HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, kayyumlara karşı kesintisiz oturma eylemleri, dayanışmayı büyütme ve diplomasinin yanı sıra sivil itaatsizliğe başlayacaklarını söyledi.

Bizi yok sayanları, yok sayacağız. Yaşamımızın içine hiçbir şekilde dâhil etmeyeceğiz. Bize hiçbir şekilde yükümlülük çıkarma hakları yoktur. Dayattıklarında o yükümlülüğü yerine getirmek zorunda değiliz. Dolayısıyla yok belediye vergisiymiş, yok su faturasıymış, yok şuymuş buymuş bunlara rıza göstermek zorunda değiliz” dedi.

HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, Mezopotamya Ajansı’ndan Selman Güzelyüz’ün sorularını yanıtladı.

Öcalan’ın “çözüme hazırım” çağrısından sonra, siyasi iktidar kayyum kararı aldı. Hükümetin bu kararı ve zamanlaması ne anlama geliyor?

Sayın Öcalan, toplumsal barışını sağlamış, eşit yurttaşlık temelinde bir araya gelmiş model önerisinde bulunuyor. Diğer taraftan bunu görmezden gelip Dolmabahçe’de masayı devirerek savaşı dayatanlar, her gün ve her gün demokrasiyi, demokratik siyaseti tasfiye eden, daha fazla şiddete sürükleyen bir noktaya doğru gidiyor. En son kayyum atamalarında bunu gördük. Yani bir yerde demokrasi aklı, bir yerde kayyum aklı; bir yerde savaş aklı, bir yerde barış aklı… Her yerde sorun fışkırıyor. Barışa dair hamle değil de savaş politikası izlerseniz o savaşın ateşten çemberi her yeri sarıp sarmalar. O yüzden Öcalan’ın çağrısı kıymetlidir.

Sizin “gaspçı uygulama” olarak tanımladığınız bu kayyum uygulamaları ile İmralı’da süreklilik kazanan tecrit arasında nasıl bir ilişki var?

Hukuk devleti ortadan kalkmışsa, hukuk mekanizması çalışmıyorsa, darbe mekanizması çalışır. Bu çok açık. Gasp gibi bir yasa dışılığı yapabilmeniz için hukukun tasfiye edilmesi lazım. Ortada hukuk yok. Hukukun olmadığı yerde de tecrit fotoğrafı görüyoruz. O yüzden açlık grevi döneminde şunu dedik; tecrit sadece İmralı ile sınırlı değildir. Tecrit tüm ülkeye uygulanıyor. Tecrit, bu ülkedeki Kürt sorununun çözümsüz kalmasına sebep oluyor. Kürt sorunu çözümsüz kaldığı yerde, hukuk dışına çok rahat çıkılabiliyor. Hukuk dışına çok rahat çıkanlar işte kayyumlar eli ile bu uygulamaları çok rahat yapabiliyorlar.

 Kayyum kararını ilk kutlayan Bahçeli ve Perinçek oldu. 5 gün sonra Erdoğan da savundu. AKP-MHP-Ergenekon ittifakından söz ediliyor. Bu ittifakın Türkiye’yi götüreceği yer neresidir?

Kayyum uygulaması, bir siyasi erkin kendisini inkârı, sandığın tasfiyesidir. Sandığın tasfiyesini kutlayanlar, aslında kendilerini de tasfiye etmişlerdir. Öyle de olmuştur. Bugün siyasetten aslında tasfiye olmuşlar ve siyasetsiz kaldıkları için ellerinden gelen baskı, zülüm ve şiddeti dayatıyorlar. Bunu çok net belirlemek gerekiyor. Kayyumla yönetmek suçtur. Bir an önce bu karardan dönülmeli, eşbaşkanlarımız görevlerine dönmelidir. Bu konuda ısrar etmek, Türkiye’yi büyük bir felakete götürür. Aslında bir felaket tünelinin içindeyiz. Çıkış var ama ısrarla Türkiye’yi bu tünelin içinde tutmaya çalışıyorlar. Bu tünelden çıkmalıyız. Bu felaket, bu korku tünelinde çıkmalıyız.

 İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kayyumlara ilişkin ilk açıklaması “Bizim devlet olarak görevimiz budur” şeklinde olmuştu. Bu açıklamanın bir alt metni olduğunu düşündünüz mü?

 Devlet dediğin toplumun kolektif aklına göre kendisini yapılandırmış kurumlar bütünüdür. Dolayısıyla birisi herhangi bir kurumun başına geçtiği zaman, keyfi bir şekilde devleti temsil edemez. Buradaki kayyum ataması yasa dışı ve keyfi bir uygulamadır. Devletin görevi değildir. Bu, aklını yitirmiş bir yapının ortaya koyduğu uygulamadır.

 Kayyumlara karşı kesintisiz eylemleriniz şu an itibariyle oturma eylemi ve basın açıklamaları şeklinde sürüyor. Eylemleriniz nasıl devam edecek?

Herkes kayyuma karşı inisiyatif almalı ve iradesini ortaya koymalı. Tüm yaratıcılığımız, elimizden gelen tüm güçle meşru zeminleri asla terk etmeden tepkimizi ortaya koyacağız. İrademize bir saldırı mı var, irademizi sahipleneceğiz; belediyeler, belediye binası demek değildir. Belediye dediğimiz şey mahalledir, sokaktır, köydür. Kayyumla, bu akılla asla bir ilişkiye geçmeyeceğiz. Dolayısıyla bizi yok sayanlara karşı, biz de onları yok sayacağız. Yaşamımızın içine hiçbir şekilde dâhil etmeyeceğiz. Bize hiçbir şekilde yükümlülük çıkarma hakları yoktur. Çünkü bizi temsil etmiyorlar. Onun için bize bir yükümlülük dayattıklarında o yükümlülüğü yerine getirmek zorunda değiliz. Dolayısıyla yok belediye vergisiymiş, yok su faturasıymış, yok şuymuş buymuş bunlara rıza göstermek zorunda değiliz. Çünkü kayyum bizim irademiz değildir. Kaldı ki halkın kaynaklarına ne yaptıkları da gün gibi ortadadır. Bu talancılara, bu gaspçılara kaynak aktarmak zorunda değiliz. En meşru haklarımız sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz. Büyük bir dayanışmayla tepkimiz her gün sokaklarda olacak. Sesimiz her gün daha artarak çıkacak. Her türlü tepki ile kayyumları yeniden süpürüp atacağız.

Bir yurttaş sivil itaatsizlik kapsamında kendisine gelen su faturasını ödemediğinde ve bir yaptırıma maruz kaldığında ne yapacaksınız?

 Kimin suyunu kimden kesiyor. Bu bizim hakkımız. Şimdi vatandaş su parası verdiğinde bunun kendisine bir hizmet olarak döneceğinden emin değilse, neden versin bu parayı. Su için para vermenize gerek yok ki. Su zaten akıyor. Bu vatandaşın hakkı. Vatandaş bu su için para verdiğinde ve bu paralar ona buna hediye olarak gidiyorsa, bu paralar yandaş müteahhitlere peşkeş çekiliyorsa, bu paralar çarçur ediliyorsa bu parayı niye verelim. Su zaten bizim ve akıyor. Biz bu akan suya niye para veriyoruz. Bize hizmet olarak dönsün diye. E bize hizmet olarak dönmüyorsa! Su zaten bizim suyumuz. Otobüs zaten bizim paralarımız ile alınmış. Dolayısıyla bunu iyi kavramak lazım. Biz bir bütçeye katkı yapıyoruz. Yani bu bütçeyi halk oluşturuyor. Halk bu bütçeyi niye oluşturuyor işte yerel kamu hizmetleri sağlansın, halkın ihtiyaçları giderilsin diye. Kayyum döneminde tüm bütçeyi çalıp çırpmışlar. Bu üç büyük şehirde geçen kayyum döneminde üç milyardan fazla halkı borçlandırmışlar. Şimdi bizi temsil etmeyen, halka hizmet etmeyen hiçbir şeye kaynak aktarmak zorunda değiliz.

AKP-MHP ve Ergenekon iktidar ortaklarına karşı, muhalefet ortaklığı ne düzeyde, yapılan destek açıklamaları size göre yeterli mi?

