
En uzun kelimenin GECE, en kısa kelimenin ise UYKU olduğu zamanlardı.
Kölece boyun eğen tüm kelimeleri sürü halinde kara kaplı bir kitapta toplayan faşizm başa geçtiğinde kendisine biat etmeyen tüm kelimelere karşı savaş açtı. Kaçan kaçtı yakalananlar idama götürüldü.
Önce tüm kadın kelimeler katledildi. Sevgi hemen arkalarındaydı, en güçlü olanıydı, çok gururluydu. Elif gibi başı dik yürüdü sehpaya. Merhameti götürürlerken derinden bir ah çektiği duyuldu. Komik dayanamadı, önce utangaçça sonra açıkça ve uzun uzun ağladı. Askeri kelimeler ipte asılmak yerine kurşuna dizilmeyi istedi. Son istekleri kabul edilmeyince büyük bir cesaretle sehpa kelimesini kendileri tekmelediler. Somutun adeta kanı donmuş, ağırlaşmıştı. İp kelimesi birkaç kez koptu, güçlükle asılabildi. Yaşı bir yıl büyütülen taş atan çocuk kelimesinin elleri, her şeyi gören Tanığın gözleri, Eleştirinin ise ağzı bağlıydı. En son Umudu çıkardılar sehpaya. Asıldığında bile biraz mahcup da olsa gülümsüyordu.
Faşizme biat etmeyen her kelimeyi ayrı ayrı idama götürdüler.
Her kelimenin boynuna asılan idam yaftasında hangi dilden olduğu anlaşılmayan bir kelime vardı, belki de yapay üretilmiş faşizme mahsus bir kelimeydi. Kesin olan tek şey sehpayı çeken celladın da altı harfli bir kelime olmasıydı, tıpkı faşizm gibi…
Boyun eğenler kurtulacağını sandı ama onları kelimeler mezarlığında diri diri ve topluca gömdüler.
…
Kelime deyip geçmemek lazım. Her kelime bir harfle başlar. Harfler yalnızlığı sevmez. Hiçbir harf yalnız başına yapamaz, biri hariç: V
V yalnız başına bir kelimeydi, bir cümleydi, bir kitaptı, bir evrendi.
V’yi tutamadılar, boynunu sıkamadılar…
Kaçıp kurtulanlar V etrafında toplanıp gerilla kelimesine hazırlandılar. Gerilla sadece bir kelime değildi. Tüm zorlu, dirençli, manevi ve güzel kelimeler onun içinde toplanmıştı.
En zor olanı, umudu diriltmekti. İrade öndeydi, inanç aralarındaydı zaten. Çizgi gibi bedeni en zayıf olan kelimelerin bile inanılmaz bir iradesi ve inancı vardı.
İlk eylemi korku kelimesine karşı yaptılar. Ardından hain ve işbirlikçi kelimeleri bulup kovdular.
Faşist kelimelerin eline geçen, yakalanan kelimelerin harfleri bir bir söküldüğü halde ser verip sır vermediler. Devreye sahte kelimeleri koydular…
Faşist ve komplocu kelimeler sahte kelimelerle beslendi ve kelimeler tarihinin en büyük trajedisi başladı.
