Bolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Rıdvan Tanış, cezaevinde yaşadığı bir dizi hak ihlalini kaleme aldığı mektup ile duyurdu. Tanış, insan hakları savunucularına hitaben yazdığı mektupta, kelepçeli muayeneye zorlandığı için yaralandığını belirtti. 

Siyasi tutsak Tanış, gönderdiği mektupta yaşadıklarını şu şekilde aktardı: “(…) üst satırı yazıyorken sara nöbeti tuttu beni. Acile çıkarıldım, yüzeysel bir muayeneden sonra odaya gönderildim. Gerçekten de öyle bir kaosun içinde yaşıyoruz ki hangi gün bize ne olacağı belirsizdir. Değerli arkadaşlar, bu hafta dilekçe vermiştim hem diş doktoruna hem revir doktoruna görünmek ve hastane sevkimi yapmak için. Kelepçeli bir şekilde diş ameliyatı olmaktan başka çarem de yok. Geçen ay (…) bu olayla (yaptırım) karşılaştım ve ameliyat esnasında hem kriz geçirdim hem de sol bileğimi kırdım. Çünkü elimde kelepçe vardı. (…) Burada tedavi diye bir şey yok. Ölüme terk etmekten başka bir ad konulamaz. Raporumda benim devamlı bir nöroloji doktorunun gözlemi altında tutulmam istenmiş. Evet düşman olarak tutulmuşuz ama tutsaklığın da esirliğin de hukuku var…”

 

Hastanede kalabilir raporu

24 yaşında olan Tanış’ın Sağlık Kurulu Raporu’nda epilepsi ve astım olduğu yazılıyor. Raporda, “tek başına cezaevinde kalabilir” kararı verildi. Ayrıca doktor kararında, “Hastada yeterli tedavi edilmemiş epilepsi olup, düzenli ilaç kullanımı ve düzenli poliklinik kontrolleriyle nöroloji uzmanını olduğu meskende takibi yapılabilir, hastanın tedavisi nöbetsizlik sağlanması yıllar” ifadeleri dikkat çekti. Tanış, mektubunda düzenli olarak hastaneye gidemediğini, hastaneye sevk için aylarca bekletildiklerini ve ilaç alımlarında sorun yaşadığını yazdı.

 

Kelepçeyle kabul edilemez

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, kelepçeli muayene dayatmasının insanlık onuruna aykırı olduğunu hatırlatarak, söz konusu olayın yaşanmasında payı olanlar hakkında etkin bir soruşturmanın başlatılması gerektiğini belirtti. Bakkalcı, şunları söyledi: “Tüm cezaevlerindeki mahpuslar için tutuklu olsun, hükümlü olsun sağlık hakkına erişim hakkı tüm insanlar için geçerli olan ilkedir. Esas olarak hiçbir farklılığın olmaması gerekir. Sonuç olarak nitelikli bir sağlık hakkına erişim, insanlık onuru açısından kelepçeli muayene kural olarak akla gelecek bir durum değildir. Hiçbir koşulda kelepçe ile muayene ve bir tıbbi hizmeti yan yana getirilemez. Bu durum son derece berraktır. Kelepçeli muayene tıbbi işlemini yan yana getirme ortamını sağlayanlar hakkında derhal bir soruşturma başlatılmalıdır. Hiçbir şey buna gerekçe olamaz. Kelepçe ile tıbbi hizmet yan yana getirilemez.”


Sansür makasından üç cümle kaldı

SELMAN GÜZELYÜZ/MA/ANKARA

Tekirdağ F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulan Ümit Akgümüş’ün gönderdiği mektup, okuma komisyonunun makaslı sansürüne uğradı. İlk defa uygulanan yöntem sonucunda mektuptan geriye üç cümle kaldı.

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Ümit Akgümüş tarafından gönderilen mektup, daha önce hiç görülmemiş bir yöntemle sansüre uğradı. Özgürlükçü Demokrasi Gazetesi yazarı Hüseyin Aykol’a ulaştırılmak istenen mektup, komisyon üyeleri tarafından makasla kesildi. Komisyon, sadece mektubun selamlaşma faslını zarfın içine koyarak postaya verdi. 

 Mektubun ulaştığı kadarı şöyle: “İyi olmanızı diliyor saygı ve selamlarımı yolluyorum. Durumunuz sağlığınız her açıdan iyi olsun öncelikle. Yaşam ve çalışmalarınızda başarılar diliyorum.”

