
KDP’nin Türkiye ilişkileri bir ticari ve diplomatik ilişki olmaktan öteye geçmiştir. Türkiye ile ilişkileri KDP’yi Kuzey ve Rojava Kürtlerinin aleyhine bir konuma getirtmiştir. Hiçbir Kürt hareketi Kürtler üzerinde bu kadar zulüm uygulayan ve Kürtlerin haklarını tanımayan bir güçle bu düzeyde ilişki kuramaz. Böyle politika uygulayanlara destek veremez. Türkiye haftalardır beslediği ve silahlandırdığı çeteleri Rojava halkına saldırtıyor, ama Güney’deki yerel hükümetten ses yok. Haydi hükümeti bıraktık, KDP bu saldırıya karşı olduğunu net biçimde ortaya koymuyor. Hatta sessizliğiyle bu saldırıya onay vermiş oluyor.
Şu açıktır ki şu anda Güney Kürdistan’a muhtaç olan Türkiye’dir. Şu anda AKP Hükümeti esas olarak da Güneylilerden aldığı siyasi destek ve oradan gelen milyar dolarla ayakta kalmaktadır. Bu destek olmazsa AKP Hükümetinin ömrü birkaç ay olur. Bu açıdan Güneyliler siyasi ve ekonomik olarak zorlandığından AKP’nin politikalarına karşı çıkamıyorlar gerekçeleri doğru değildir.
Biz milliyetçiliğe karşıyız. Ancak KDP’nin tutumlarının milliyetçilikle bile alakası yoktur. KDP milliyetçi bile değildir. Milliyetçi olanlar hiç böyle davranır mı? Böyle olunca bu güçlere yönelik ilkel milliyetçi değerlendirmeler de yerli yerine oturuyor. Milliyetçi olanların kendi milletinden olduğunu düşündükleri topluluklara nerede olursa olsun sahip çıktığını biliyoruz. KDP’nin ise sadece kendisinin üzerine oturduğu birkaç şehri elinde tutmak ve bir çevrenin bu şehirler üzerinde iktidar olmasını sağlamaktan başka bir kaygısı yok. Milliyetçi olanlar herhalde Rojava Kürtleri üzerinde inkarcı sömürgeci devletlerin politikalarına bir tutum koyardı. Orada Kürt halkına yönelik yapılan saldırılarda Kürtlerin yanında yer alırdı. Kürtlerin yanında yer alınmadığı gibi, Türkiye’ye paralel politikalar izleniyor. Türkiye gibi KDP’nin de hedefinde orada Kürtler içinde etkili olan PYD ve Tev-Dem var. Öyle ki, kendine bağlı marjinal partileri orada hakim kılıp çoğunluk üzerinde diktatörlük kurmayı arzuluyor. Bugün kendi hakim olduğu alanlarda başka siyasi güçlerin çalışmasına imkan vermemesi gibi!
Rojava’da Kürtler tüm siyasi güçlerin serbest örgütlenmesini ve bu temelde demokratik bir sistem kurulmasını istiyor. bu çerçevede de demokratik kurumlaşma çabası yürütüyorlar. KDP ise demokratik yaklaşım yerine PYD’yi ve Tev-Dem’i nasıl etkisizleştiririm, oraya nasıl hakim olurum hesabı yapıyor. Bu nedenle Türk devletinin Kürt karşıtı politikalarının parçası oluyor. Bunun aymazlık ve gaflet olduğu açıktır. Öyle ki, Rojava’ya bir kapı bile açmıyor. Hatta tel örgüler çekiyor. Belki de ilerde tel örgülerin yanına mayın da döşenecektir. Demokratik zihniyet diğer Kürt gruplarıyla demokratik ortamda birlikte yaşamaktır. Anlaşılıyor ki KDP ve ilişkide olduklarının zihniyeti böyle bir duruma hazır değil. Şu anda Suriye’deki Kürtlerin birliğine karşı faaliyet yürüten parti ve çevreler esas olarak KDP ile ilişkili olanlardır. Bu durumun Rojava’daki Kürtleri rahatsız ettiğini biliyoruz.
