İrfan Sabri AHMET
KDP suyu çıkmış ihanetçi-işbirlikçi kişi ve gruplardan vazgeçmedikçe, mevcut AKP ve MHP’nin izlediği politik çizginin aynısının uygulayanı olmaktan kurtulamayacaktır.
AKP–MHP faşist iktidarı TC tarihinin en kirli, ilkesiz ilişki ve ittifaklarıyla başta kendilerine baş düşman belirledikleri Kürt iradesine ve Kürt halkına her türlü yöntemle saldırarak soykırım politikalarını sürdürürken, AKP–MHP’ye muhalif olan tüm farklı oluşum ve yapıya da teslim alma, iradesini kırma, nötralize etme gibi yöntemlerle tek şef sistemini yaşatmak istiyor.
Bunun için de TC açısından en hayati kurum olan askerlik kurumu, Türk bilinci anlamında "ana ocağı"nı kendi iktidar çıkarları için kullanarak her açıdan kirletmiş durumda.
Somut olarak TC ordusunun Suriye, Irak, Libya ve Kürdistan’ın Rojhilat dışındaki tüm bölgelerine dönük işgal hareketini yürütürken yaptığı ittifaklar örnektir. 2012’te Serêkaniyê’de Cephet El Nusra’yla yaptığı ittifak, 2014 Kobanê’ye yapılan saldırıda DAİŞ ile yaptığı ittifak, 2018 Efrîn, 2019 Serêkaniyê ve Girê Spî işgal saldırılarında ÖSO adıyla örgütlenen çete gruplarıyla yaptığı ittifaklarla (ki bunlar DAİŞ, El Nusra, kontra Türkmen grupları, çeteler vb.) Kürtlere yaptığı saldırılar bu kirli ilişkilere dayanıyor. Son olarak Libya’ya gönderdiği güçlerin içerisinde de TC ordusuyla beraber hareket eden ÖSO adlı çeteler ve kontra gruplar varlığını sürekli basından izliyoruz.
Dikkat edilirse KDP de sanki günlük olarak AKP–MHP’den perspektif alırcasına yine çeşitli ipe sapa gelmeyen gruplarla ittifak kurarak adeta kendi hanedan iktidarları için diğer tüm Kürt muhaliflere her dönem çeşitli komplo senaryolarıyla saldırarak muhalifleri bastırmak, nötralize etmek veya teslim alarak kendi aile hanedanlığını sürdürmek istiyor. İyi incelenirse AKP–MHP’nin danışmanlarının önemli bölümü; geçmiş ihanetçi, suyu çıkmış, kontrgerilla kişi ve gruplardan oluşuyor.
KDP’nin de en ünlü danışmanları, haber yazar ve çizerleri ve propagandacıları geçmişte Kürt hareketlerinden ayrılmış, suyu çıkmış, ihanetçi kişi ve gruplar oluşturuyor. Hem AKP–MHP hem de KDP adeta ruh ikizleri gibi Kürt halkının en temel değerlerine saldırıyor. Mexmûr Mülteci Kampına AKP–MHP iktidarı uçaklarla saldırıyor ve her saldırıda mutlaka kamp sakinlerinden şehitler yaşanıyor. KDP de yaklaşık 10 aydır Mexmûr Mülteci Kampına ekonomik, sağlık vd. açılardan ambargo uygulayarak açlıkla terbiye edip kendisine muhtaç etme ya da hastalık yaratma yöntemleriyle saldırıyor.
