
Devrimi boğmak için birçok güç silahlı çeteleri harekete geçirmiştir. Başta Türkiye olmak üzere birçok siyasi güç silahlı çeteleri Rojava devrimine saldırtmıştır. Her ne kadar Türkiye zaman zaman “İlişkimiz yok, biz onları desteklemiyoruz” dese de, bu tamamen dış kamuoyunu aldatmaya yönelik yalan ve demagojik söylemlerdir. Belki de dünyada hiçbir güç başka ülkedeki bir silahlı gruba bu kadar destek vermemiştir. Bu destek o kadar alenidir ki, bunu ABD, Avrupa, Rusya ve İsrail ve tüm bölge ülkeleri ayrıntılarına kadar bilmektedir. Kürt düşmanlığı Türkiye’de o kadar had safhadadır ki, bu tür çetelere açık destek vermeyi bile göze almaktadır. Bu bir zorunluluktan değil, bir tercihten kaynaklanmaktadır.
Türkiye bu çeteleri bir taraftan Rojava devrimine karşı kullanmakta, diğer taraftan bu çeteleri ileride ABD, Rusya, Avrupa ve diğer ülkelere karşı pazarlık gücü olarak elinde tutmaktadır. Rojava devrimini bastırma karşılığında çeteleri bu güçlerin önüne atacaktır. Hatta yeni Suriye içinde etkili olmak için de bu çeteleri beslemektedir. İşte Türk devleti Kürtlere karşı kirli politikasını bu düzeyde yürütmektedir. Hatta Rojava devrimini boğmak için İran’la ilişkilerini sıklaştırma çabası içine girmiştir. İsrail ajanlarının İran’a teslim edilmesi de bu politikaların sonucudur. Türkiye yeter ki Kürtler hak kazanmasın, her türlü kirli ilişki içine girmeye hazırdır. Hazır olmadığı tek şey, Kürt sorununun varlığını gerçek anlamda tanıma ve çözüm için adım atmadır.
Türk devleti Suriye ve Rojava’da çetelere büyük yatırımlar yapmıştır. Çeteler üzerinden Suriye siyaseti ve Ortadoğu üzerinde etkili olmak istemiştir. Çeteleri elindeki en güçlü siyasi enstrüman olarak görmektedir. Ancak çeteler Rojava devrimi karşısında bozguna uğrayınca hesapları altüst olmuştur. Gerçek bir özgürlük savunması karşısında hiçbir gücün dayanamayacağı görülmüştür. Rojava devrimi bu kadar kuşatılmasına rağmen dünya tarihinin en büyük halk direnişlerinden birini göstermiştir. Dişiyle tırnağıyla direnmiştir, hem de etrafında büyük bir kuşatma olmasına rağmen! Şimdi bu gerçekliği herkes görmekte, Rojava devrimini ciddiye almaktadır. Silahlı çeteler de Rojava devriminin kolay lokma olmadığını anlamışlardır. Dişlerini kıracak demir leblebiyle karşılaştıklarını görmüşlerdir.
Devrim ve kaçınılmaz sonuçlar
Aslında Rojava devrimci güçleri isteselerdi daha da ileri gidebilirlerdi. Artık ne rejim ne çeteler bu devrimci güçlere dayanabilir. Ancak sadece kendi topraklarını savundukları için direnmektedirler. Rojava devrimini korumak için hakim oldukları alandan bir adım ilerlemişlerdir. Böylece çetelerin bulundukları yeri kullanarak saldırmaları ve top atışlarıyla sivillere zarar vermelerinin önüne geçilmiştir. Til Koçer silahlı güçlerin üslendikleri ve oradan her tarafa saldırdıkları bir yerdi. Bu nedenle güç aldıkları esas alanlarını kaybetmişlerdir. Bu alanlardaki petrol alanları ve diğer gelir getiren kaynaklar da Rojava devrimci güçlerin eline geçmiştir. Kuşkusuz Rojava devrimi kendini demokratik Suriye’nin parçası olarak görmektedir. Bu açıdan bu alanlar tüm Suriye halkı adına özgürleştirilmiştir.
Türkiye’nin desteklediği çeteleri püskürtme yanında, Rojava devriminin yeni Suriye’deki yeri de pekişmiştir. Suriye’nin demokratikleşmesindeki etkisi bundan sonra daha güçlü olacaktır. Uluslararası güçler de Rojava devrimini muhatap almak zorunda kalacaklardır. Nitekim Rusya Rojava devrimci güçlerinin Cenevre’ye katılmasını istemektedir. Bunun anlamı, Rojava devriminin yeni Suriye içinde yer almasının kaçınılmaz olduğudur.
