KDP imha politikalarından uzak durmalı!

Dosya Haberleri —

Ahmed Karamus

Ahmed Karamus

  • Astana’da Kürtlerin statülerinin ortadan kaldırılması için büyük bir mutabakata varıldığı anlaşılıyor. Türk devleti ve İran bu mutabakattan cesaret alarak daha ileri adımlar atmaya çalışıyor. Kürtleri zorlu ve çetin bir süreç bekliyor.
  • Kürtler artık particilik ve grupçuluğu bir tarafa bırakarak ulusal kazanımlarını ve birliğini korumak adına üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. KDP, Türk devletinin Kürt halkını hedef alan imha politikalarından, amaç ve stratejilerinden uzak durmalıdır.

ARJİN NÛJİN

Kürt ulusal birliği yıllardır tartışılan ve Kürtlerin gerçekleşmesini arzuladığı konulardan biri olarak gündemdeki sıcaklığını koruyor. Böyle bir birliğin oluşması, bölge ve dünyadaki siyasi dengelere bağlı olduğu kadar aynı zamanda bu dengeleri de değiştirebilecek güçte. Kürtler arası ulusal birliğin sağlanması için uzun süredir çalışmalar yürüten Kurdistan Ulusal Kongresi’nin (KNK) Eşbaşkanı Ahmed Karamus, KDP’nin ulusal birlik konusundaki olumsuz tavrına vurgu yaparak, ''Eğer KDP bu birliğe gelmiyorsa, diğer güçler bir araya gelerek birliğini oluşturmalıdır. Bu her Kürt’ün önünde zorunlu bir görevdir'' dedi. Kürtler arası birliğin elzem ve zorunlu olduğunun altını çizen Karamus, ''Bazı kesimler ulusal birliğin koşullarını olmadığını söylese de KNK olarak koşulların mevcut olduğunu ısrarla belirtiyoruz'' sözleriyle ulusal birliğin KDP’siz de mümkün olduğuna işaret etti. Karamus ile ulusal birlik çalışmaları ve Türk devletinin işgal planlarını konuştuk.

Şüphesiz her dönem Kürt çevreleri tarafından ulusal birliğin önemine dikkat çekiliyor. Mevcut konjonktürde Kürtler arası birlik neden bu kadar önemli?

Özellikle bu dönem bölgede çok gergin bir durum söz konusu. Krizler had safhada. Bölgedeki egemen, sömürgeci güçler Kürtlerin mücadelesini ve kazanımlarını ortadan kaldırmak için yoğun bir çaba içerisindeler. AKP-MHP faşizan hükümetinin öncülüğünde bölge devletleri, ekonomik, diplomatik ve siyasi anlamda bütün varlığını Kürt hareketini, Kürt kazanımlarını ortada kaldırmak için kullanıyor. Konjonktüre baktığımızda son dönemde gelişen İsrail-Hamas savaşı, daha öncesinde gelişen Rusya-Ukrayna savaşı birçok devletin dolaylı ya da direkt müdahil olduğu kaotik bir ikliminin henüz başında olduğumuz hissini veriyor. Bu da Üçüncü Dünya Savaşı’yla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Türkiye, sosyo-politik ve jeopolitik konumunu kullanarak diplomatik ve siyasal yöntemlerle bu kaotik durumu fırsata çevirmeye çalışıyor. Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliklerini pazarlık haline getiren iktidar bu durumu Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak ve Kürt mücadelesini zayıflatmak adına kullandı. Kürtlere karşı korkunç bir diplomatik saldırıya geçti. Türk devleti, İran, Irak merkezi hükümeti ve hatta Suriye Baas rejimiyle yoğun bir ilişki içerisinde. Tüm çabaların odağında ise Kürt özgürlük mücadelesini, kazanımlarını ve elde ettiği statüyü yok etmek var.

Özgürlük hareketi, farklı cephelerde çok yönlü olarak yürüttüğü mücadele biçimleri ile devletin saldırılarını boşa çıkardı. Bunun üzerine Türk devleti yeni birtakım ilişkiler, diyaloglar ve ittifaklar oluşturmak istiyor. Birkaç ay önce “PKK’yi tasfiye edeceğiz. Önemli ölçüde destek sağlamış durumdayız” diyerek kapsamlı bir saldırı başlattı. Türk devleti, uzun zamandan beri devam eden KDP ile ittifakına Irak merkezi hükümeti ve İran’ı da katmak için yoğun bir diplomasi trafiği yürütülüyor. En son 14 Mart’ta gerçekleştirilen üçlü zirvede, yedi madde üzerine anlaştıklarının ve Nisan ayında kapsamlı bir saldırının olacağının sinyalini verdiler. KDP ve onun güdümündeki Federe Kurdistan Hükümeti bu ittifakın içerisinde yer alıyor ancak dört parça Kurdistan’daki siyasi çevre ve partilerin bir araya gelerek bu şer ittifakına karşı koymalı. Bu anlamda Kürtler arası birlik elzem ve zorunludur; Kürtler için hayati ve stratejiktir.