 

‘Sansürün zirve yaptığı örnek'

Gazeteci yazar Aykol, “İlk defa böylesi bir sansür uygulaması ile karşı karşıya kaldım” dedi. Aykol, şunları söyledi: “Mektuplar cezaevleri komisyonu ya da eğitim komisyonu denilen bir kurul tarafından okunur. Sonra içinde uygunsuz ifadeler var ise geri gönderilir. Bu uygunsuz ifadeler hakkında soruşturma açılır göndericiye. Ya da sadece mektubun içinde birkaç cümlenin üstü karalanır. Ama bugün gelen bu mektupta, selam faslı dışında mektubun tüm ifadeleri uygun görülmemiş ki, makasla mektup yüzde 90 oranında iptal edilmiş. Sadece iki ya da üç satırın gönderilmesi şimdiye kadar ki uygulanan sansürlerin zirve yaptığı  bir durum.”

 

Hukuk sürecini kesmişler

Aykol, mektupta komisyona göre “uygunsuz ifadeler” olması durumunda bir hukuk süreci başlatılması gerektiğini belirterek, “Normalde mektubu gönderdiğinde olduğu gibi göndermek  gerekiyor. Göndermediğinde de göndermemeni gerektiren soruşturmayı başlatman lazım. Bu soruşturma yüzde 100 disiplin cezasıyla sonuçlanacak da değil. Sonuçlansa dahi itiraz edilecek. Bu anlamda hukuk süreci başlar. Yani bu hukuk sürecine de girmemek için büyük ihtimalle de bu hukuk sürecini de kaybedeceklerini düşündüklerinden olsa gerek böylesi bir uygulamaya gitmişler” diye konuştu.

 


Ziyaretçilere de şiddet

Bafra T Tipi Cezaevi’nden tahliye olan Emrah Bakır, görüşe gelen ailelere çıplak arama dayatıldığını, uygulamalara karşı çıkan ailelerin de fiziksel şiddete maruz kaldığını anlattı. 

Şubat ayında Ankara Üniversitesi (AÜ) Cebeci Fakültesi’nde yaşanan olaylar nedeniyle tutuklanan ve geçtiğimiz günlerde Bafra T Tipi Cezaevi’nden tahliye olan Emrah Bakır, cezaevinde yaşanan hak ihlallerini anlattı. 

 Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatılan Özgür Gündem gazetesi çalışanı ve AÜ İletişim Fakültesi öğrencisi Bakır, sadece kendilerine değil, görüşe gelen ailelere dönük baskıların da fiziksel şiddet boyutuna ulaştığını ifade etti. 

 Görüşlere çıktıkları esnada ayakkabılarının çıkartılmak istendiğini söyleyen Bakır, buna karşı gelen tutukluların darp edildiğini söyledi. Bakır, “En son yaşadığımız olayda boğazımdan yaralandım. Robokop kıyafetli gardiyanlar gelerek bize şiddet uyguladı” dedi. 

Görüşe gelen ailelere de “çıplak arama” dayatıldığını ifade eden Bakır, “Ailelerimiz görüşe geldiğinde, çıplak arama dayatıyorlar, kabul etmeyene ‘görüşe giremezsiniz’ tehdidinde bulunuyorlar. Bu uygulamaya direnen ailelere de fiziksel şiddet uyguluyorlar” ifadelerini kullandı.

 


TTB doktorları uyarıyor

AYŞE GÜNEY/DEVRAN TOPTAŞ/MA/İSTANBUL


Türk Tabipler Birliği (TTB), tutukluların kelepçeli muayene edilmemesi için kampanya başlattı. TTB Merkez Konseyi Üyesi Dr. Selma Güngör, onur kırıcı gördükleri uygulamaya ortak olmayacaklarını belirterek, hekimlere sorumluluklarını hatırlatıyor.

230 bin tutuklunun bulunduğu Türkiye cezaevlerinde 357’si ağır olmak üzere bin 25 hasta tutuklu bulunuyor. Türk Tabipler Birliği (TTB) sağlık konusunda yaşanan sorunlara dikkat çekmek için kampanya başlattı. Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Üyesi Dr. Selma Güngör, kelepçeli muayeneye dikkat çekerek hekimler olarak onur kırıcı gördükleri uygulamaya ortak olmayacaklarını vurguladı.

