‘Arap Baharı” başlangıçta en fazla AKP çevreleri ve Tayyip Erdoğan’ı heyecanlandırmıştı. Onca taktik çaba, Ahmet Davutoğlu ve etrafındaki AKP’li akademisyenin teorik hazırlığını yaptığı gün gelmişti işte!

Türkiye nihayet özlemini duyduğu “Yeni Osmanlı’yı” ihya edecekti; güya, bunu sadece Türkiye’de yaşayan Türk, Kürt birçok Müslüman halklar istemiyor, bütün Müslüman alemi de istiyordu. İslam aleminin ihtiyacı olan tek şey Müslümanların mahcuz tarihini değiştirecek bir liderdi…

Aranan kan bulunmuştu; Osmanlı’nın devamı olan Türkiye lider ülke, “Tayyip Erdoğan” da Müslümanların “halifesi” olacaktı. Size belki şaka gibi geliyor ama bu insanlar buna gerçekten inandılar. Eğer inanmasalar, Suriye’de iç savaşın başlamasından birkaç gün sonra “Emevi Camisi’nde namaz kılmak”tan bahsetmezlerdi…

Amerika dünya lideriydi, Rusya Ortodoks ve Doğu Slavların, Almanya/Fransa ikilisi Avrupa Birliği’nin, Çin Uzak Asya’nın, Şii Müslümanların lideri tartışmasız İran’dı. Halbuki soğuk savaş sonrasında iki kutuplu ilişlerin baskısından kurtulmuş Sünni Müslümanların; ne lider bir ülkesi vardı, ne de onun bir lideri…

Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hayali sadece Türkiye’de başkan olmakla sınırlı bir proje değildi; o daha büyük bir hayalin ilk adımının gerçekleştirilmesi olarak tasarlanmıştı. Asıl proje, sonrasında bütün Sünni Müslüman dünyanın liderliğiydi…

Bu proje sol gösterip sağ vurma projesiydi, bir yandan iç dış kamuoyu; birinci sınıf demokrasi, Avrupa Birliği, demokratikleşme, çözüm süreci gibi yalanlarla oyalanırken, diğer yandan da muazzam iktidar ve talan odaklı “Emevi İslam’ının” altyapısı hazırlanıyordu.

Saray’ın inşaatına cumhurbaşkanlığı seçimlerinden çok önce başlanmıştı. Göbels’i aratmayan havuz medyası manipülasyonlarına hiç ara vermeden devam ediyordu. Toplum hızla çürütülmeye çalışılıyordu… 

Yirminci yüzyıl boyunca üniversitelerde insanlara sürekli rasyonel insan anlatılmıştır. Yani insan kapasitesine göre çıkarlarını bilecek ve buna göre davranacaktır. Bu bireyler için böyleyken ülkeler ve toplumlar için de böyledir.

Rasyonel insan varsayımı burjuva eğitiminden geçmiş o kadar insanın kafasında yer etmiştir ki, pozitivizmin etkisinde kalmış birçok solcu da olayları aslında farkına varmadan bu varsayım üzerinden değerlendirirler. 

Özellikle sol siyaset empati yaparken rasyonel burjuva bireyi esas alırlar, halbuki burjuva bireyinin dışında başka davranma kodlarına sahip, başka bir eğitimden geçmiş ve başka değerlere inanan insanlar var aramızda ve onları biz yeterince anlayamıyoruz.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu konuda ilk işaret fişeğini çakan insanlardan birisidir. Öyle olduğu için “Kürt Hareketi” halklaşmayı başarabilmiş ve bunu onca provokasyona ve karalamaya rağmen her geçen gün büyütebilmiştir.

Sayın Öcalan’ın başlattığı din ve İslam tartışmaları hızla politik alanda karşılık bulunca AKP ilk yenilgisini Kürdistan’da aldı. Bu aslında AKP açısından sonun başlangıcı olmuştu. Kürdistan’da kaybeden AKP Ortadoğu’da başarılı olamaz.

Kimse Kürt halkını küçümseyemez; bu halkın ulusal/demokratik haklarına yüz çevirerek, hakaret ederek bu coğrafyada güç ve iktidar sahibi olamaz. O yıllar artık geride kaldı! 

Bunu bütün dünya anladı. Suriye’ye müdahalesi ile gündemi bir anda değiştiren Rusya, uluslararası gericilikle mücadelenin en önemli müttefikinin Kürtler olduğunu söyleyerek Ortadoğu siyasetini oluştururken ve ABD, Kürtleri sahadaki en önemli müttefiki olarak ilan ederken, Tayyip Erdoğan’ın PYD ve IŞİD’i eş tutmaya çalışması abesle iştigal etmektir.

Demokrasi ve özgürlük ufku küçük Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin mevcut tutumu nedeniyle Türkiye bu sürecin en büyük kaybedeni olacaktır.