Kayyumlara ve halk iradesinin gaspına son verilecek olan 31 Mart 2019 seçimleri, yerel yönetimlerden ziyade önümüzdeki dönem genel siyasetini doğrudan etkileyecek güçlü sonuçlar çıkarabilme potansiyelini de taşımaktadır. O nedenle meselenin kayyum atanan tüm belediyeleri almaktan da öte olduğunu söylemek zor değil. 102 belediye bir yana, alınacak tek bir belediye bile 2024 seçimlerinde kendisini yüzlere katlayacaktır.

Yerel Seçimlere Doğru -1

 

HABER MERKEZİ

Kürdistan’da Temmuz 2015’den bu yana var olan saldırganlık karşısında Kürt halkı bütün gücüyle direnmeye devam ediyor. 3 yılı aşkın bir zamandır ortaya konan direnişleri salt seçimlerde elde edilen başarılarla açıklamak güç. Çünkü artık seçimlerden daha çok genel siyasi gündemin, Kürt halkıyla birlikte Türkiye’nin demokratik geleceğinin daha fazla önem kazandığı, seçimlerin de bir anlamda önemsizleştiği bir siyasal iklimde yaşıyoruz. Bu siyasal iklim dağıldığında elbette ki, siyaset kurumu ve belediyeler bugünden daha farklı bir öneme kavuşacaktır.

AKP’nin seçimleri, iktidarını ayakta tutacak bir aygıta dönüştürdüğü, zamanını ve şeklini belirleyerek 17 yıllık iktidarını şekillendirdiği bilinen bir gerçek. Seçimler olağan süreçlerde gerçekleşen bir eylem olmaktan öte, AKP’nin herkesi ve her şeyi seçime endekslediği ve arkasından sürüklediği bir gündem olarak işlettiği şimdiye kadar defalarca tecrübe edildi. Temmuz 2015’ten bu yana gerçekleşen genel seçimler ve referandumlarda da yasal çerçevenin dışına çıkarak, derin devlet maharetiyle seçimlere müdahale ettiği gün yüzüne çıkan bir diğer gerçek.

AKP sandıkta ustalaşmadı, hilede ehlileşti

“AKP seçimlerde ustalaştı” söylemi bir siyasal beceriden daha çok hileler yapabilecek kabiliyete kavuşmasıyla okununca gerçeğe daha yakınlaşılabilir. Seçmen askı listeleri öncesi seçmen kayıtları, seçmen askı listeleri sırasında yapılan eklemeler ve yer değişiklikleri, seçmen pusulaların sandıklara az gönderilmesi (16 Nisan referandumu), kendisine oy vermeyen seçmenin sandığa gitmesinin engellenmesi, sandık birleştirmelerle sandığın seçmenden kaçırılması, sandık başında polis ve askerle yaratılan korku iklimi, sandık birleştirme tutanaklarının yanlış tutulması ve oyları kaydırılması, yapılan itirazların adliyelerde sonuçlandırılması ve tabi ki en temelde YSK aracılığıyla tüm bunları organize edilmesi. AKP sandıkta ustalaşmadı, hilede ehlileşti. Demokratik teamüllerin uygulanmadığı hatta yasalara dahi uyulmadığı bir seçimler sürecinin içinden geçiyoruz. İlerde eğer Türkiye demokratik bir ülke olur ise yapılan bu seçimlerin gayri meşruluğu belki tarihi bir utanca tekrar düşmemek adına gündeme gelebilir. Ama o günlere henüz çok uzağız.

95 belediyeye kayyum

2015 yılından bugüne kadar Kürdistan’da gerçekleşen katliamlar, Kürt özgürlük hareketinin topyekûn tasfiyesinin hedeflendiği ve siyasal alana yönelik gerçekleşen fütursuzca saldırılar sonrasında DBP’nin elinde bulunan 102 belediyenin 95’ine kayyum atandı. Bu belediyelerden Amed Bağlar belediye başkanı DBP tarafından ihraç edilmesine rağmen görevinden istifa etmemesi sonucu bağımsız konuma düştü. Geri kalan 6 belediye de fiilen işlemez hale getirilerek, tüm yetkileri kaymakamlıklara ve valiliklere aktarıldı. Böylece halk iradesiyle seçilen 102 DBP’li belediyeye kayyum atandı ya da fiilen işlevsizleştirildi.