Dr. Güngör, cezaevlerinde 230 bin tutuklunun bulunduğunu belirterek, bu sayının mevcut kapasitenin 30-40 bin fazlası olduğunu söyledi. Kalabalıktan kaynaklı yaşanan sağlık sorunlarını sıralayan Güngör, biran önce önlem alınmazsa bu sorunların dönüşü olmayan sonuçlar doğuracağı uyarısı yaptı. Güngör, “Sayının artması ile bulaşıcı hastalıklarda artış söz konusu. Yine temizlik malzemelerine ulaşım sıkıntısı, temiz suya, sıcak suya ulaşım, yıkanma sıklığı, hijyen sorunu, bazı cezaevlerinde yerlerde yatıyor mahpuslar, yine dönüşümlü uyuma gibi olguların da olduğunu biliyoruz. Tüm bunlar insanı bir yere kapatma dışında da mahpusları sağlıksızlaştıran etkenlerdir” dedi.

 

Sevk ve muayene

 Sağlık hizmetlerine ulaşımda da ciddi sorunların yaşandığını ifade eden Selma Güngör, en önemli konunun da hastane sevkleri ve kelepçeli muayene olduğunu söyledi. Güngör, tutukluların hastaneye giderken ve hastanede karşılaştığı sorunları ise şöyle sıraladı:

* Hasta mahpus hastaneye gidebilmek için cezaevi revirine çıkıp aile hekimine görünmek için bile günlerce bekleyebiliyor.

 * Hastaneye sevki yapılan mahpus randevusu uzak bir tarihe alındığı için yine beklemek zorunda kalıyor.

* Randevu tarihinde cezaevi tarafından araç ve eleman yetersizliği gibi gerekçelerle mahpus hastaneye götürülmüyor. Zor alınan randevular da kaçırılmış oluyor. Yeniden randevu alınması için aylar geçmesi gerekiyor. Bu da zamanında teşhis konması ve tedavinin aksaması gibi sorunları oluşturuyor.

* Hastanelerde kadın ve erkek mahpusların ayrı tutulacakları bekleme odaları olmadığından, bir grup bekleme odasında bekletilirken diğer hasta mahpus ringde beklemek zorunda kalıyor. Kışın soğuğun yazın sıcağın etkileri yüzünden hasta daha da ağırlaşabiliyor. Yine lavabo ihtiyacını karşılayamama ve kapalı dar mekan içinde kalmış olması da ciddi sorun yaratıyor.

* Hastanede yatırılması gereken mahpusların kalacağı hastane odaları bodrum katlarında bulunuyor. Hiç bir hastanede bodrum katları hasta odalarının olduğu yerler değildir. Oralar 24 saat kalınan değil 8 saat kalınarak yapılacak işler için ayrılmış yerlerdir. Rutubetli bodrum katları hastalığı daha da tetikliyor.

 * Muayene esnasında mahpusun, kelepçeli muayeneye zorlanması. Yine muayene esnasında asker ve gardiyanın odada bulunması sonucunda hastanın gizlilik ilkesi ihlal edilmiş oluyor.

 * Kelepçeli muayeneyi kabul etmeyen özellikle politik mahpuslar muayene olmadan cezaevine geri dönüyor. Mahpuslar kelepçeli muayeneyi onur kırıcı olarak tanımlıyorlar.”

 

Hekimlere yeniden anlatılacak

Kendilerine en çok başvurunun kelepçeli muayene ve hastane sevklerine ilişkin olduğunu aktaran Güngör, yaşananlara duyarsız kalamayacaklarını dile getirerek duruma ilişkin TTB olarak kampanya başlattıklarını ifade etti. Kampanyayla yetkili kurum ve bakanlıkları harekete geçirmeyi ve hekimleri “Neden kelepçeyle muayene etmemesi gerektiği ve muayene esnasında asker, gardiyanın neden içerde kalmaması gerektiği” noktasında bilgilendirmeyi amaçladıklarını söyledi. 

 

İlgili makamlara mektup

Kampanyanın ilk aşamasında Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Cezaevi Tevkifevleri Müdürlüğüne görevlerini hatırlatan mektupların gönderildiğini vurgulayan Selma Güngör, “Sağlık Bakanlığı’nın mahpus koğuşlarını ve muayene ile ilgili güvenliği sağlayacak biçimde hastaneyi düzenlemesi gerekiyor. İçişleri Bakanlığı sevklerin daha insani koşullarda yapılmasını sağlaması gerekir. Güvenliği muayene odasının dışında sağlaması gerekir. Adalet Bakanlığı ve Cezaevi Tevkifevleri Müdürlüğü burada kritik önemde koordine görevini üslenmek zorunda” diye konuştu.