Aslında şu anda Rojava’nın temel ihtiyacı ne aş, ne ekmek ne de başka bir şeydir. Şu anda en temel ihtiyacı siyasi birlik ve tüm Kürt siyasi gruplarının Kürtlerin düşmanlarına karşı ortak tutum göstermesidir. Orada Kürtlerin örgütlenmesine kimi eleştiriler de getirilebilir, bu normaldir; herkesin hakkıdır. Ancak varsa eksiklikler ortaklık yaratarak birlik içinde demokratik tartışma ve kararlarla giderilebilir. Bu açıdan Kürtlerin tabandan demokratik örgütlenmesine ve tartışmasına güvenmek esas olmalıdır. Kaldı ki PYD ve Tev-Dem gücü ve kitlesi ne olursa olsun tüm demokratik güçlerin bu sistem içinde yer almasından yanadır. Hatta güçlerinden fazla yer almalarına da karşı değildir. Buna rağmen KDP yanlısı partilerin bozgunculuk yapmaları neyle açıklanabilir? En hafif deyimle iktidarcı ve hakim olma zihniyetine sahip oldukları söylenebilir.
Biliyoruz ki Rojava’daki Kürtler iktidar değil, demokratik örgütlenme temelinde toplumun kendi kendisini yönetmesini hedefliyorlar. Rojava’da bir yönetim, hatta hükümet olsa bile bunu sadece tabanın denetimi ve kontrolünde bir yönetim olmasını istiyorlar. İşte şimdi Türkiye tarafından dağıtılmak istenen örgütlenme modeli budur. KDP tarafından sindirilemeyen örgütlenme budur. Türk devleti inkarcılığından ve Kürt karşıtlığından bu düşmanlığı yapıyor; KDP ve ona bağlı kişi ve çevreler ise demokratik olmayan iktidarcı ve hakim olma kültürüyle oradaki halkın birliği ve örgütlenmesine karşı tutum gösteriyorlar.
Rojava’da Kürt halkı bir demokratik kültür almıştır. Yurtsever ve demokratik bir karaktere sahiptir. Zaten kadının ayağa kalkışı ve her alanda etkin olması bunun kanıtıdır. Öte yandan onlarca yıldır savaşı tanıyan bir halktır. Kürdistan’ın tüm parçalarındaki mücadeleye destek vermiş ve birçok evladını Kürdistan’ın diğer parçalarının özgürlüğü için feda etmiştir. Bu açıdan direnmeye de yatkın bir halktır. Bu halkın özgürlük ruhunu teslim almak ancak katliamlarla mümkündür.
Halbuki bu halk anlaşmaya en yatkın halktır. Tüm etnik ve dinsel toplulukların haklarını kendi haklarından önce savunmaktadır. Zaten demokratik ve özgürlükçü karakteri en fazla da bu tutumundan bellidir. Tam da Suriye’nin etnik ve dinsel yapısına uygun bir demokratik yaklaşım Rojava Kürtlerinde vardır. Suriye’nin en temel demokratik güç kaynağıdır. Türkiye işte bu demokratik güce saldırmaktadır. Çünkü Suriye’nin demokratikleşmesini istemiyor. Bugün Türkiye’de olduğu gibi siyasi İslam’ın hakim olduğu bir Suriye arzuluyor.
Türkiye’nin Rojava Kürtlerine saldırmasına Kuzey Kürtlerinin daha fazla tepki vermesi gerekir. Tepkiler yetersizdir. Ceylanpınar’dan (Kuzey Serêkaniyê’si) Rojava’ya saldırı nasıl yapılıyor? Ceylanpınar bu saldırının üssü nasıl olabiliyor? Bu açıkça Ceylanpınar halkının onuruna ve kimliğine saldırıdır. Gözleri önünde sınır ötesindeki kardeşlerine saldırıyı nasıl izler? İşte irade kırılması buna denir. Zaten AKP Hükümeti Kürtlerin iradesini kırmak için bu saldırıları Kürtlerin olduğu yerlerde açıkça yürütüyor. Bu açıdan Ceylanpınar halkının ve sınırdaki tüm kasaba ve köylerin bu saldırıları seyretmesi en başta da buraların halkı açısından tarihsel bir travma yaratır. Dolayısıyla Kürt düşmanı çeteler buralardan saldırı yapamamalıdır. Kuzey Kürtlerinin tarihi sorumluluklarından birincisi budur.