Kürdistan’da son 3 yılı aşkın bir zamandır görülmemiş bir saldırı dalgası başladı. Şehirler yakılıp, yıkıldı. Yüzlerce yurttaş Cizre’de bodrumlarda katledildi. Şehirlerde yaşanan çatışmalarda onlarca insan bu saldırganlığa karşı direnirken yaşamını yitirdi. 2013-2015 çözüm süreci görüşmelerinin kesilmesinden sonra Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit bugün tüm ağırlığıyla devam ediyor. HDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırıldı ve tutuklandı. Belediye eşbaşkanları ve meclis üyeleri tutuklandı. DBP’li, HDP’li il, ilçe eşbaşkanları, PM ve MYK üyeleri, eşbaşkanları gözaltına alınıp tutuklandı. 2015’ten bugüne en az 20 bin insanın gözaltına alındığı, 10 bini aşkın insanın da tutuklandığı belirtiliyor. Tüm bunlar elbette ki, Kürt özgürlük hareketinin topyekûn tasfiyesi hedefiyle gerçekleşen faşizan uygulamalar olarak tarihe geçti.

2019 yerel seçimlerine doğru

31 Mart 2019’da gerçekleşecek yerel seçim süreci başlamış bulunuyor. Adayların belirlendiği ve açıklandığı bir süreçten geçiyoruz. Öncesinde yaşanan ağır tablo karşısında Kürdistan’da seçimlere HDP çatısı altında girilecek. DBP’nin var olan tüzük ve örgütlenme sorunları, HDP’nin daha görünür olması ve seçimlere girme yeterliliğine sahip olması nedeniyle HDP ile seçimlere girmesi kararlaştırılmış durumda. HDP, yerel seçimlerde kayyumlar tarafından gaspedilen belediyeleri tekrardan alma konusunda kararlı görünüyor. “Birkaç saat bile olsa belediyeleri geri almalıyız” sözü bu kararlılığın bir ifadesi olarak karşımıza çıkıyor.

Yerel seçimlerin diğer seçimlerden farklı özellikleri var. Genel seçimlerde halk kendisini en iyi duruş ve sözle temsil edeceği kişileri seçmeye yönelirken, yerel seçimlerde yerellik ilkesi temel belirleyen konumdadır. Adayların yerellerden seçilmesi, meclis üyelerinin yerellerden seçilmesi, temel mottolardan biridir. Yerel seçimlerde halk sorunlarını doğrudan aktarabileceği, çözebileceği, gerektiğinde görüşebileceği, belediyeye gittiklerinde sorunlarının çözüleceğini düşünecekleri isimlere ve kişilere oy verme konusunda eğilim sahibidirler. Bu bazen siyasi tercihleri de geride bırakan bir özellik olarak karşımıza çıkabilmektedir. Ancak 2019 yerel seçimlerinin geçmiş yerel seçimlerden daha farklı özellikleri vardır.

Yerelliği aşan bir seçim

Bunlardan birincisi halkın rövanş duygusunun kayyum politikaları nedeniyle her zamankinden daha fazla oluşudur. Halkın iradesine, seçilmiş belediyelere kayyum atanması, belediye eşbaşkanlarının tutuklanması karşısında çok fazla ses çıkmamış olması, baskı uygulamalarının büyüklüğü ile ilgilidir. Ve elbette ki halkın kendini koruma içgüdüsüyle. Ancak sessizlik bir yılgınlık ya da geri çekiliş olarak algılanmamalı, bunu böyle algılatacak ifadelerden ve duruştan da geri durulmalıdır. Bu sessizlik üzerinden yapılacak abartılı yorumlar da, geri çekiliş algısı kadar donuklaştırıcı olabilir. Halka, kendisine yapılan baskılara, katliamlara, uygulanan yasaklara, OHAL’le kanunlaşan politikalara, KHK’lara, yok sayılmasına karşı kendi tutumunu ortaya koyabileceği ve rövanşını alabileceği bir alan olarak 31 Mart yerel seçimleri, yerelliği aşan özellikleri de kendisiyle getirmektedir. Bu seçimi bir referanduma dönüştüren de, bu uygulamaların AKP-MHP faşizmi tarafından kurumsallaştırılmaya çalışılmasıdır.