 

Hekimler ortak olmamalı 

İkinci aşamada hekimleri bilgilendireceklerini ifade eden Güngör, şunları söyledi: “Bazı durumlarda hekim arkadaşlarımız kendi güvenlikleri için kelepçeyi çıkarmak istemiyorlar. Hekim olarak bu onur kırıcı uygulamaya ortak olmamak gerekir. O açıdan yaptığımız yemine bağlı kalarak hastanın onurunu korumakla sorumlu olduğumuz, ayrıca hiç bir ayrım yapmadan bütün hastalarımıza eşit davranma hükümlülüğümüz olduğunu mahpusların da bizim karşımıza hasta olarak geldiği anda herkese davrandığımız eşitlikte davranmamız gerektiğini hekimlerle yaptığımız çalışmalarla bir kez daha hatırlattık. TTB’nin de oluşumunda katkı sunan Dünya Tabipler Birliğinin bildirgeleri ve yine TTB’nin çabasıyla oluşan İstanbul Protokolünün de bunu gerektirdiğini hatırlattık.”



54 cezaevinde 238 tutukluyla yüz yüze görüşüldü: 
İşkence kurumsallaştı

İHD, “Mahpusların Diliyle Türkiye Hapishanelerinde Hak İhlalleri Raporu”nu açıkladı. 54 cezaevinde 238 tutukluyla yapılan görüşmeler sonucunda tespit edilen ihlallere dikkat çekilen raporda, “Cezaevlerinde işkence kurumsallaştı” denildi. 

İHD İstanbul Şubesi’nde düzenlenen ve İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İHD Hapishaneler Komisyonu üyelerinden Zeynep Ceren Boztoprak ve Rıdvan Konak’ın katıldığı basın toplantısının yapıldığı salona, "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek", "Tek tip elbise işkencedir" ve "Tecrit işkencesine son" dövizleri asıldı.

54 cezaevinde 238 tutukluyla görüşülerek yaklaşık bir yılda hazırlanan raporda, ayırım yapılmaksızın hazırlanan formdaki soruların bütün tutuklulara sorulduğu belirtildi. İHD Merkezi Hapishane Cezaevi Komisyonu üyesi Avukat Zeynep Ceren Boztoprak, cezaevlerindeki ihlallere ilişkin bilgiler verdi. Boztoprak, “Hapishanelerdeki koşullar ve hapishane yönetimi uygulamaları ile infaz mevzuatı birlikte değerlendirildiğinde göze çarpan temel hak ihlalinin işkence ve kötü muamele olduğu görülmektedir. Siyasi iktidarların değişmesi, tarihin değişmesi işkence ve kötü muamele suçunun işlenmesinden vazgeçilmesine neden olmamaktadır” dedi.

OHAL ilanından sonra cezaevlerinde 12 Eylül’ün askeri kapatma mekanlarını andıran bir dönüşümün meydana geldiğini söyleyen Boztoprak, “Askeri disiplinle sayım yapabilmek için şiddete başvurulduğu birçok görüşmede dile getirilmiştir. Yine 12 Eylül günlerini andıran bir diğer uygulama da şiddet eşliğinde rastgele ve keyfi aramaların yapılmasıdır. Bu aramalarda tutuklu ya da hükümlünün şahsı da eşyaları da zarar görmektedir” dedi. 

 Bazı yerlerde “Hoş geldin dayağı” adı altında şiddet uygulandığını sözlerine ekleyen Boztoprak, “OHAL uygulamasının 12 Eylül’ü andıran bir diğer yanı da hem içeride tutulanların kendi aralarındaki iletişimin engellenme çabası hem de görüşlerin keyfi kısıtlanmasıdır. Çıplak arama bir rutin halini almıştır; üstelik birçok yerde çıplak aramanın aileden ziyaretçilere uygulanmak istenmesi de söz konusudur. O kadar ki ‘Eziyet çekmesinler diye ailelerin gelmesini istemiyoruz’ ifadesiyle defalarca karşılaşmış bulunmaktayız” diye konuştu.

 

Türkçe konuşma zorunluluğu

Kürtçeye yönelik yönelimlerin de yoğun yaşandığını kaydeden Boztoprak, şöyle sürdürdü: “Hapishanelere Kürtçe kitap alınmamaktadır. Kendi aralarında Kürtçe konuştukları için disiplin cezası alan, şiddete maruz kalan kişiler vardır. Bir anlatımda, Kürtçe konuşan birinin, ‘infaz memuruna hakaret etti’ bahanesiyle hücre cezası aldığı dile getirilmiştir. Hiç Türkçe bilmeyen bir kişinin sayım sırasında arkadaşlarıyla Kürtçe konuşması, ‘Burası Türkiye, Türkçe konuşacaksın’ denilerek tehdit edilmesine yol açmıştır. Tehdit, OHAL sonrası çok yoğunlaşmış durumdadır. Fiziki işkence, ‘süngerli oda’ adı altında kurumsallaşmış gibi görünmektedir.”


