Cezaevlerinde doğaya ait bir tek belirti yoktur. Doğayı andıran  bir şeyin bulundurulmasına izin verilmez. Yasaktır. Nedenine girmeyelim, o ayrı bir yazı konusu.

İnsan doğasal varlıktır. Kendi doğasından koparıldığında insan olarak yaşanır mı, yaşanmaz mı? bilimsel olarak bilmiyoruz. Balığın susuz yaşayamayacağı gibi hiç bir canlının tabiat dışı sağlıklı yaşanamayacağı açıktır. Ama irade ve bilinç kanıtlamıştır ki, bugünkü modern cezaevlerindeki demir-beton yığınının dışında yaşamsal fonksiyonların yok denecek düzeyde olmasına rağmen 20 yılı aşan siyasi tutsaklar hala dinç ve ayakta olmaları da bir mucize değilmidir?
Demir-beton yığınları arasında mucizelerin olması da düşünülemez esas yaşamsal olan ve yaşatan cennet ütopyalarıdır. Devrimciler ütopyasız yaşayamadıkları gibi, içsel cennetlerini de ütopyaya dayalı oluştururlar. Bu ideal amaç ve ideolojilerin, içsel olarak hayat bulmasıdır.
 Cezaevlerinde bir de sanat aşkı vardır. Bu aşktır ki, kendi cennetini kendin yaratmadır. Cezaevlerinde farklı yeteneklerin var olduğu ancak bu yeteneklerin kendini gerçekleştirme, imkan ve olanaklarının oldukça sınırlı, kısıtlı olduğu bilinmektedir. Buna rağmen sanat aşkı ve tutkusu Balzac'ın dediği ''ey gökten inen güzellik! Doğar doğmaz Orpheus gibi bende sanatın cehennemine inip oradan yaşamı getireceğim '' deyişinin yankılanmasıdır sanki.
Yaşam bir kavramla tanımlanır. Oysa o ele avuca sığmaz bir akışkanlığa sahiptir. Bir hareket, bir tutku, bir sevme, bir duygudur. Her yönüyle mükemmeliyet ister. Yaşam mücadelenin kendisidir.
Bir ressam aynı zamanda doğa aşığıdır. Doğa onun ilham kaynağıdır. Doğadan mahrum bırakılırsa, aşığın maşuka ulaşmasının binbir yönteminin olduğu gibi, doğa aşığı da doğaya bir şekilde kanat çırpar ve ona ulaşır, onunla yaşar.
 Namet Eripek, doğa aşığı bir ressamdır. Resimlerinde duygu ve sevda vardır. Eripek, kendi cennetini resimlerinden yaratıyor. Namet Eripek, bir özgürlük savaşçısı olarak gençliğinin bir kısmını, Kürdistan dağlarında özgürlüğe kucak açan vadilerin, ormanların  arasında geçirmiş gazidir. Bir gözünü çatışmada kaybederek, dağlarda bırakıp yakalanmış. 18 yıldır içeride sürdürdüğü hayatındaki doğa aşkını, tutkusunu tuvaller üzerine yaptığı resimler üzerinde görmek, okumak mümkündür.
Eripek kendisini, cezaevlerinin kısıtlı ortamında bayağı geliştirmiştir. Eripek resimle uğraşırken Hans Holbein, Albrecht Dürer, Tiziano Paolo ve Ronese olma düşüncesi içerisinde olmamış hiç bir zaman. Ama resim yapma istemi onda hep sevinç yaratmış.
Eripek, tıpkı o dağları şarıl şarıl akan suları, derin vadileri yaşam alanı olan o doğayı resimlerinde gösteriyor. Zaten sanatın görevi de doğayı anlatmak ve eşyanın canlı varlıkların anlamını, ruhunu, görünüşünü resimle kavratması değil midir?Eripek, özel olarak bir resim eğitimi yada akademik bir eğitim almış değil. Birçok sanatçı sanatın bazı ilkelerini bilmeden de içlerinden gelen bir yetenekle işi başarmışlardır. O, Raffaello gibi olmasa da doğayı çırılçıplak asıl ruhuyla göstermek yansıtmak için çabalamaktadır.
Eripek'in sanatında utangaçlığı vardır, bu durum belki de sanatına duyduğu aşktandır. Kimse aşkını paylaşmaz. Eripek, yaptığı resimlerini dağıtmada tutucu davranmakta. Kimseye ''resim vermem'' demez ama, pek cömert davrandığını da söylemek mümkün değil. Belki de yaptığı o vadilere, dağlara, yaşam alanlarına o güzelliklere hala bir özgürlük savaşçısının gözüyle bakıyor. Alanı, mevziyi kaybetme kaygısı taşıyor hala içinde. Hala bu duyguyu taşıyor. Resmi birisine kaptırdım kaygısı, alan kaybı kaybetme duygusu yaşıyor adeta.
Eripek'in resimlerinde olan yaşamın görünüşünün varolmasıdır. Resimlerinden renk var, duygu var, çizgi var üçü de resmin ana ögeleridir. Eripek, bir çok ressamın sahip olduğu imkanlardan yoksundur. Onun tek sermayesi onun hayal gücü ve taşlı dikenli binlerce yolda yürüyüş yapmışlığı. Hem acılarla dolu hem de tatlı çileler. Anılarıyla zengin bir külliyatı var, bunları tuvaline yansıtıyor.
Onun sorunu imkan olarak ve zaman sorunudur. Sonunda resim yapma zamanının bir ressam için oldukça az olmasıdır. Eripek'in resimleri 'Cehennemde cennet yaratma, ateşten gül yapmadır.'


NEVZAT ÇAPKIN /
2.Nolu T tipi Cezaevi Aliağa Şakırsu İzmir