Kemiklerin çağrısı

Forum Haberleri —

Rêzgirtina ji cenaze re

Rêzgirtina ji cenaze re

  • Üzerinde yaşadığı toprakların kutsallığını ve lanetini her an hisseden bir halk için tarih, belki de kemiklerin gücünde saklıdır. Kemiklerin yaşayan gücünde... Bu coğrafya hala gömülmemiş ve huzur bulamamış kayıplarla doluyken kemiklerin gücü azımsanabilir mi?

MERYEM RONYA

Bir halkın tarihi nasıl anlatılır? Tarih yalnızca mücadele ve savaşlardan, başkaldırı ve isyanlardan mı ibarettir? Kahramanlıklar, muharebeler, çatışmalar... Bunlar mıdır tarihi belirleyen? Aşklar, sevdalar, özlemler, rüyalar; tarih yaratamaz mı?! Bazen bir rüya ile başlar her şey Mem û Zin'de olduğu gibi. Ve tarih kavuşamayan aşıkların nezdinde birlik olamayan bir halkın trajedisini anlatır. O rüya geçmişin ve geleceğin hazin bir anlatısıdır bir bakıma. Rüya bir dilektir; bir özlemdir; varolmayanın ama arzuyla istenilenin dışa vurumudur. Aşkla dolu bir belleğin özgürlük hayalidir. Kuşkusuz özgürlük bu toprakların kök belleğidir ve bu sebeple, bu halkın özgürlüğe yönelmiş her anlatısı bir tarih dökümüdür. Özgürlüğün aşka, aşkın özgürlüğe evrildiği anlar tarihin yazıldığı anlar olur. Bazen bir isyan bir umut ile başlar; bir aşkın umuduyla. Ve tarih o anda aşkın başkaldırısına tanıklık eder istemeye istemeye. 

Bir halkın tarihi neyi anlatır? Tarih yalnızca sözün yazıyla kırıldığı andan itibaren mi başlar? Egemenlerin dili ve kudreti midir tarihi belirleyen? Masallar, destanlar, efsaneler başka bir tarihin başlangıcı olamaz mı? Bizler, yani; masalların ve efsanelerin doğduğu toprakların yerlileri ne de olsa başka bir tarihin başlangıcında gizliydik. Tarihin başlangıcı ya da başlangıcın tarihi...Henüz her şeyin tam ve bütün olduğu, yokluğun ve varlığın iç içe geçtiği, hakikatin efsanelerle güçlendiği, inancın masallarla örüldüğü zamanlardan... Her efsane, her masal yaslandığı tarih kesitleriyle gelecek nesillerce bilinsin diye aktarılır bir bakıma. Çocukluk masallarımız aslında kayda geçmemiş gerçeklerin alegorik anlatımıdır belki de. Büyüyüp de varoluş ile yokoluş arasındaki ikilem yüzümüze, daha doğrusu ruhumuza çarptığında çocukluğumuza dönmemiz boşuna değildir. Çocuklukta gizlenen geçmişi, bugünü ve geleceği anlamlı kılacak simgeler ararız. Masallara yeniden yeniden döneriz. Kaybolduğumuzu düşündüğümüz anlarda, inancımızı sınadığımız anlarda veyahut yıkımın gücünü derinden hissettiğimiz anlarda nasıl ki çocukluğumuza varıyorsak bir masalın özgürlük ruhuna da varıyoruzdur. Masaldaki kurtuluş umuduna... Köklerin izini sürmek gibidir bu gerçek, yeniden bağlanmak gibidir, buluşmak gibidir kayıp olanla. Bu yüzden şimdiki kuşağın masallardan, efsanelerden yoksun olması üzücüdür. Köklerden uzaklaşmak ruhun kayıp parçasıyla durmaksızın dolanmak demektir. Ve her türlü köksüz, yanılsamalı hakikatin sınırlarında gezinmeye götürür. Bir türlü seni içine almayacak olan ve her türlü sana ait olmayacak olan hakikatler...