Tehlikeli girişimler

Boztoprak, keyfi uygulamaların geldiği boyutu göstermek için kadın koğuşlarına erkek infaz koruma memurlarının girmesini örnek verdi. Bazı cezaevlerinde adli ve siyasi tutukluların aynı yerlerde tutulduğunu kaydeden Boztoprak, “Özellikle Kürt tutuklu ve hükümlüler için bu durum ciddi bir tehlike arz etmektedir. Bazı yerlerde IŞİD ve ‘Fethullah Gülen Yapılanması’ davalarının mahpusları, PKK davalarının mahpusları ile birlikte tutulmaktadır” dedi.

 

Yaygın disiplin cezaları 

Tutukluların hak arama ya da bilgi edinme çabalarının karşılığı en iyi ihtimalle cevapsız kaldığını dile getiren Boztoprak, tutukluların bu nedenle yaygın bir şekilde disiplin cezalarıyla karşılaştıklarını söyledi. Nerdeyse bütün cezaevlerinde kapasitenin aşıldığını sözlerine ekleyen Boztoprak, şöyle devam etti: “Bu da sağlık ve hijyen sorunlarına yol açmaktadır. Sağlık durumu kötü olanlar açısından koşullar tehlike arz etmekte, sağlık durumu iyi sayılanlar da risk altına girmektedirler. Sağlığa erişim hakkının OHAL sonrası ciddi biçimde kısıtlandığı hemen her görüşmede dile getirilmiştir. Sağlık sevkleri nedensiz geciktirilmekte, sağlık arayışı bir işkenceye dönüştürülmektedir. Örneğin bir anlatımda iki kişinin hastaneye kadar götürülüp muayene ettirilmeden geri getirildikleri ifade edilmiştir. Kelepçeli muayene de insan haklarına aykırı bir diğer rutindir. Kelepçeli muayene konusunda bir önemli anlatım da, doktorların bunu talep etmesine yöneliktir.” 

Boztoprak, neredeyse bütün cezaevlerinde suya erişim sorununun yaşandığını kaydederek, kameranın yaygınlaştığını ve toplu fotoğrafların yasaklandığını belirtti.

 

'İyileştirme' mantığı terk edilmeli 

Boztoprak, cezaevlerine ilişkin şu öneride bulundu: "‘İyileştirme’ mantığı tamamen terk edilmelidir. ‘İyileştirme’den söz etmek, cezaevinde tutulanın ‘kötü’ olduğunu, ‘hasta’ olduğunu kabul ederek yola çıkmak demektir. Kötü ve hasta birine ‘iyileştirme’ uygulanması, konu sanki tıbbi bir meseleymiş gibi ele alınması demektir. Böylece ceza sistemi, bireysel ve sosyal sağlık kavramına yaslanmış olmaktadır. Bu faşizan bir zihniyettir. Zira kişinin bir fiilini suç olarak düzenleyip ceza sistemini onun üzerine oturtmak başka bir şey, kişinin kendisini, bizatihi varlığını bir sorun, bir suç, bir hastalık olarak görüp ceza sistemini onun üstüne oturtmak başka bir şeydir. Türkiye’deki sistem ikincisidir. Kökten değişmelidir. Bir şey ‘iyileştirilecek’se, infaz sisteminin kendisi, tüm ceza sistemiyle birlikte, iyileştirilmelidir.”

 Cezaevlerinde insan haklarına uygun koşulların tesis edilmesi için sürekli bir ilginin olması gerektiğini kaydeden Boztoprak, “Bu ilgiyi diri tutarak sorunlar aşılabilir. Bu da hak ihlaline maruz kalan mahpusun başvurusunun yanında ihlalden etkilenen ailesinin başvurusunu da önemli kılmaktadır. Bu başvurular doğrultusunda siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri güçlerini kullanarak kamu otoritelerini harekete geçirmek üzere girişimlerde bulunmalı, insan haklarına dayalı bir ceza infaz sisteminin tesisini sağlamak için etkin bir çaba ve çalışma yürütülmelidir” diye konuştu.