Her şeyden önce bu iktidarın Türkiye’ye verebilecek hiçbir şeyi kalmamış. Sorunlara çözüm üretemiyorlar. O zaman sorunlara çözüm üretecek, halkın temel ihtiyaçlarını karşılayacak, herkesin kendisini eşit temsil ettiği bir anayasayı hayata geçirecek bir seçenek yaratmalıyız. Biz ‘Üçüncü Yol’ ile bu seçeneği yaratıyoruz ve herkes ile ‘Demokrasi İttifakı’ndan buluşup, herkesi demokrasi zemininde hareket etmeye çağırıyoruz. Bu, aslında iktidara karşı bir alternatiftir. Bu alternatifi yaratmaya çalışıyoruz. Demokrasi güçleri yan yana gelirse bir alternatif iktidardır.

31 Mart ve 23 Haziran’da oluşan muhalefet ortaklığının Demokrasi İttifakı’na dönüşebilir bir niteliği var mı? 

Evet var. Dolayısıyla herkes cesur olmalı, herkes kaygılarından kurtulmalı. Demokrasi İttifakı olma iddiasında olan herkes, ön yargı ve kaygılarından kurtulmalı. Hem Türkiye’nin, hem bölgenin sorunlarına çözüm üreten bir yerde kendini konumlandırmalıdır. Siyaset ancak o zaman üretilir. Bakın Türkiye’nin ne dış politikada siyaset ürettiğini söyleyebiliriz, ne içi politikada, ne ekonomide ne de toplumsal sorunlarda ne kültürel sorunlarda. Her yerde bir tükenmişlik, her yerde bir çürüme, her yerde bir yıkım ile karşı karşıyız. Şimdi tüm bu meseleleri çözme iradesini ortaya koymak için kendimizi kaygılardan kurtararak, toplumun beklentileri ile oluşmuş bu zeminde yer almalıyız. 31 Mart bu anlamı ile bizim harekete geçirdiğimiz bir zemindir. Bu zeminde ısrar etmek gerekiyor. Bunu bir seçim meselesi olarak değil, bunu büyük bir dönüşümün en önemli başlangıcı olarak kabul etmek gerekiyor.

Yaratılan bu demokrasi zeminine rağmen muhalefet partileri bu süreci iyi yönetemezse, gidişat ne olur?

 Şimdi geldiğimiz yer çok önemlidir. Burada durmak bile aslında iktidarın bu saldırıların daha da güçlenmesine neden olur. İleriye dönük hamlelerde bulunmalı, adımlarımız daha güçlü bir şekilde yan yana gelmeliyiz. Bir seçenek olduğumuzu ve bu seçeneğin neler yapabileceğini çok net bir şekilde kamuoyuna aktarmalıyız. Kamuoyu bunu bekliyor, toplum bunu bekliyor. Bu meseleyi sadece Kürt halkını sırtına yükleyerek, sadece Kürtler üzerinde okuyarak olmaz. Artık herkesin inisiyatif alması lazım. Kürt halkı çok bedel ödedi. Çok acı çekti.  Son kayyumla artık sokaktaki sesi duymak lazım. Bu sadece anlık tepki vermekle değil, bir seçenek olma iddiasını ortaya koyun. Demokrasi cephesinde, Demokrasi İttifakı’nda yer almakla mümkündür. Biz demiyoruz ki; önde biz olalım, reçete budur buyurun buna rıza gösterin. Hayır, gelin birlikte yapalım, diyoruz. Biz gelecek için bir seçenek yarattık. Şimdi bunun ucundan tutmayacaksanız neyin ucundan tutacaksınız. Eğer  bu seçenekle bir buluşma gerçekleştiremeyecekseniz tünelin içinden sıkışık kalırsınız. Bu da çürümedir ve herkes için büyük felakettir.

Sizin de içinde yer aldığınız bir heyetle CHP’yi ziyaret ettiniz. Yine ziyaretinizden sonra CHP kayyumlara ilişkin bir açıklama yaptı. Temaslarınızın niteliğini nedir?