Özellikle son yıllarda ortaya çıktı ki KDP’nin Türk devletinin izni olmadan herhangi bir ulusal birlik çalışmasına katılması mümkün değil. KDP’nin içinde olmadığı bir ulusal birlik mümkün mü?

Biz KNK olarak tüm partilerin Kürt halkının çıkarları temelinde stratejik bir birliktelik oluşturmaları için yoğun bir çaba içerisindeyiz. Herkesin hatırlayacağı üzere ulusal birlik adına 2012-2013 döneminde çok önemli çalışmalarımız oldu. 2013’te Kürdistan’daki tüm tarafların kendini ifade edebileceği bir toplantı gerçekleştirdik. Mevcut birliği daha ileri taşımak için çok önemli kararlar alındı ve bu doğrultuda adımlar atıldı. Buna karşı Türk devleti ve İran öncülüğünde yapılan çalışmalar sonucunda bazı güçler farklı bahanelerle ulusal birlik çalışmalarını sabote etti. Yaşanan tüm olumsuz gelişmelere rağmen biz hala herkesin katılacağı bir ulusal birliğin gelişmesini istiyoruz. İşgalci güçlerin müdahaleleri sonucu KDP bu ittifakın dışında kalsa da diğer Kürt partileri ideoloji ve fikir ayrılıklarına bakmadan ulusal birliği sağlamalı. Koşullar el verirse mutlak anlamda bunu oluşturmaya çalışacağız.

KNK olarak ulusal birliğin sağlanması için kimlerle, hangi bağlamda görüştünüz?

KNK’nin, misyonu ve kuruluş amacı Kürtler arası birliğin sağlanması için çalışma yürütmek. KNK ulusal bir strateji çerçevesinde ulusal birliği oluşturmak için büyük bir çaba sarf ediyor. Bu temelde KDP dahil Kurdistan’ın dört parçasında bütün parti, kurum ve şahsiyetlerle görüşmeye çalışıyoruz. Şimdiye kadar KDP bir araya gelme isteğimizi görmezden geldi, reddetti. Fakat KNK olarak Kuzey, Güney, Rojava ve Rojhilat Kurdistan’ındaki tüm Kürt parti, kurum ve kişilerle görüşmelerimizi sürdüreceğiz ve Kürt birliğinde ısrarcı olacağız.

Sömürgeci ve işgalci devletlerin Kürt kazanımlarını ortadan kaldırmak için büyük bir çaba sarf ettikleri bu dönemde ulusal birliğe çok daha büyük bir ihtiyaç var. Eğer biz bu dönemde birliğimizi sağlayamazsak önümüzdeki süreçte kazanımlarımızı ve elde ettiğimiz statüleri kaybetme riski ile karşı karşıya kalabiliriz. Federe Kurdistan Hükümeti’ne karşı bir takım eleştiri ve kaygılarımız olmasına rağmen elde edilen kazanımları ve statüyü savunuyoruz. Yine Rojava’daki kazanımlar ve bunun bir statüye dönüşmesi bizim olmazsa olmazımızdır. Bunlar bizim ulusal kazanımlarımızdır. Hangi parçada olursa olsun kazanımları dört parça Kurdistan’ın kazanımı olarak görüyoruz. Ne pahasına olursa olsun bunları savunmaya çalışacağız ve bunun için ulusal birlikten başka bir alternatifimiz yok. Uluslararası alanda görüştüğümüz dost çevreler ulusal birliğin önemine vurgu yaparak, bir an önce birliği oluşturmamız gerektiğini ve bölgede alternatif bir rol almamız için birliğin şart olduğunu belirtiyorlar. Halkımızın da temel isteği Kürtlerin birliğidir. KNK olarak tüm gücümüzle ulusal birliğin oluşması için çaba içerisinde olacağız.

Ulusal birlik çalışmaları ne aşamada, yakın zamanda bir gelişmenin olma olasılığı var mı?

KDP’ye, mevcut durumda Kürtlerin statü tehlikesini, işgalci güçlerin hedeflerini ve stratejilerini görüp görmediklerini sormak gerekiyor. Onlar dışındaki güçlerin bu durumu çok iyi fark ettiğini söyleyebilirim. Bir süre önce YNK başkanı Bafil Talabani ulusal birlik konusunda bir açıklama yaptı. Dört parçadaki olası tehlikeyi görerek “Mevcut durum ve konjonktüre baktığımızda Kürtlerin birliği elzemdir. Parçalanma, ayrı ayrı politika izleme ve düşmanla işbirliğinden öte ulusal birliği sağlama yönünde bir çalışma yapılmalıdır” şeklinde bir açıklama yaptı. Biz Sayın Talabani’nin bu açıklamasını gayet olumlu bulduğumuzu, bunun iyi bir tutum olduğunu belirtmek istiyoruz. Dört parça Kurdistan’da çalışma yürüten kurum ve kuruluşların da bu yönlü birçok açıklaması var. Tüm bu açıklamaları hayata geçirebilmek için adım atmalılar. Biz de dört parçadan gelen ulusal birlik sistemini, gerek uluslararası düzeyde diplomasi alanlarında gerek ulusal düzeydeki çalışmalarla yaratmaya çalışıyoruz. Bazı kesimler ulusal birliğin koşullarını olmadığını söylese de KNK olarak aksini iddia ediyoruz. Zira bir ortak platform olarak KNK’nin varlığı, ulusal birliğin somut koşullarının var olduğunun ve örgütlenme aşamalarının hali hazırda devam etmekte olduğunun en büyük kanıtıdır. Ek olarak; Kürt partilerinin gösterdiği mücadeleler, yaşanan tehlikeler ve mevcut jeopolitik zemin tüm kesimleri içine alan ulusal birliğin en kısa zamanda sağlanmasının mümkün olduğuna ve bunun acil bir görev olarak önümüzde durduğuna işaret ediyor.