KDP, Rojava devriminin boğulmasına göz yummuşken, hatta boğulmasını beklerken güçlenmesi karşısında şimdiye kadar izlediği politikanın boşa çıktığını görmüştür. KDP, PYD’nin uluslararası ilişkilerini önlemek için de büyük bir çaba gösteriyordu. Her yerde olduğu gibi kendini ya da bağlı olduğu siyasi güçleri Kürtlerin tek temsilcisi gibi gösterme yaklaşımı içinde olmuştur. Bu açıdan Rojava devrimci güçlerinin dünya ile ilişkisini hep önlemeye çalışmıştır. Rojava devrimci güçlerini olumsuz göstermek için her türlü yol ve yöntemi kullanmıştır. Avrupa başta olmak üzere tüm ülkelere ve kurumlara PYD’yi ve Rojava devrimini jurnallemiştir. Ne var ki KDP’nin bu olumsuz çabaları büyük bedeller verilerek gösterilen büyük direnişle boşa çıkarılmıştır. Bu açıdan da Rojava devrimi kuşatmayı boşa çıkarmada önemli bir hamle yapmıştır.
Psikolojik savaş yürütüyorlar
KDP Sêmelka kapısını tüm ısrarlara rağmen açmayınca, Rojava devrimi “Kapıyı tehdit ve şantaj olarak kullanmanızı kabul etmiyoruz, senin kapına muhtaç değiliz” diyerek Sêmelka kapısını Rojava tarafından da kapatmıştır. Böylece Sêmelka kapısının kapatılmasının ne anlama geldiğinin de açık biçimde görülmesini sağlamıştır.
Rojava devriminin her türlü saldırı ve kuşatma karşısında ayakta kalmasının siyasi sonuçları olacaktır. Türkiye bu devrimin boğulmadığını görmüştür. KDP de Rojava devrimini şantaj ve tehditle kuşatma altına alma ve kendine bağlı partileri hakim kılma politikasının sonuç almadığını da anlamıştır. KDP’ye bağlı yayın organları Rojava devriminin başarısını gölgelemek için kara propaganda yapsa da, güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, Rojava devrim gerçeğini de farklı göstermeleri mümkün değildir. KDP’ye bağlı bazı yayın organları öyle bir yalan ve demagojiye dayanan psikolojik savaş yürütüyorlar ki, inandırıcılığı olmuyor. Çünkü çok kaba yapılıyor. O kadar kaba bir propaganda yapıyorlar ki, silahlı çeteleri destekleyen bir duruma düşüyorlar. Bu da sadece Rojava halkını değil, tüm Kürtleri öfkelendiriyor. Bazı Arap basını ve çeteler Rojava devriminin başarısını gölgelemek, yenilgilerini gerekçelendirmek için YPG’nin Irak ordusuyla birlikte Til Koçer’i ele geçirdiklerini iddia etmesini KDP’ye bağlı basın da kullanmış ve dile getirmiştir. Bu psikolojik yalan ve demagojisi bile KDP’nin Rojava politikasının yanlışlığını ortaya koymuştur.
Salih Muslim’e kapının kapatılması ve daha sonra buna gerekçeler bulunmaya çalışılması nasıl yanlış bir politika içinde olunduğunu ortaya koymuştur. Çünkü KDP bu uygulamayı savunamamış, bir hükümet tasarrufu olduğunu söylemek zorunda kalmıştır. Bilindiği gibi hükümet ortağı YNK bu uygulamaları kabul etmediğini defalarca açıklamıştır. Buna rağmen KDP’nin hükümet kararı demesi aslında yapılan yanlışın itirafıdır.
KDP en son bir açıklama ile şimdiye kadar izlediği yanlış politikayı itiraf etmiştir. Rojava devrimci güçlerinin şimdiye kadar savunduğu, KDP’nin ise sabote ettiği birlik politikasına vurgu yapması önemli bir gelişmedir. Tabii bunu söylerken PYD’nin baskı yaptığını söylemesi yanlış politikalarını örten bir argümandan başka bir anlamı yoktur. KDP, PYD’nin diğer siyasi gruplara baskı yaptığını söylese de, bunun gerçeklikle alakası yoktur. Bazı yanlış şeyler yapılmış olsa da Rojava devriminin karakteri KDP’nin iddiasının tam tersidir. Devrimci ve demokratik karakteri esastır. Bunu tüm dünya bilmektedir. Zaten kadının devrimdeki büyük etkisi ve toplumun tabandan örgütlendirilmesi karakterinin ne olduğunun temel göstergesidir.