Her şeyden önce bu zeminde tutunmak, bu zeminde bir dayanışma sergilemek, toplumun beklentilerine göre bir siyaset üretmek çok çok önemlidir. Biz üzerimize düşen sorumluluk gereği hem bu görüşmeleri gerçekleştiriyoruz, hem bu konuda eylem ve etkinliklerimizle tüm toplumla buluşup toplumun tüm kesimlerinin inisiyatif almalarını istiyoruz. Önemli bir deneyimimiz var. Önemli bir mücadele tarihinden geliyoruz. Çok güçlü bir halk iradesi arkamızda, hatta önümüzde. Tüm bunları çok iyi değerlendirerek hareket ediyoruz. Herhangi bir partiye şunu yap, bunu yap demiyoruz. Bu karşılaşma, buluşma ve diyaloglar önemlidir. Cumhuriyet Halk Partisi’ne de bu anlamıyla baktığımızda düne göre daha ileridedir. Ben umuyorum hem CHP, hem toplumsal muhalefet hem de diğer siyasi partiler çok sağlıklı adımlar atacaklardır. Anayasa referandumunda ‘Hayır Meclisleri’ ile başlayan bu hamlemiz, şimdi çok daha fazla karşılığını alıyor.

 Muhalefetin tepkileri yeterli mi size göre?

 Muhalefet partileri de bizimle ilişkiye geçerek, niteliksel sıçrama anlamında önemli adımlar atacaklardır. Bundan umutluyuz ama bugünden yeterlidir demek tabi ki mümkün değil.

Önemli olan HDP’nin açtığı yolu ve HDP’nin gücünü görmek. Bu mücadelede kararlı olmak. Biz herhangi bir partinin adayı kazansın diye mücadele vermedik. Bu yolu açmak için mücadele verdik ve bunu da başardık. Bugün atanan üç kayyum ve bu saldırıların sebebi, açtığımız bu üçüncü yoldur. Yoksa İstanbul’u İzmir’i Ankara’yı CHP kazandı diye değil. Eğer bu faşist bloku durdurmak ve geriletmek istiyorsak bu mücadele anlayışını hayata geçirmemiz gerekiyordu. Geçirdik, durdurduk, gerilettik şimdi de hep birlikte faşizmi yıkacağız ve Türkiye’yi demokratikleştireceğiz.

Sizin de içerisinde aktif olduğunuz “Demokratik Anayasa”, “Demokrasi İttifakı” ve “Yargı Paketi” kapsamındaki ziyaretleriniz sürüyor. HDP olarak bu ziyaretlerde neyi amaçlıyorsunuz?

Her şeyden önce biz bu programı, kayyumdan önce çıkarmıştık. Bütün Türkiye’de bu kurum ziyaretlerini yaparak, toplumun tüm kesimlerini ‘Demokrasi ittifakı‘ zemininde buluşturmak için çaba gösteriyoruz. O yüzden herkese gidiyoruz. Tüm demokratik kesimlere, tüm siyasi partilere, toplumsal muhalefetin tüm öznelerine mutlaka gideceğiz. Ekim ayına kadar ulaşabileceğimiz her yere ulaşıp, daha sonra büyük buluşmalarla Türkiye’nin içine sıkıştığı siyasetsiz, kriz girdabında çıkması için toplumun birlikte hareket edebileceği, tepkisini örgütleyebileceği ve bunu siyaset sahnesine taşıyabileceği zeminleri yaratacağız. Yani özü itibari ile siyaseti toplumsallaştırıyoruz; toplumu politikleştiriyoruz.

Her gittiğiniz kuruma bir dosya veriyorsunuz. Bu dosyanızın içinde ne var?

Bu dosyamız üç parçadan oluşuyor. Birinci parçası, demokrasi ittifakı anlayışımız. Yani aslında tam da bugün ki iktidara karşı çıkan yaklaşımımız. İkincisi, anayasa strateji belgemiz. Nasıl bir anayasa olmalı üzerine anlayışımızı ifade ediyoruz. Bir anayasa metni yazmıyoruz nasıl bir anayasa olmalıdır dair bir tartışma metnini ifade ediyoruz. Üçüncü de yargı reformu konusunda ne yapılmalıdır dosyasıdır.

