Yollardan, sokaklardan, evlerden yaka paça gözaltına alınıp götürülen yüzlerce kişi bir daha geri dönemedi. Adları ‘kayıp’ kaldı resmi evraklarda...
Kayıp yakınları mahallelerindeki, köylerindeki karakollardan başlayarak her kademede sevdiklerinin akıbetini öğrenmek için resmi başvurular yaptılar. Bir yanıt alamadılar. Kapılar gibi yürek ve vicdanların kapakçıkları da kapalıydı.
Kaybetmek ve katletmek bu sistemin muhalif olan kişileri ortadan kaldırmak için kullandığı yaygın yöntemlerden oldu her zaman. Türkiye yakın tarihi; kayıplar, ölümler ve faili ‘meçhul’ bırakılan cinayetler mezarlığı gibidir.
***
Adım başı toplu mezar… Son olarak Amed’de 1993-1999 yılları arasında Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Merkezi (JİTEM) olarak kullanılan bina ile Diyarbakır Kapalı Cezaevi ve Adliye Sarayı’nın bulunduğu Saraykapı’daki restorasyon çalışmaları sırasında insan kemiklerine rastlandı. 11 Ocak’tan beri süren kazıda şimdiye kadar 26 kafatası ile farklı insanlara ait kemik parçaları bulundu. Ardından kazıya mahkemece gizlilik kararı getirildi.
Ayrıca Silopi’nin Görümlü Beldesi’nde bulunan Jandarma Tabur Komutanlığı’nda 1993 yılında askerlik yapan bir kişi, Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak 1993’te altı köylünün gözaltına alınıp tabura getirildiğini söylemişti.
Köylülerin ayaklarından vurulduktan sonra bir aracın arkasına bağlanıp sürüklenerek öldürüldüğünü ve tabur bölgesinde bir yere gömüldüklerine tanıklık etmiş olan asker, savcılığa cenazelerin gömülü olduğu yerin krokisini de çizip verdi. Bu ifade üzerine soruşturma açan savcılık, bölgenin kazılmasına karar verdi.
Tabur Komutanlığı yakınlarında yapılan bu kazıda 3 kişinin kemikleri bulundu. Bulunan kemiklerin üzerlerinde giysilerinin durduğu öğrenildi. Aileler, ölenleri üzerlerindeki giysilerden tanıyarak, teşhis etti.
Kayıtlara göre 6 köylünün öldürülmesi Hürriyet gazetesine „Boynunda haç olan Ermeni PKK’li imam öldürüldü“ şeklinde servis edilmişti.
***
Daha birçok yerde harita ve krokilerle tespit edilmiş toplu mezar açılmayı bekliyor. Adım başı toplu mezar... Öyle ki İnsan Hakları Derneği (İHD) Türkiye toplu mezar haritasını çıkardı. Dersim Çemişgezek, Nevala Kasaba, Seyfo Deresi, Zilan... 2004 ve 2005 yıllarında Bingöl, Batman, Van, Diyarbakır, Şırnak’ta onlarca toplu mezar yöre sakinleri ve sivil toplum örgütleri tarafından ortaya çıkarıldı. Geçtiğimiz yıllarda da Bitlis’in Hizan İlçesi’nde, Mardin’in Kızıltepe İlçesi kırsalında toplu mezarlar  bulunmuştu. Yine Hakkari’nin Çukurca ilçesinde de foseptik çukuru açmak için yapılan kazıda insan kemiklerine rastlanmıştı. Ayrıca Bitlis-Mutki’de jandarma karakolu bahçesinde yapılan kazılarda birçok ceset ortaya çıkarıldı. Kazı  yarım bırakıldı.
Birkaç gün önce de Güçlükonak’ta bir askeri birlikte faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin gömüldüğü belirtilen alanda kazı çalışması başlatıldı.
Şimdiye kadar kazılan toplam 12 mezardan 162 insanın cesedi çıkarken, kazılmayı bekleyen 255 toplu mezar olduğu belirtiliyor. Kayıtlara göre; gözaltında kayıplar 17 bini aşıyor.  Ve Türkiye, Birleşmiş Milletler’in zorla kaybedilmeleri yasaklayan ve ailelerinin kaybedilenle ilgili gerçeği öğrenmesine olanak sağlayan ‘Kayıplar Sözleşmesi’ni imzalamıyor. Tam adı „Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme“ olan metin, zorla kaybetmeye mutlak bir yasak getirmesinin yanı sıra, taraf devletlerin iç hukuklarında bu eylemi bir suç olarak tanımlamasını da şart koşuyor. Ayrıca yaygın veya sistematik kaybetme eylemlerini de insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında sayıyor.
Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda.
Yoksa yanlış bağlanır, daha çok hüküm giyersiniz bu yaradan.