Özgür yaşam örgütleniyor
Eğer KDP ve yandaşları Rojava’da hakim olsaydı, bugünkü demokratik ortamın yüzde biri bile yaşanmazdı. Tam bir otoriter rejim kurulur ve diğer siyasi güçlere yaşam hakkı tanımazlardı. Rojava devrimci güçleri her siyasi gücün örgütlenme özgürlüğünü tanımıştır. Örgütlenmeleri önünde engel olmamıştır. Ancak KDP’ye bağlı güçler komplo ve provokasyonlarla devrimci güçleri boğmak ve hakim olmak istemişlerdir. Özgürlük değil, hegemonya peşinde koşmaktadırlar. Hatta öyle ki, PYD’ye “İkimiz bir olalım, diğer partileri ve sivil toplum örgütlerini dışlayalım” demişlerdir. Yani özgürlük istemek yerine iktidar paylaşma, hatta tek iktidar olma mücadelesi vermişlerdir. Rojava devrimci güçleri ise iktidar olmayı değil de topluma dayalı, tüm toplumsal güçlerin ve siyasi güçlerin siyasal alanda etkili olduğu bir siyasal yaşam istemektedir.
Rojava devrimi hiçbir siyasi güce baskı ve şiddet uygulamıyor. Tüm siyasi güçler ve topluma özgür yaşamı örgütleme imkanı sunuyor. Tabii ki demokratik bir devrim olarak devrimi boğmak isteyenlere ne kadar kılıcı keskinse toplum açısından da demokratiktir. KDP ve yandaş basını bu gerçeği tersyüz etmeye çalışsa da, gerçeklik onların söylediklerinin tersidir.
Rojava devrimi başından itibaren tüm örgütlerin siyasi birliğini savunmuştur. Her siyasi örgütün örgütlenme özgürlüğünü savunmuştur. Ancak tek ordu ve tek asayiş dışında parçalı ordu ve parçalı asayişi kabul etmemiştir. Devrim ortamında parçalı ordunun tehlikeli olduğunu vurgulamıştır. Bazı partiler dışarıdan gönderilecek silahlı güçlerle bir askeri güç kurmayı dayatmışlardır. Dışarıdan getirilen bu askeri güçlerle daha sonra provokasyon yapıp askeri müdahaleye zemin yaratmak istemişlerdir. Destêya Bilind çatısı içindeki tüm siyasi güçlerin içinde yer alacağı bir özyönetimin oluşması da bu güçler tarafından sabote edilmiştir.
‘Birlik olsun’ demek önemlidir
Rojava devriminin birliği, siyasi güçlerinin ortak hareket etmesi engellendiği gibi, Cenevre’ye Destêya Bilind’ın dışlanarak gidilmek istenmesi bu bozguncu tavrın en son ifadesi olmuştur. Kürtlerin Destêya Bilind ile Cenevre’ye bağımsız Kürt iradesiyle gitmeleri yerine, Destêya Bilind’ı dışlamak için hala Kürtlerin haklarını tanımayan muhalif grupların bir kısmıyla hareket etmeyi tercih etmişlerdir. Kürtlerin birlikte hareket etmesini, Cenevre’ye birlikte gitmesini ve orada ortak tutum göstererek Kürtlerin haklarını savunma durumunu sabote etmişlerdir. Hatta Rojava toplumu üzerinde etkisi sınırlı olan konumlarıyla Cenevre’ye gidip Rojava’daki en güçlü siyasi partileri de dışlamayı esas almışlardır. Rojava’daki gerçek durum budur.
Bu açıdan KDP’nin sözcülerinden Sefin Dizayin’in “Biz Güney Kürdistan’da birlik olarak kazanım elde ettik, bu nedenle Rojava’daki siyasi güçler birlik olsun” demeleri önemli bir gelişmedir. Rojava devrimci güçlerinin şimdiye kadar savunduğu tezi kabul eden bir noktaya gelmişlerdir. Güney Kürdistan’da hep parçalı ve çatışmalı durum yaşanmasına rağmen birlikte hareket ettik ve bu nedenle kazandık demeleri olumludur. Bu yaklaşımda samimi olurlarsa o zaman KDP ve Rojava’daki yandaş partileriyle Rojava devrimi arasındaki sorunlar çözülebilir. KDP ancak böyle bir durumda tarih karşısında olumlu bir rol oynayabilir. Yoksa şu ana kadarki tutumunu halk da tarih de kabul etmez.
KDP, PKK’ye karşı yargılı olarak politikalarını hep PKK’yi sınırlama üzerine kurmuştur. Rojava devrimci güçlerine de böyle yaklaşmaktadır. Bu yanlıştır, bu bir komplekstir. Artık bu ruh hali ve siyasi tutum bırakılmalıdır. Tüm Kürtler birbirini tamamlayan ve güçlendiren biçimde hareket etmelidir. PKK de PYD de buna hazırdır.
MUSTAFA KARASU