Bu ziyaretleriniz kapsamında “Kesinlikle gidilmeyecek” dediğiniz kesim ya da kesimler var mıdır?

Bugün için iktidar ve iktidar blokuna gitmeyiz, bir görüşme zemini de yok. Yerellerde ise iktidar partisi olmasına rağmen AKP’den çok büyük tepkiler yükselmeye başlamış. Kendileri geliyorlar, yani içlerine sindiremiyorlar. AKP’den kopuşları görmek mümkün.

ANKARA


Üç aşamalı yol haritası

Eşbaşkan Sezai Temelli başkanlığında toplanan HDP Merkez Yürütme Kurulu (MYK), kayyum politikasına karşı üç aşamalı ‘Yol Haritası’ çıkardı. Bu planlama doğrultusunda kayyum atanan üç kentte kesintisiz oturma eylemleri başlatacak olan HDP, Meclis’in “acil gündem” ile toplanması konusunda çağrıda bulunup diplomatik temaslara ağırlık verecek.

 HDP MYK, Amed, Mardin ve Van büyükşehir belediyelerine 19 Ağustos’ta kayyum atanmasının ardından ikinci kez toplandı. HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli başkanlığında önceki gün toplanan MYK’nin ana gündemini, kayyum atamaları ve kayyum politikasına karşı mücadele hattı oluşturdu.

Yürütülen tartışmalarda iktidarın kayyum atamaları ile HDP’yi demokratik siyaset alanının dışına itmeyi amaçladığı görüşü öne çıktı. Bu nedenle kayyumlara karşı önceki toplantıda “kesintisiz eylem” kararı alan HDP MYK’si, son toplantıda bu karara dair eylem planlaması çıkardı. Buna göre, sivil itaatsizlik eylemleri ile kayyumlara karşı mücadeleye devam edecek olan HDP, kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere üç aşamalı ‘Yol Haritası’ çıkardı.

Kesintisiz oturma eylemleri

 Kayyum atanan Mardin, Amed ve Van kentleri, protesto eylemlerinin merkezi olacak. Yerlerine kayyum atanan belediye eşbaşkanları görevlerine iade edilene kadar kesintisiz oturma eylemleri başlatılacak. Yine bu eylemlere Türkiye illerinden destek ziyaretlerinin sürmesi sağlanacak.

MYK’de kayyum protestolarının Türkiye metropollerine taşınması kararı da alındı. Bu kapsamda 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde, Amed ve Van’ın yanı sıra İstanbul ve İzmir’de kitlesel miting yapılması planlandı.

Tecrit ve kayyum diyalektiği

 MYK’nin bir diğer önemli gündemi ise Öcalan üzerindeki tecrit oldu. Öcalan’a dönük tecridin tam anlamıyla kaldırılmadığı konusunda uzlaşılan toplantıda, mutlak anlamda kırılmadığı sürece kayyum uygulamalarının da önüne geçilemeyeceği konusunda görüş birliğine varıldı. Bu nedenle ileriki günlerde, tecrit ile kayyum pratiği arasındaki diyalektiği halka anlatmayı öngören bir planlama ihtiyacı, partinin önüne konuldu.

Dayanışmanın büyütülmesi ihtiyacı üzerinde de duruldu. Bu kapsamda görevden alınan belediye eşbaşkanları ve belediye meclis üyelerinin katılımları ile Türkiye kentlerinde düzenlenecek konferans, panel ve söyleşiler aracılığıyla kayyum atamaları ve kayyumların pratikleri anlatılacak.

Meclis’e toplantı çağrısı

MYK’da alınan diğer bir karar ise 1 Ekim’de açılacak olan Meclis’in “acil gündem” ile daha önce açılması çağrısı oldu. Çağrı, Meclis’in acilen toplanıp, kayyumları gündeme alması yönünde olacak.

Diplomatik temaslara ağırlık

 HDP, bu adımların yanı sıra diplomatik temaslarını da arttıracak. Bu kapsamda Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Konseyi (AK) ile AK Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi yetkilileri ile görüşmeler yapılarak, hükümet üzerinde kayyum atamalarından geri adım atması konusunda baskı kurulması istenecek.