakılmasından dolayı can kaybı vardır” dedi.
Dönemin Başbakanı Tansu Çiller de aynı şekilde, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” demişti.
Olaylar sırasında, otel içerisinde olan Aziz Nesin ile konuşan ve “en kısa zamanda takviye güç gönderileceğini, kimsenin kılına dahi zarar gelmeden kurtarılacağını” söyleyen dönemin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ise eleştirilere “Ne yapayım, yetkim yoktu” diye cevap verdi.
Dönemin Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner’in polislere “Müdahale etmeyin” emrini verdiği iddiaları konuşuldu. Öner, olaydan 8 gün sonra, 10 Temmuz 1993’te görevden alındı. Etkinlik öncesi PSAKD yetkilileri ile defalarca görüşen dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin, 9 Temmuz 1993’te görevinden alındı. Karabilgin, görevden alınmasının ardından yaptığı açıklamada, “Birçok yerden yardım istedim. Yardım iş işten geçtikten sonra geldi. Taleplerimi dikkate almayanlara dokunulmadı” demişti.
Öte yandan katliamın ardından Aleviler Madımak’ın utanç müzesi olmasını talep ederken, hükümet ise bu talebi görmezden gelerek otelin, katliamcıların da isimlerinin bulunduğu “Kültür sanat müzesi” olmasına karar verdi.
Sivas’ta, Madımak Oteli’nin 2 Temmuz 1993’te yakılması sonucu 35 kişinin yaşamını yitirdiği olaylardan sonra yaklaşık 7 yıl süren yargılama sonunda, 33 sanık idam, 4 sanık 20’şer yıl, 1 sanık 15 yıl, 9 sanık 7 yıl 6’şar ay, 1 sanık da 5 yıl ağır hapis cezasına mahkum edildi. Sanatçıların da aralarında bulunduğu 35 kişinin hayatını kaybettiği olaylardan sonra başlatılan soruşturmalar kapsamında Kayseri DGM’de 94 kişi hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na muhalefet, Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde 78 kişi hakkında ‘’yangın çıkartarak 35 kişiyi öldürmek, 45 kişiyi öldürmeye tam kalkışmak’’, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi’nde ise 102 kişi hakkında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlarından dava açıldı.
Dava Sivas’tan Ankara’ya alındı
Katliam davası güvenlik gerekçesiyle Sivas’tan Ankara’ya nakledilirken, mahkeme davayı planlı programlı, örgütlü bir katliam olduğu gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne gönderdi. Ankara DGM, 1994 yılında verdiği ilk kararında olayı basit bir “yangın çıkararak adam öldürme” olarak değerlendirdi. Hatta işi daha da ileri götürerek Aziz Nesin’in katilleri tahrik ettiğini dahi ileri sürdü ve buna dayanarak katillerin cezalarında indirim yaptı. DGM’nin bu kararını inceleyen Yargıtay, DGM kararının tümüyle hukuka aykırı olduğunu saptadı.
Yargıtay, DGM’nin olayı basite aldığını, yanlış değerlendirdiğini vurgulayarak olayda şeriatçılar tarafından laik düzene yönelik bir kalkışma olduğunun belirlenmesi gereğine işaret etti. 28 Şubat sürecine denk gelen günlerde Ankara DGM’de yargılama yeniden başladı. Bu kez sanıklar hakkında “anayasal düzeni bozarak şeriat devleti kurmaya kalkışmak” eyleminden ceza verilmesi yoluna gidildi.
Sanıklar yakalanmadı
Mahkeme 33 sanığı 1997 yılında idam cezasına çarptırdı. Bu karar Yargıtay tarafından yeniden incelendi ve bazı usul hatalarından dolayı bozularak, eksikliklerin giderilmesi için yeniden Ankara DGM’ye gönderildi. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 33 sanık DGM’ce yeniden idam cezasına çarptırıldı. Sanıklar bu kararı temyiz ettiler. İdam kararlarının iki kez Yargıtay’dan dönmesinin ardından idamlar müebbet hapis cezasına çevrildi. Sanıkların bir bölümü etkin pişmanlık yasasından yararlanarak serbest bırakıldı. Ancak “yanlışlık yapıldı” denilerek sanıklar hakkında yeniden tutuklama kararı çıkartıldı. Olayın kilit ismi dönemin Refah Partisi Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamadı.
Erçakmak Sivas’ta ortaya çıktı
Katliamın bir numaralı faillerinden olan dönemin Refah Partisi Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak sürekli interpol kararı ile arandı. Baş azmettiricilerinden biri olduğu yönünde iddialar olan ve 18 yıldır firarda olan Erçakmak’ın uzun yıllar Fransa’da saklandığı öne sürülmüştü. Emniyet raporlarında sürekli yurtdışında olduğu iddia edilen Erçakmak’ın 10 Temmuz 2011 tarihinde Sivas’ta yaşamını yitirdiği ortaya çıktı.
Dava zamanaşımına uğradı
Sivas’ta, Madımak Oteli’nin yakılması ve 37 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ana davadan dosyaları ayrılan 7 firari sanığın yargılandığı davanın 21 Haziran’da Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında ise savcı tarafından hakkında yokluğunda tutuklama kararı bulunan ancak bugüne kadar yakalanamayan sanık Cafer Erçakmak ile ilgili dosyanın ayrılarak başka bir esasta görülmesi, diğer 6 sanık hakkındaki davanın ise zaman aşımı süresinin dolması nedeniyle düşmesine karar verilmesi talep edildi.
13 Marta 2012 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada, avukatların son beyanlarının dinlenmesinin ardından karar açıklandı. Mahkeme, sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ’ın ölmeleri; Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi. Hakim Dündar Örsdemir kararında ‘’İnsanlık suçunda zaman aşımı olmaz ancak bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil, sivil oldukları için davanın düşmesine karar verildi’’ dedi. Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33’e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay’ın 1997’deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır. Davanın firari olan 5 sanık ile ilgili kısmı, 13 Mart 2012 tarihinde zaman aşımından düşürülmüştür. 16 Mart 2012 tarihinde ise Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Madımak davasının aldığı zamanaşımı kararına karşı avukatlar Yargıtay’a başvuruda bulundu.
Başbakan Erdoğan, 13 Mart 2012 yılındaki grup toplantısında çıkışta gazetecilerin Madımak davasının zaman aşımından düşmesiyle ilgili sorularını yanıtlarken, ‘’Milletimiz için, ülkemiz için hayırlı olsun” dedi.
DİHA/ANKARA