Özellikle Rojava Devrimi’nden sonra Türk devletinin öncülüğünde Kürt kazanımlarının ortadan kaldırılması için bölge devletleriyle görüşme ve işbirliği çalışmaları yürütülüyor. Kürtlerin geleceği üzerine yürütülen iş birliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

AKP-MHP faşist hükümeti yönetimindeki Türk devleti, Kürtlerin mevcut kazanımlarını ortada kaldırmak için yoğun girişimlerde bulunuyor. İktidar, “Ulusal sınırlarımızı tehlikeye atacak herhangi bir oluşuma müsaade etmeyeceğiz” diyerek, bu isteklerini her fırsatta dile getiriyor. Hatta Erdoğan yeni bir kelime üreterek Kurdistan kelimesi yerine “Teröristan” kelimesini kullanıyor. Ekonomik ve siyasi tüm imkanlarını kullanarak Kürtlerin statü sahibi olmaması için seferberlik başlatmış durumdalar. Bu konuda NATO ve Avrupa Birliği’yle ve bölgedeki devletlerle ilişkilerini kullanarak tüm güçleriyle çalışma yürütüyorlar. Son olarak Astana’da Rusya, Türkiye, İran, Suriye Baas rejiminin dolaylı katılımıyla gerçekleştirdikleri ortak toplantıda Kürtlerin statülerinin ortada kaldırılması için büyük bir mutabakata vardıkları anlaşılıyor. Türk devleti ve İran bu mutabakattan cesaret alarak daha ileri adımlar atmaya çalışıyor. Özellikle belirtmek isterim ki; Irak merkezi hükümeti İran’ın güdümünde. İran olmadan hiçbir adım atamaz. Bu bağlamda Irak hükümetinin Türk devletiyle görüşmelerini İran’ın haberi olmadan gerçekleşmesinin imkanı yok. İran ve Türkiye bölge çıkarları için farklı politikalar yürütse de söz konusu Kürtler olunca ortaklaşamayacakları hiçbir şey yok.

Türk devletinin Kuzey-Doğu Suriye’ye dönük saldırıları ortada. Daha önce Efrîn, Serêkaniyê, Girê Spî işgalleri var. Türk devleti Rojava’da işgali 30-40 km derine genişletmeyi planlıyor. Bundan kaç ay önce Kuzey-Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetim’in yeraltı kaynaklarını ve yaşam alanlarını yok etmek için büyük saldırılar gerçekleştirdi. KDP’nin desteğiyle Güney Kurdistan’da birçok üs kurdular. İşgalci güçlerin 2-3 sene önce 20 ile 30 üsleri varken, bugün 100’ye yakın üssü var. Efrîn’den, Hewler, Duhok, Zaxo ve Bradost’a kadar bütün bölgeyi işgal etmek, insansızlaştırarak işlevsiz hale getirmek istiyorlar. Bu emellerine ulaşmak için 1988’de Saddam Hüseyin’in Halepçe’de kullandığı kimyasallar gibi yasaklı silahların kullanımına başvuruyorlar. Türkiye’nin hedeflerine ulaşmak için yapamayacağı hiçbir şey yok. Türk devleti açık bir şekilde yaza kadar KDP’nin desteği ile Rojava ve Behdînan bölgesini işgal etmek istiyor. Ancak asıl hedef bunun ötesinde Kurdistan’ın statüsünü ortada kaldırmak. Türk devletinin, Federe Kurdistan üslerine Efrîn’de olduğu gibi DAİŞ artıklarını ve radikal militanları yerleştirdiği yönünde de bazı ciddi iddialar var. Bunlar bir iddia olsa da Türk devletinin zihniyet yapısına baktığımızda böyle bir şeyi yapabilecekleri ihtimali yüksek. İktidar demokratik yapının değişmesi için her türlü yol ve yöntemi kullanarak uluslararası alanda zemin hazırlamaya çalışıyor. Bazı emperyalist güçler ise çıkarları temelinde Türk devletinin bu saldırılarına karşı çıkmadığı gibi siyasal, ekonomik ve teknik destek sunuyor.