Kızıltepe’de babasıyla birlikte evinin önünde 13 kurşunla katledilerek ”terörist” ilan edilen Uğur Kaymaz’a ilişkin yargı süreci, Türk mahkemelerinde savsaklanıyor. 15 yıl geçen cinayete ilişkin AİHM’in verdiği mahkumiyet kararı üzerine AYM’ye yapılan başvuru reddedildi. Dosya, yeniden AİHM’e taşındı.
12 yaşındaki Uğur Kaymaz evinin önünde babası Ahmet Kaymaz’la birlikte Mardin’in Kızıltepe ilçesinde, 21 Kasım 2004’te polisler tarafından katledildi. Ayağında terlikleriyle katledilen Uğur’un küçük bedeninden 13, kamyon şoförü olan babasının vücudunda 8 kurşun çıkarıldı. Cinayetin hemen sonrasında açıklama yapan Mardin Valiliği, yanı başlarına kalaşnikof silah bırakılan baba ve oğlu, “eylem hazırlığındaki terörist” olarak kamuoyuna yansıttı.
Polisler beraat etti
Mardin Ağır Ceza Mahkemesi, Uğur ve babasının katledilmesiyle ilgili 4 polis hakkında dava açtı. ”Güvenlik” gerekçesiyle Eskişehir’e taşınan davada 4 polis hakkında da ”Meşru müdafaada bulunmak” iddiasıyla beraat kararı verildi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi’nin ”oy birliğiyle” onadığı karar, iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşındı. AİHM, Şubat 2014’te açıkladığı kararda, baba ve oğlun “Yaşam haklarının ihlal edildiği” gerekçesiyle Türkiye’yi toplam 70 bin euro maddi, 70 bin euro manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
Dosya tekrar AİHM’de
AİHM’nin kararının ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Mardin Şubesi, yargılanmanın yenilenmesi talebiyle Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Mahkeme, başvuruyu herhangi bir gerekçe göstermeden reddetti. Avukatlar, bunun üzerine faillerin yeniden yargılanması talebiyle 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuruda bulundu. Başvuruya yıllar sonra cevap veren AYM, yeniden yargılama yapılamayacağına karar verdi. Avukatlar, AYM’nin verdiği kararı yeniden AİHM’e taşıdı.
Hafızalardan silinmek istendi
Tüm bunların yanı sıra Kaymaz’ın anısını dair hayata geçirilen tüm uygulamalar da hedef oldu. 11 Haziran 2016’da Kaymaz’ın anısına dikilen heykel, Kızıltepe Belediyesi atanan kayyum tarafından kaldırılarak, yerine saat kulesi dikildi. Derik Belediyesi’ne atanan kayyum da Kaymaz’ın adının verildiği parkı yıktırdı. Yine Kızıltepe Belediyesi’ne bağlı Eğitim Destek Evi’nde 12 yıl temizlik işçisi olarak çalışan Kaymaz’ın annesi Makbule Kaymaz, oğlu ve eşinin katledilmesinin yıl dönümünde Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işinden ihraç edildi.
Çucukları katletmeyi sürdürüyor
Kaymaz’ın ailesinin avukatı Erdal Kuzu, bunca yıla rağmen kimsenin cezalandırılmaması ve gerçeklerin gün yüzüne çıkarılmamasından dolayı çocuk ölümlerin devam ettiğine dikkat çekti. Uğur’dan sonra çok sayıda sivilin devlet güçleri tarafından katledildiğini hatırlatan Kuzu, ”Eğer Uğur’un davasında gerçek bütün yönleriyle ortaya çıksa ve sanıklara buna uygun şekilde ceza verilseydi belki Uğur’dan sonra çocuklar devlet kurşunuyla yaşamını yitirmeyecekti” dedi.
“Türkiye aslında ölü çocuklar mezarlığına dönüşmüş” diyen Kuzu, çocuk ve sivillerin ölümlerine ilişkin açılan davaların ”şekli bir yargılamanın” ötesine geçmediğini ifade etti. Çocuk ölümlerinde faillerin cezasız kaldığına dikkat çeken Kuzu, “Türkiye’de gerçek bir demokratikleşme yaşanmadığı, bütün kimliklere cevap verebilecek bir devlet organizması olmadığı müddetçe bu böyle devam edecektir. Devlet sanıkların cezalandırılmaması için uğraşıyor. Çünkü kendisinin suçlu çıkmasını istemiyor. Bu cezasızlık politikasıyla devlet kendini koruma altına alıyor” şeklinde konuştu.
Anısı yaşatılsın istemiyor
Kuzu, Kaymaz’ın Türkiye’de yaşamını yitiren çocukların sembolü haline geldiğine işaret ederek, bundan kaynaklı anısı için hayata geçirilen uygulamaların hedeflendiğini dile getirdi. Bunun, bilinçli olduğunu kaydeden Kuzu, şunları ekledi: “Uğur Kaymaz bir hafızayı temsil ediyor. Onun isminin herhangi bir yere verilmesi, yaşanılanı unutmamaktır. Devlet yaşananları unutturmaya çalışıyor.Özellikle kayyum atanan yerlerde park veya benzer yerlerde isminin kaldırılması aslında hafızayı silmesidir.Bu politikayı cezasızlık politikası gibi düşünmek gerekiyor. Bunlar bir bütündür.”
MARDİN