2019 yerel seçimlerinde HDP’nin temel stratejisi kayyum atanan tüm belediyeleri geri alıp, tek başına kazanamayacağı yerlerde de demokratik bir seçenek yaratma üzerinedir. Gerçekçi olan bu hedefin yanında en temel olan şey, bu sürecin halka nefes aldıracak bir fırsata dönüştürülmek istenmesidir. Bu, sonrasına dair de tıkanan siyasal atmosferi açan bir etkiye neden olabilir. O nedenle meselenin kayyum atanan tüm belediyeleri almaktan da öte olduğunu söylemek zor değil. 102 belediye bir yana, alınacak tek bir belediye bile 2024 seçimlerinde kendisini yüzlere katlayacaktır. İktidarın ömrünün 2024’ten kısa olacağını düşündüğümüzde bu süre belki o kadar uzamayacak, erken yerel seçimler de gündeme gelebilecektir. O nedenle de, “HDP kazanırsa kayyum atarız” tehditleri, halkın sandığa gidişini engellemeye yönelik dönemsel söylem olmaktan öte bir anlam taşımamaktadır. Bu olasılıkların bulunduğu önümüzdeki günlere güçlü girmek için de tek bir belediye yeterli olacaktır. Birkaç saat bile olsa belediyelerin alınması da hakeza gelecekte büyük bir karşılığa dönüşecektir. O nedenle meselenin kaç belediye alınmasından ziyade, halka nefes aldıracak bir siyasal stratejinin ortaya konulması bu yerel seçimlerin en temel hedefidir ve HDP’nin stratejisi de buradan oluşturulmuş durumdadır.

AKP’nin seçim hileleri

Halk yerel yönetimlere yapılan baskılarla susturulmaya, bastırılmaya çalışıldı. Özyönetim ilanlarına yönelik gerçekleşen katliamlar, kayyumlar, milletvekillerinin tutuklanmasına giden tüm süreç, Amed belediye eşbaşkanlarının gözaltına alınıp tutuklanması ve kayyum atanması ile başladı. Bir nevi Amed belediyesine kayyum atanarak, Kürt siyasetinin vekil tutuklamalarına refleksi ölçüldü. DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel’in yerlerde sürüklendiği, Milletvekili Feleknas Uca’nın Clara Zetkin ödülünü aldığı fotoğraflar da, kayyum uygulamasına karşı verilen direnişlerde deklanşörlere yansıyan fotoğraflar oldu. Baskının başladığı yerler, baskının bertaraf edildiği alanlara da dönüşür. Önümüzdeki yerel seçimlerin başarısı da, alınan belediye sayılarıyla değil, bununla ölçülecektir.

HDP’nin belediyeleri alsa bile yerlerine kayyum atanacağına ilişkin hükümet kaynaklı anti propagandanın temel amacı halkın sandığa gidişini engellemektir. Kürdistan’ta 7 Haziran seçim galibiyeti sonrasında devreye konulan savaş konsepti ve halka yönelik uygulanan şok doktrininin, sonrasındaki baskı uygulamalarıyla halkın reflekslerinde geriye çekiliş olduğu tespitinden hareketle, bu tür anti propagandaların karşılık bulacağını düşünen hükümet ve devlet, bu seçimlerde sandığa gitme motivasyonunu kırmak için ilk olarak böylesi bir söylem ve propaganda kullanmaktadır.

İkinci olarak ortaya çıkan seçmen kaydırmalarda yaşanan vehamettir. YSK, bir seçmenin adres kaydını yapabileceği yeri, dört duvarı olan, üzeri dam ya da çatıyla örtülü yerleşim yeri olarak tanımlamaktadır. AKP, bu tanıma uyan, dört duvarı olan ve üstü kapalı olan her yere fütursuzca seçmen kaydı yapmış durumdadır. Bu yasal tanım ve daha birçok kural, elbette ki hayatın “Olağan akış”ına ters olmayacak şekilde uygulanmak zorundadır. Ama hayatın olağan akışı AKP tarafından ters yüz edilmiştir. Örneğin, 120 seçmenin tek odalı bir evde yaşıyor oluşu hayatın olağan akışına terstir. Yine aynı şekilde metruk halde bulunan bir yerde yüzlerce insanın yaşıyor oluşu da hayatın olağan akışına terstir. Hele ki, bu açık adreslerde gerçekte kimsenin yaşadığına dair herhangi bir iz yoksa, bunun adı seçim hilesidir. Nitekim Siirt’te ve birçok yerde, seçmen kaydının yapıldığı yerlerde aslında kimsenin yaşamadığı da kameralara yansıdır.