Bir halkın tarihi neyi içerir? Yaşayanları mı, yaşanacakları mı yoksa sonu gelmez yıkımları mı? Bu tarih hayatın ve ölümün, var etmenin ve yok etmenin amansız bir döngüsü müdür sadece? Üzerinde yaşadığı toprakların kutsallığını ve lanetini her an hisseden bir halk için tarih, belki de kemiklerin gücünde saklıdır. Kemiklerin yaşayan gücünde... Bu coğrafya hala gömülmemiş ve huzur bulamamış kayıplarla doluyken kemiklerin gücü azımsanabilir mi? Ağzı kapatılmış bir mağarada, üstü örülmüş bir kuyuda, bilinmeyen bir tarlada, kuytu bir bodrum katında yahut bir derede sevdiklerini bekleyen kemiklerin çağrısı duymazlıktan gelinebilir mi? Kadim toprakların dinmeyen uğultusu belki de sevdikleri tarafından hakkıyla gömülmemiş kemiklerin çağrısına karıştığındandır ve giderek bu çağrıyla bütünleştiğindendir. Kemiklerin çağrısı bu yüzden yağmurun sesine, rüzgarın esişine, kar tanesinin sessizliğine, nehrin sularına, baharın çılgınlığına karışır ve gün doğumlarına sızar. Bu çağrı, sofradaki ekmeğe, uzaklara duyulan hasrete, sevgiliye dokunan bakışa, söylenen şarkıya, çalışan ele, çocuğu saran kollara, sevgiye, nefrete, öfkeye, sadakate yani her şeye sızar. Ve bu yüzden her şey de acı, kekremsi bir tad bırakır geriye; bir türlü yutkunamadığımız bir hayatın ağır bir yumrusu gibi. Yorgunluğumuza sızar bir şekilde ve rüyalardan yoksun kılar bizi. Ruhunda gömemediği kayıp bir cenazeyle geceyi karşılayanların bir rüyaya uyanması mümkün müdür? Doğan her günün sonunda kayıplarını bulamayanların huzuru bulamadıkları gibi bu topraklar da rüyalarına kavuşamaz bu sebeple... Bazen bir rüya ile başlar masallar. Rüyadan yoksun bırakılanlar masaldan da yoksun kalır bir bakıma. Çocuklar masalsız kalmasın diye kalplerini dağa dönüştürenler bir rüyayı yaratanlar olmuşlardır bu diyarlarda. Dönemediklerinde birgün, bir kayıp dosyası olarak anılmaya başladıklarında, bir fotoğraf çerçevesinde gülmeye devam ettiklerinde bekleyişe dönüşürler. Yollarını gözleyen sevdikleri gibi... Bir mahkeme salonunda evlatlarının failleriyle aynı havayı solumak zorunda kalıp, "Biz mazlumuz, bize kemiklerimizi verin yeter, başka bir şey istemiyoruz" diyenlerin nefesine dönüşürler.  Mazlumların ve mağdurların nefesine… Ve bir rüyayı anlatırlar en hesapsız, en çocuksu, en merhametli, en öfkeli sesleriyle. Ve bu yüzden beklemek, vazgeçmemek, özlemek, eylemek, iç çekmek bir kimliğe evrilir çoğu zaman. Bazen bir annenin kucağına verilen, bazen bir torbada teslim edilen veyahut ismi silinsin diye kimsesizler mezarlığına gömülen kemiklerin yalnızlığı garip bir şekilde özgür bir yalnızlıktır. Hâlâ yaşadıkları için, hafızanın derin maviliğinde yer edindikleri için, bir isme sahip oldukları için ve adalet istedikleri için...Bu vatanda adaletin bedeli nedir gerçekte? Bir gül yaprağına dokunan çiy damlası kadar hafif, bin yıllık başkaldırıyı yüklenen toprak kadar ağır kayıpların bedeli; keskin ve hakkı yenmemiş bir adalet değil midir? Bir adalet istemi. Belki de bu istem bir arınma çağrısıdır. Her türlü suskunluktan, bilmezlikten, görmezlikten ve anlamazlıktan arınma çağrısı. Yeniden huzurlu ve güzel rüyalara dalmanın, masallarla büyümenin, efsanelerden öğrenmenin, başkaldırıyı bilip sevmenin çağrısı...

Bir halkın tarihi, adaletin kendisine dönüşen kemiklerin bu çağrısının derinliklerinde saklıdır kuşkusuz; amansız ve zamansız ölümlerin coğrafyasını özgür ve yaşanılır kılmak için...

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.