Ortadoğu toplumları duygusaldırlar. Dolayısıyla tepkiseldirler. Dardırlar. Erkenden birilerinin gazına gelebiliyorlar. Dini motiflere bağlılıkları derindir. Kendi kültürel değerlerine bağlılıkları da ileri düzeydedir. Ve tabii son yüz yıllarda kapitalizmin ulus devlet modeliyle bulaştırdığı milliyetçilikte az etkili değildir. Bunun yanı sıra Ortadoğu insanı analitik zekasını kullanma yerine, ağırlıklı duygusal zeka diye tabir ettiğimiz, duygu yüklü zekayla hareket ederler.
Yine unutmayalım ki: “Duygusallık duyguların çarpıtılmasına doğrultusunu yitirmesine denk düşer.” Yine ifade ettiğimiz gibi “duygusal kişiliğin bir diğer boyutu tepkiciliktir.” Ve tabi aynı zamanda “duygusal kişilik, kaçış kişiliğidir.” Duygusallık bu iken; “Duygusal zeka gücü senin yanlışlara karşı gösterdiğin anlık reflekstir tepkidir.” Başka bir deyişle “duygusal zeka yaşatan zekadır.”
Ancak Ortadoğu kişiliği duygusal zekasını ağırlıklı olarak yaşadığı büyük sıkışmışlıklar, ezilmişlikler, horlamalar, itilmeler, dıştalanmalar, bastırılmaları sonucu duygusal ve tepkisel temelde kullanır. Halbuki “Analitik akıl hesap kitap işidir, matematik dilidir. İnce elersin sık dokursun, bu hesapları yaparsın sonra dersin ya olur ya da olmaz.” Ama “Duygusallıkta bu analitik akla teslim olmaktır. Duygusallık çözüm üretmeyen, tersine çözümsüzlüğün mukadder olduğunu söyleyen analitik akla teslim olmak” olduğu için sağlıklı düşünme yetisi azdır.
Şimdi işte böyle toplumları ve böyle toplumlar içerisinde yaşayan bireyleri tahrik etmek kolaydır, kışkırtmak kolaydır, provoke etmek kolaydır. Bir bu yanı. Ancak diğer ikinci yanı ise bu toplumda yaşayıp da toplumun psikolojisini tanıyarak toplumu yönlendiren kişiliklerde benzer karakterde oldukları için, aslında yaşamları sürekli bir kışkırtma ve tahrik etme durumudur. Böyleleri özü itibariyle tamamen hastalıklıdırlar. Toplumun kendisi genel manada hastalıklı olsa da, bu tür bireylerin hastalıkları kat be kat fazladır.
Örneğin, kişilik kavramını psikoloji dalı: “Kişilik kavramından, bir insanı başkalarından ayıran duyuş, tutum, davranış örüntülerini içeren tüm ruhsal özellikler anlaşılır. Çok çeşitli toplumsal ve kişisel ortamlarda sergilenen, bireyin kendisini ve çevresini algılaması, ilişki kurma biçimi ve düşünceleri ile ilgili süre giden bir örüntüdür” der.
Bu durumda o zaman sürekli insanları kışkırtan, toplumu geren, tahrik makinesi gibi çalışan, tahrip eden bir kişiliğe daha doğrusu kendi kendini kışkırtan bir kişiliğe ne diyeceğiz, nasıl tanımlayacağız, nasıl ele alacağız ve böyle birisine nasıl yaklaşacağız?
Böyle birisini: Gerili, bu gerili durumda adeta haz duyan, rahat olamayan, bırakalım rahat olmayı adeta rahat olmamak için envai türden yol yönteme başvuran, sürekli kavga arayan, egosunu tatmin etmek için bile olsa sürtüşme yaratmak için her türlü fırsatı kollayan, birileriyle çatışmak için neredeyse takla atan, ama her halükarda bir yolunu bulup kendisini gündemde tutan kişi demek herhalde en doğru yaklaşım olacaktır.
Böyle olan bir kişinin hasta olduğu, ruh bozukluğu yaşadığı kesin değil midir? Böyle kişilikler gerçekten dönüştürülebilir mi, değiştirilebilir mi, bu durumları aştırtılabilir mi? Öyle görülüyor ki bu çok zordur.
