Aralık ayı katliamlar ayıdır. Gerçi yılın her ayında ve her gününde nice katliamlar var ama Aralık ayında katliamlar da üst üste gelir. Her yılın sonuna doğru katliamları kınama ve protesto eylemleri başlar. Maraş, Cezaevleri, Roboskî gibi toplu katliamlara ek olarak özyönetim direnişlerinde katledilen ve cenazesi 7 gün boyunca sokakta bekletilen Taybet İnan, Dört Ayaklı Minare önündeki Tahir Elçi cinayeti gibi suikastlar sıra sıra gelir. Hepsi de planlı kontrgerilla katliamlarıdır. Bu nedenle hiçbirinin failleri de ortaya çıkarılmaz, hepsi de özenle korunur. Onlar devlet için kurşun atan “kahramanlar”dır.

Bu katliamların bir teki bile ortaya çıkarılsa gerisi çorap söküğü gibi gelecektir. Bu nedenle üzerlerine örtülen kalın sis perdesinin dağılmasına izin verilmez. 93 konseptinin kanlı şeflerinden olan Mehmet Ağar, eşinin katilini soran Uğur Mumcu’nun eşine, “Bu duvardan bir tuğla çekersek bütün duvar yıkılır” diyerek gerçek durumu ve korkularını açıklamıştır. Çünkü devletin bütün bu kanlı yapısını koruyan bir katliam kalesi vardır. Ağar da, İbrahim Şahin de Çiller ve Doğan Güreş ile birlikte on binlerce ”faili meçhul” denilen cinayetten, Sivas katliamından sorumludur. Çatlı, Kırcı, Yeşil, Cem Ersever gibi özel elemanlarıyla bu cinayetlere imza atmıştır.

Aralık ayı tarihiyle, kanlı katliamları ve siyasi cinayetleriyle sanki devletin bir özeti gibidir. Sadece bu ay hatta bu ayın bir tek katliamı bile aydınlatılsa gerisi gelecektir. Bu nedenle hepsi de sıkı sıkıya gizlenmekte ve sanıkları özenle korunmaktadır. Çünkü bütün çabaları bu kanlı sistemi her ne pahasına olursa olsun ayakta tutabilmektir. Yoksa bu devlet Çiller’in itiraf ettiği gibi kendisi için ne kurşun atacak ne de kurşun yiyecek birini bulabilir.

Öcalan üzerinde sürdürülen sıkı tecrit de bununla doğrudan ilişkilidir. Çünkü Öcalan konuşursa bütün kirli düğümler çözülecek ve gerçekler ortaya çıkacaktır. Öcalan yıllar önce bu karanlık olayların açığa çıkarılması için her şeyi yapmaya hazır olduğunu söylemişti. Tarafsız bir kuruma savaş dönemine ilişkin bütün bilgileri devletin de vermesi şartıyla kendilerinin de vereceğini, bütün savaş suçlarının ortaya çıkarılıp suçluların yargılanması gerektiğini açıklamıştı. Ancak bundan sonra devlet yetkililerinden bir cevap gelmemiştir. Erdoğan’ın diyalog sürecine tümden son verip Öcalan üzerinde ağır bir tecrit uygulamasının bir nedeni de budur.

Bugün Erdoğan devletin en gerici kurumlarının da desteğiyle Rojava’yı işgal harekatına başladı. Karşılaştığı direniş istediklerini yapmaya engel oluyor. Aynı zamanda Libya’ya asker gönderme gündeme geldi. Erdoğan medyası şimdiden Libya’yı işgal etmeye başladı bile. Böyle bir maceraya girebilmek için önce Öcalan’ı susturmak istiyorlar. Çünkü Öcalan konuşursa onların savaş-işgal planları bozulacaktır. Bu planları bozulduktan sonra bir gün bile olsun iktidarda kalamazlar.

Durma noktasına gelen ekonomide tek canlı alan silah sanayiidir. Geçen yıl silah sanayii %22 büyümeyle rekor kırıyor. Medyadaki HDP’ye saldırılar ve damat Bayraktar güzellemeleri de boşuna değil. Bu silah ticaretinden damat Bayraktar’la birlikte kimler nasıl nemalanıyor acaba? Bu da açığa kavuşması gereken önemli bir nokta. Bir de Libya işgali başlarsa oraya silah ve asker yetiştiremeyecekler. Tabii ki bu vatan hizmeti karşılığında onların kasalarına paralar dolacak, fakir fukara evlerine de tabutlar!

Bütün katliamcıların açığa çıkarılması ve hesap sorulması için ilk adım bütün askeri operasyonların derhal durdurulması olmalıdır. Yoksa savaş sürdükçe nice katliam daha olacak ve eskilerin üstü iyice örtülecek demektir.

Tek adam-tek parti diktasına karşı demokrasiden yana olanlar amasız ve fakatsız olarak askeri harekatlara, işgallere ve tecride karşı bir araya gelmek zorundadır. Katliamları açığa çıkarmanın da, diktatörlüğü yıkmanın da ilk adımı budur.