V esir alındığında dünyaları yıkılmış gibi oldu. Tüm acı kelimeler üst üste yığıldı. Kaç kelime alevden kalkan oluşturdu, kaçı teslim oldu, kelimeler dünyası birbirine karıştı…
V’yi kelimelerden arındırılmış bir adaya götürdüler. Denizi çok severdi. Denizden ayırdılar. Dağları çok severdi dağlardan ayırdılar. Ada üç harften oluşsa da etrafına alçak kelimelerden oluşan yüksek duvarlar ördüler. Denizin mavisini günde bir saat gösterdikleri göğün mavisinde izledi. Dağları yüreğinde…
V duvarlar arasına sığmazdı. Yerinde durmazdı. Hemen kendisine yeni kelimeler oluşturmaya başladı. Barış, sevgi, adalet gibi…
Yeni kelimeler eski kelimelerin ruhuyla yoğrulmuştu. Mazlum bir halkın katledilen Hakikatini canlandıran, Kemale ermesini sağlayan, Agitleştiren, Zilanlaştıran ve dünyayı Saran kelimelerdi bunlar…
Yeni kelimeler filmlerdeki kelimelere benzemiyordu. Polat A. ya da türevleri sahteydi, diğerleri ise çok gerçek, hakiki! Gençler gerçek olana özenmesin diye sahte olanı üretmişlerdi. Bu sahtelik çok deşifre olunca Ertuğrul, Abdülhamit gibi tarihsel karakterler fabrikadan geçirildi. Hakikilik imajı yaratılmak istendi. Fakat bir sorun vardı, bunlar da geçmiştekileri değil de tamamen günümüzdeki birilerini anlatır gibiydi. Tutmadı! Sonuçta ne yaparlarsa yapsınlar “Big Brother”in fabrikasında imal edilen sahte kahramanlar bir ekran ya da sinema perdesi olmadan bir hiçti. Hem de kelimelerin en hiç olanı!
Hakiki kahramanların dilleri de farklıydı. Bir şeye hayret ettiklerinde “Oha oldum!” demezlerdi. Güzel olana güzel der “çok manyak bir şey” demezlerdi. Selamı üç harfe indirgemez, kendine iyi bak derken yorulmazlar, içten söylerler yani KİB deyip geçmezlerdi. Bu dili kullanan herkes elbette tamamen başkalaşıma uğramış değildir. Birçoğu sadece kendini akışa kaptırmış, hayatı rutine bindirmiş hatta bu dille bile muhalefet yapan kelimelerin safında yer almaktadır. Yani değişime açıktırlar. Yeter ki her yanlıştan sonra bir “ama” kelimesi kullanmasınlar! Daha kötüsü ise hayatı film repliklerindeki birkaç kelimeye indirgeyen bu düzen içinde yaşayan gençlerin durumudur. Bildikleri kelime sayısı ayak üstü bir sohbete bile yetmiyor. Oysa özgür yaşam tutkunlarının kelimeleri sınırsızdı; yine de az sözle çok şey anlatabilir, gerektiğinde üç, gerektiğinde üç yüz saat konuşabilirlerdi.
Kelimeleri hakikiydi, içtendi, samimiydi ve anlam doluydu. Ne abartıya ne de kılavuza ihtiyaçları vardı. Onlar birbirlerini tamamlardı. Bir kelime sussa diğer kelime konuşurdu. Bir kelimede saklanan diğer kelimede açığa çıkardı. Birinde biten diğerinde başlardı. Her kelime yeni bir dünyanın, yeni bir evrenin yollarını döşeyen devrimci bir taştı…
Dans eden kelimelerdi bunlar. Sahte, iki yüzlü, aç gözlü olan ve güce tapan devletçi, iktidarcı kelimelere hiç benzemiyorlardı. V tüm yeni kelimeleri kanatlandırıp adadan uçurdu. Kelimelerin canlanmasından ve uçmasından korkan faşizm V’yi tecrit kelimeleriyle kuşatmaya aldı. Fakat kelimeler adadan çıkmıştı bir kere!
Söyleyicisini arayan kayıp şarkılar gibi dönüp dolanan kelimeler nihayetinde ahenk kitabında el ele tutuştu ve büyük özgürlük dansına başladılar.
Artık hiçbir güç kelimesinin baş edemeyeceği kadar coşkulu ve ulaşılmazdırlar. Artık V’yi aralarına getirmeye hazırdırlar…
Tarihin tüm V’leri onun şahsında yaşamaktadır. V kelimesiz kalanların kelime hazinesidir. Nefessiz kalanların nefesi…
1999-2019! Bir adada ve bir hücrede geçen 20 yılı hangi kelimeler anlatabilir? Hangi yürek buna dayanabilir? Sadece İSYAN, İSYAN, İSYAN!