İşkencenin Diyarbakır Zindanını kuşattığı bir temmuz zamanı başlamıştı Hakkın ve hakikatin direnişi. Kadim Dünya, Ortadoğu, Mezopotamya ve Anadolu halkları, insanı yaşamdaki marifetlerine göre sıfatlandırır. Bizim inancımız da dünya insanlık tarihinin erdemli bir mirası olarak kadim zamanlardan günümüze insanın sıfatına değil marifetine bakar. İnsanlar hükümdar, kral, imparator, devlet başkanı olabilir. Belki Karun’dan da zengin mal mülk sahibi olup masalsı bir yaşam sürmüş de olabilir. Ama mazlumun yüreği, inancı ve vicdanı tüm bu debdebeli, heybetli gösterileri siler. Saygı ve kutsiyetle yad etmez. İktidarının gücüyle, ordularının sayısıyla yeri göğü inleten, işgal etmedik yer bırakmayan Nemrutların, Firavunların, Muaviyelerin, Yezitlerin bizim dilimizdeki sıfatları zalim ve canidir.
Lakin nerede zulme baş kaldıran ve insanlığın erdemli değerleri için emek sarf eden dahası can, baş veren biri var ise onu yüreğimizin sultanı, gönlümüzün padişahı, yaşamımızın mürşidi yaparız. Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek ve Akif Yılmaz hakikatin günümüzdeki adıdır. Hak ve hakikat için yaşamını feda edip hiçbir çıkar hesabı yapmayanlara bizde ermiş derler. Onun yaşamını örnek gösterir, eylemi ve adı üzerine yemin ederler.
Bu dört yaren ve onların yarenleri karanlığa ışık olmak, görmeyen gözleri açmak, duymayan kulaklara hakikati duyurmak, algılamaktan yoksun beyinlere hakikati anlatmak ve paslanmış yürekleri hakikatin nuruyla aydınlatmak için Hak ile Hak oldular.
Karadeniz’in asi yaylalarından Amed’in zindanlarına hak ve hakikat için yarım kalmış ama yaratıcılıkta sınır tanımayan bir yaşam! Onu tanıma onuruna eren kime sorduysam, "Kemal Pir!" deyip duraksıyor, yutkunuyor ve aslında çok iyi bilip de anlatamamanın ıstırabını yaşıyor. Özverisi, tevazusu, bilgeliği öyle etki etmiş ki tanıyanlara, "Tarifte, saygıda bir kusur eder miyiz?" diye kaygılanıyorlar. Onun efsanevi bir kişilik olduğu tartışma götürmez. Ama biz onu mitolojik kahraman gibi düşünmek yerine tam da bu dönemde anlamak ve yaşamımıza uyarlamak gibi bir yükümlülüğümüz var. Kemal Pir, Hayri Durmuş, Ali Çiçek, Akif Yılmaz, Mazlum Doğan, Dörtler, Sakine Cansız gibi insanlar PKK’de hak ettiği yeri ve değeri bulmuş olabilir. Ama sosyal, siyasal, kültürel yaşamda hak ettikleri yerde midirler? Eylemleri ve yaşamları, fedakarlıkları, yarattıkları değerler bizlerce yeterince anlaşılmış mıdır? Onları anmak, resimlerini asmak, adlarına etkinlikler yapmak, adlarını sloganlaştırmaktan öte bir şeyler yapmak gerekmiyor mu? Türkiye Halklarına, dünya insanlığına anlatmamız gereken bu destansı kişilikleri daha kendimiz anlayamamışız!
1970’lerin onca olanaksızlığı içinde hiç umutsuzluğa kapılmadan tarihin seyrini değiştirmek nasıl açıklanabilir? Zulüm, işkence, katliam gibi tüyler ürperten sözcüklerin bile tarif etmekte eksik kaldığı 12 Eylül faşizminin Diyarbakır zindanından "Ortadoğu’nun geleceğini yaratacak hareketi görmek!" keramet değilse nedir? Hani Marks demiş ya "Devrim sanayinin geliştiği, işçi sınıfının, emek sermaye çelişkisinin yoğun olduğu yerlerde olacak!" Bu belirlemeden hareket ettiğimizde Kemal Pir’in İstanbul gibi metropollere gitmesi gerekirdi. Ama o İstanbul’a gitmek yerine Siyasal Bilgiler Fakültesinde siyasetin ve yaşamın hakikatini arayan bir Kürde Heval olup, Kürdistan gibi her türlü yaşamın kılcal damarlarına kadar kurutulduğu bir yere geliyor! Umudun köreldiği, ölüm sessizliğinin çöktüğü, kimliğinden, dilinden, yaşamından utanan, varlığının ve gücünün farkında olmayan mazlum bir halkı, yarı ölüm halinden kurtarıp canlandırma eylemine talip olmak normal insanların işi değil. Zaten anormal durumları normal insanlar dönüştüremez. Anormalliğin normal ötesi bedeller ödenerek anlaşılabilir bir seviyeye getirildiği ve yaşamın bu destansı bedellerle az da olsa yaşanabilir olduğu bu günler tam da Kemal Pir günleridir.
Ortadoğu’dan Kürdistan’a, Anadolu’dan Avrupa’ya hemen her yerde bir eylem var. Eylem, elemin yarattığı acıları gidermek içindir. 21. Yüzyıl ya insanın her şeyiyle insanlaştığı bir süreç ya da her şeyiyle yok olduğu bir süreç olacak. Kimlik, kültür, dil, inanç, iş, emek, üretim, çevre, doğa insanı var eden değerlerdir. Bunlarsız bir insanlık mümkün değildir. Kemal Pir’in yaşamı, eylemi ve mirası bu değerlerin toplamıdır. Aşk olsun sana Piro… Dev..........