AKP–MHP iktidarı Kürdistan’ın tüm dağlarına bombalar yağdırıyor, KDP medyası da bu saldırılara çanak açarak “Kürtler ve yöre sakinleri değil PKK kampları vuruldu” propagandasını yapıyor. Peki bu PKK’liler uzaydan mı geldi? AKP–MHP Kürt düşmanıdır. TC’nin tarihsel karakteri Kürt düşmanlığı üzerine kuruludur. Peki KDP nedir? Neden AKP–MHP’nin jandarmalığını yapıyor? AKP–MHP ve onunla ortak olan çetelerini MİT yönlendiriyor. Çünkü MİT’in kuruluş felsefesi; komplo, yalan, sahtekarlık, kirlilik esasları üzerine inşa edilmişir. Her dönem pratiği de kirlidir. KDP’yi de MİT ve ihanetçi güruh yönlendiriyor. Dolayısıyla KDP, komplo, entrika, yalan propagandalarla kendisi için Kürdistan’ı hanedan mülkü görme anlayışı ve pratiği içerisindedir. AKP–MHP şefleri PKK’yi hedef göstererek Şengal’deki Özerk Yönetim’i yok etmeyi, Mexmûr Mülteci Kampını dağıtmayı, Kandil’deki Özgürlük Efsanesi imajını yok etmeyi hedefliyor.
KDP de Mexmûr’dan PKK’nin çıkarılmasını, Şengal Özerk Yönetim’inin iradesini kırıp KDP’lileştirilmesini, Kandil’de de TC’ye çanak açıp gerillayı kuşatmayı planlayıp uyguluyor. Ardından PKK savaş çıkarmak istiyor propagandalarını ortalığa yayıyor. Peki soruyoruz, KDP ile AKP–MHP’nin arasındaki fark nedir?
AKP–MHP şefleri Kürt kökenli vatandaşım diyerek Türk’lüğün üsten bakma ya da küçümseme anlayışını sürdürüyor. KDP; “Kürdistan benim malımdır, benim dışımdakilerde Kürt ama misafirdirler” propagandasını yürütüyor. Pandemi salgınında tüm dünya ulus ve savaş güçleri salgın ile uğraşır, ateşkes pozisyonuna geçerken, AKP–MHP iktidarı havadan, karadan, Kürtlerin yerel idarelerinden çok yönlü Kürt halkına saldırıyor. KDP de tam buna paralel Zinê Wertê’ye güç yığarak, AKP–MHP siyasetinin uygulayıcısı durumuna düşmüştür.
Türkiye ve Kürdistan halkı AKP–MHP iktidarından kurtulmayı hedeflemiş ve önemli oranda da başarıya ulaşmış durumda. AKP–MHP iktidarının dağılması ve bu yönetimin yenilgisi an meselesidir. Onun için sürekli saldırılar geliştirerek Dünya, Türkiye ve Kürdistan kamuoyunu kendi iktidar çıkarları için yönlendirmek istiyor, ama bunu başaramayacaktır. KDP de hayal ettiği Kürt devletini kurarak iktidarını yürütmek istiyorsa; ya demokratikleşip tüm muhalif düşünceleri içine alan demokratik bir ilişki, ittifak sürdürecek, Kürdistan ulusunun tarihinde önemli bir rol oynayacak ya da mevcut yürüttüğü siyasette ısrar ederse TC’nin Güney Kürdistan’daki jandarması durumuna düşecektir. Tabi bu onun için hüsran olur. KDP’nin bir an önce Demokratik Ulusal Birlik ve ittifaklar anlayışına yönelmesi onun için de kazandırıcı olacaktır. Bunun ilk adımı da sağa sola Pêşmerge güçlerini yığma, sömürgecilerin yürüttüğü politikalarla ambargolar yürüterek siyaset yapma anlayışını kökten değiştirmelidir. Yine KDP’nin suyu çıkmış, işbirlikçi, ihanetçi kişi ve gruplardan bir an önce kurtulması gerekiyor.
Kürtler için bu dönem en doğru politika “Kazan Kazan” politikasıdır. Onun için tüm kamuoyunu bu tehlikeli ve hayırsız gelişmeler konusunda duyarlı kılma, demokratik bilinç ve iradelerini kişi ve kurumlar olarak ortaya koyma herkes açısından en doğru tutum olacaktır.