
Rojava devrimci güçleri bir savunma seferberliği çağrısı yapmıştır. Bu çağrıyı KCK de desteklemiş, tüm parçalardaki Kürdistan halkının ve yurtdışındaki Kürtlerin Rojava Devrimini sahiplenmesini istemiştir.
Kendine İslam maskesi takmış kimi kesimler Suriye’de mevcut rejimle savaşmayı bırakmış, tüm saldırılarını Rojava Devrimine yöneltmişlerdir. Birçok isim altında Suriye’de faaliyet yürüten bu güçler şu anda Rojava Devrimini boğmada birleşmiş bulunuyorlar. Tüm Kürt şehirlerini işgal etmek, Kürtleri katliamdan geçirmek ve kalanlarını da yurtlarından etmek istiyorlar. Aslında Haçlı Seferleri tanımı tam da bu saldırgan çetelerin yapmak istediklerine denk düşmektedir. Birçok yerde yüzlerde Kürt’ü rehine almışlar, evlerini barklarını yakmışlar, yıkmışlar ve göçe zorlamışlardır. Kürtler üzerinde yürütülen şovenist yok etme politikası şimdi de bu İslam maskeli çeteler tarafından yürütülmektedir. Bölge devletlerinin Kürt’e bakışı şimdi bu çeteler şahsında pratikleşmektedir. Bu nedenle olacak ki, bu çetelerin uygulamalarına tepki veren bir bölge devleti olmamıştır. ABD ve Avrupa’yla diğer uluslararası güçler bu saldırganlığı seyretmektedir. Basın yayınlarında bile bu saldırılar ya işlenmemekte ya da çok cılız vermektedirler. Şimdiye kadar bu çetelerin saldırılarına yönelik sadece Rusya’dan çok yetersiz bir tepki gelmiştir.
Böyle bir saldırı Suriye’nin ve Türkiye’nin hoşuna gider. Suriye devleti kendi üzerindeki baskının hafiflemesinden, Türkiye de Rojava Kürtlerinin bu saldırılarla zayıflayacağını hesap etmesinden dolayı bu saldırıları kendi lehine görür. Nitekim böyle olduğu anlaşılmaktadır. KDP’nin tutumu da Rojava Kürdistan halkı sıkışsın, kendine muhtaç olsun hesabı içindedir. Aylardır kapıları kapatıp ölümcül ambargo uygulaması bunu göstermektedir. Türkiye Salih Muslim’le görüşmesinde bir kapının ticaret, bir kapının insani yardım için açılacağını söylemesine rağmen şimdiye kadar hiçbir adım atılmamıştır. Rojava Devrimine saldırının arttığı bir ortamda söz vermelerine rağmen adım atmamaları aslında saldırının arkasında oldukları ya da en azından bu saldırılardan memnun olduklarını göstermektedir.
Suriye devletinin, Türk devletinin ya da başka bölge devletlerinin, uluslararası kimi güçlerin Kürtlerin kazanım elde etmesinden rahatsız olmaları anlaşılır bir durumdur. Ancak KDP’nin tutumunu anlamak mümkün değildir. Rojava Kürtlerine en ağır saldırının olduğu bir ortamda hala kapıyı kapalı tutması, sınıra silahlı duvar örmesi hiçbir biçimde izah edilemez. Kendine Kürt diyen hiç kimse bunu yapmaz; hiçbir Kürt de bunun yapılmasını sindiremez. Nitekim Rojava halkı bu ambargoya öfke duymaktadır. KDP açlık, sefalet ve sıkıntıyla halkı teslim alayım derken, halkın öfkesini kazanmaktadır. Tarihe hiçbir biçimde izah edemeyeceği bir töhmet altına girmektedir. Ulusal çıkarları düşünmeyen dar politika tam da buna denir. Kaldı ki bu tutum esas olarak KDP’ye de fayda vermez. Hatta KDP’yi bile vuran sonuçları olur. Bu nasıl ufuk, nasıl bir anlayış anlamak zordur. Zaten en başta da Rojava halkı anlamamaktadır.
Şu anda ulusal konferans çalışmaları olmaktadır. Bu tutumla, bu kafayla sağlıklı bir konferans olabilir mi? Bir parçanın Kürtlerine, hem de en zor durumlarında bir parçanın siyasi gücü ambargo uyguluyorsa bu tutum ulusal kongre ruhuyla nasıl bağdaştırılır? Ulusal konferansın tartışılacağı, pratikleşeceği bugünlerde bu ambargo nasıl izah edilebilir? Bu tutum tarafsız bir gözle değerlendirildiğinde bunun ulusal konferansı sabote etmek anlamına geldiği rahatlıkla söylenebilir. Rojava Kürdistan siyasi güçleri hala konferans konusunda iyimser ve sabırlı yaklaşıyorsa bunun nedeni geneli düşünmeleridir. Yoksa Rojava halkı ya da başka siyasi güçler bu zihniyetle konferans olmaz, bu ortamda konferans yapmak konferans ruhuna saygısızlık olur diyerek rahatlıkla çekilebilir.
Türk devleti şimdiye kadar çetelere kapıyı açmış, ama kapılar Kürtlere sıkı sıkıya kapatılmıştır. Çeteler her türlü yerden giriyor, ama Kürtlere bir iğne bile gitmesine müsaade etmiyor. KDP Güney Kürdistan kapılarını da böyle yapmış. Türk devleti gibi Kürtlere karşı etten ve silahtan duvar örmüştür. Rojava’da Kürtlere saldıran çeteler de bu kuşatmaya ve ambargoya umut bağlamıştır. Bu ambargolar bu çetelerin saldırılarını cesaretlendirmektedir. Bu açıdan Güneyli siyasi güçler dolaylı da olsa bu saldırıların ortağı olmaktadır.
Öte yandan bu çetelerin saflarından Kürtlere karşı savaşanların bir kısmı da Güney Kürdistan’dan gitmektedir. Kürtlere saldıran çeteler içinde Güney Kürdistan’dan giden birçok kişinin varlığından söz edilmektedir. Devrimle ilişkili güçler bu sınırdan geçemezken; devrim karşıtı güçler rahatlıkla geçmektedir.
Rojava’ya yönelik ambargoyu KDP Kürt halkına açıklayamaz. Çünkü bu ambargoyu ancak düşmanlar Kürtlere uygulayabilir. Bu nedenle KDP bu tarihi töhmetten kurtulmak için sınırda ördüğü etten ve silahtan duvarı kaldırmalıdır. Ulusal kongrenin yaklaştığı bir süreçte bu ambargonun sürmesi konferansın sağlıksız geçmesine yol açar. Bu ambargo ortamında sağlıklı bir konferans yapılacağından söz edilemez. Eğer böyle bir ortamda bilinçli ambargo uygulanıyorsa buna da bir şey diyemeyiz.
Güney Kürdistan’la Rojava arasındaki sınır, ülkesinden kaçanlara, Güney’e gidip bedava ücretle çalışanlara, hatta Güney’e gidip fuhuş yapanlara serbest. Şimdi Güney Kürdistan’ın bir gündemi de Rojava’dan Güney’e kaçanlar ve en tortu işlerde ucuz ücretle çalışanlardır. Halbuki şu anda Rojava Kürdistan’ı açısından en kötü tutumlardan biri de ülkesini bırakıp kaçmaktır. Zaten tüm egemen güçler Kürtleri göçertip Kürdistan’ı insansızlaştırma politikası izlerken; Rojava Kürdistan’dan göç edilerek ülkenin boşaltılması da diğer bir acı veren durumdur.