Yine seçim gününe ilişkin olarak şimdiye kadar yaşanan tecrübelerden yola çıkılarak denilebilir ki, en fazla sandık usulsüzlüğünün yaşandığı seçimler yerel seçimler olmaktadır. AKP’nin 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi zarf ve pusula sayılarıyla yaptığı hileleri, 16 Nisan referandumunda YSK veri sisteminde yaptığı oynamaları ve hileleri makro hileler olarak bir kenarda tutarsak, bu seçimde sandık başlarında da çok fazla hile yapılacağına şüphe yok. AKP ve devlet aygıtları, öncesinde sandığa gidişi engelleme (zaten kayyum atanacak, seçilse de ne değişecek gibi söylemler kullanarak), sonrasında sandık sonuçlarına müdahale etme (mükerrer oy kullanılması, blok oy kullanımının kolaylaştırılması, başka parti oylarının geçersiz sayılması, sandık tutanaklarına sonuçların yanlış yazılması, birleştirme tutanaklarında hile yapılması gibi yollarla) sonucu değiştirmeyi hedefleyecektir.

Bunun karşısında yürütülecek olan strateji ya da stratejilerin temeli sandık güvenliğini sağlamak için herkesin oy kullandığı sandıkta müşahit olması ya da gözlemci olarak sayıma katılmasıdır. Bu konudaki çağrılar da son kulvara girerken yaygınlaşmaktadır.

HDP’nin stratejisi

Batı’da birçok merkezde aday çıkarılmamasının AKP’ye kaybettirme üzerinden bir stratejiye dönüştüğünü görüyoruz. Şüphesiz ki, bu politikanın kendini test ettiği yer ise Kars olacaktı. Çünkü tüm partilerin birbirine neredeyse eşit düzeyde oy oranına sahip olduğu tek yer olan Kars sonuçları, bu stratejinin tutup tutmadığına dair de veri oluşturacaktı. Ancak orada da AKP adayı MHP lehine çekildi. AKP-MHP dışında kalan partilerin HDP adayları etrafında bir araya gelip gelmeyeceği, önemli bir veri oluşturacaktır. Iğdır’da HDP ve MHP oyları birbirine yakın düzeyde seyretmektedir ki, seçim ittifakları olmasa seçimin HDP ve MHP arasında geçtiği tek yer Iğdır’dır. AKP-MHP ittifakı yanında İyi Parti’nin de Iğdır özelinde AKP-MHP ittifakını destekleyeceğini açıklaması, HDP’nin Iğdır’da tüm sağ bloğa karşı seçime gireceğine gösteriyor. Seçimlerde bu iki özel yerin dışında Urfa’da Sebahattin Cevheri’nin adaylığının destekleneceği açıklandı. Cevheri’nin çatı aday olarak birçok aşiretin ve eğilimin oyunu alabileceğine dair öngörüde bulunulmaktadır. Yine aynı şekilde Adıyaman’da Saadet partisi adayı Ahmet Faruk Ünsal’ın adaylığının destekleneceği açıklandı. Antep’te ise önceki dönem HDP milletvekili şimdi DSP adayı olan Celal Doğan’ın destekleneceği belirtiliyor. Yerellerde AKP’yi geriletmeyi hedefleyen bu politikanın İstanbul, Ankara ve İzmir özelinde CHP-İyi Parti adayını destekleme üzerinde gelişeceği görülmektedir. CHP İzmir adayı Tunç Soyer’in destekleneceği HDP il örgütü tarafından açık şekilde belirtilirken, Ankara ve İstanbul adaylarına karşı doğrudan bir çağrıdan ziyade, demokrasi güçlerinin işaret edeceği adaya oy verileceği ifade edildi. Seçim dönemine yakın bir zamanda Demokrasi İçin Güç Birliği veya Demokrasi İçin Birlik gibi yapılardan kimin destekleneceğine dair açık bir çağrı, HDP tarafından sahiplenebilir.

Kürdistan özelinde risk teşkil eden belediyelerden biri Bitlis belediyesi olmaktadır. Buraya özel olarak ağırlık verilmesi gerektiği son seçim sonuçlarından anlaşılıyor. 2014 yılı yerel seçimlerinden aday tercihleri nedeniyle kaybedilen Siirt Kurtalan, Bitlis Tatvan ve Urfa Ceylanpınar’ın da güçlü adaylarla kazanılabileceği görülmektedir. Yerel seçimlerde aday seçiminin önemi özellikle de 2014’te yanlış tercihler nedeniyle bu 3 yerde Kürt hareketine kaybettirmiştir.

Kayyumlara ve halk iradesinin gaspına son verilecek olan 31 Mart 2019 seçimleri, yerel yönetimlerden ziyade önümüzdeki dönem genel siyasetini doğrudan etkileyecek güçlü sonuçlar çıkarabilme potansiyelini de taşımaktadır. O nedenle de seçim dizimiz de bazı yerleri daha görünür kılmak için sizlerle paylaşmaya çalışacağız.