Türkiye siyasetinde bu kendi kendini kışkırtan kişiliği en ileri düzeyde R. T. Erdoğan temsil ediyor. Öyle ki günün yirmi dört saatinde tahrip gücü yüksek bir serseri mayın gibi ortalarda herkese saldırıyor. Erdoğan’ın sadece bir gün için bile olsa birilerine çatmadığını, hakaret yağdırmadığını, küfür etmediğini, seviyesizce saldırmadığını gören varsa bir adım öne gelsin. Ama bulamazsınız. Çocukları ziyaret ederken bile bir yolunu bulup egosunu tatmin etmek için bayağılığın ve kabalığın ilerisindeki bir davranış ve tutumla saldırmanın bir yolunu yordamını bulur ve söyleyeceklerini mutlaka yapar ve saldırır.
Yukarıda dile getirdiklerimiz kesinlikle bir ruh bozukluğuna, kişilik bozukluğuna işaret ettiği açık değil midir? Eğer öyle ise nedir bu kişilik bozukluğu diye sorulabilir.
Psikolojide kişilik bozukluğu’nun tanımı: “Her insan çevresiyle sürekli etkileşim halindedir ve çevresine uyum sağlamaya çalışır. Kendi yararına olan, ama çevresine de ters düşmeyen çözümler geliştirir. Kendi dürtüleriyle çevre istemlerini bağdaştırmaya çalışır. Bu amaca genellikle egonun düzenleyici, uzlaştırıcı ve bütünleyici işlevleri ile ulaşır.
Kişilik bozukluklarında uyumsuzluk ego ile çevre arasındadır. Kişilik bozukluğu kendini insanlar arası ilişkilerde gösterir. Kısaca kişilik bozukluğu, kişinin kültürüne göre beklenenden önemli ölçüde sapmalar gösteren, süre giden bir iç yaşantı ve davranış örüntüsüdür, yaygındır ve esnekliği yoktur, ergenlik veya genç erişkinlik yıllarında başlar, zamanla kalıcı olur, sıkıntı ve işlevsellikte bozulmaya yol açar.” Bu tip bir kişiliği psikolojik bilimi: Antisosyal kişilik bozukluğu olarak tanımladığını da ekleyelim.
Yukarıda ruh bilimcilerin söylediklerinin tümü Erdoğan’a uyuyor mu, uymuyor mu? Öyle görülüyor ki birebir uyuyor. Erdoğan kişiliğinde bu kişilik bozukluğu o kadar ileri gitmiş ki iktidarın kırıntısını bile sonuna kadar kullanarak insanlara yapmak istediği her şeyi yapmaktadır. Öyle ki hesapsızdır. Frensizdir. Pervasızdır. Hiçbir kural tanımaz. Tek kuralı vardır o da egosunun tatminidir. Bastırandır. Ezendir. Hakaret edendir. Tek sestir. Tek karar mercii yeridir.
Başbakanlığın bir yürütme mercii olarak böyle yürütülmesini kimse doğru bulmasa bile, nede olsa bir gerekçesi vardır: Seçilmiştir ve konuşma hakkı vardır demiştir. Ama şimdi bir cumhurbaşkanı olarak daha fazla büyük hakaretlerle insanlara yöneldikçe yönelmesi söylediğimizin derin kişilik hastalığıyla bire bir bağlantılıdır.
Bilinir toplumda şımarık büyütülmüş çocuklar vardır. Böyle çocuklar herkese her şeyi yapma hakkını kendilerinde görürler. Hatta önleri alındığında ortalığı nasıl toz duman ettikleri de bilinir. İşte bu kişilik bozukluğu olan Erdoğan’da tıpa tıp aynıdır. Şımartılmış, hadsiz, ölçüsüz bir kişilik tiplemesi olarak sonuna kadar kendi kendini kışkırtmaya sevdalı, ama böyle olduğu için de en büyük kışkırtmayı toplumlara karşı yapmaktadır.
Örneğin en son Antep’te yaptığı konuşmayla Türkiye ve Kürdistan'da bir infiale yol açmıştır. İnsanların kellerini kesen bir faşizan yapıyla uzun yıllar bir halkın özgürlüğü için hiçbir bedel vermekten çekinmeyen Kürt Özgürlük Hareketi’ni bir kefeye koyarak milyonlarca insana hakaret ettiği gibi kışkırtmıştır. Bunlar yetmemiş yanı başımızda katledilen Kobanê için: Kobanê kim siz kim dercesine, Kürtlerin Kobanê ile hiçbir ilişkilerini olmadığını, olamayacağını söyleyerek tamamen tahrip gücü yüksek bir serseri mayın rolünü oynamıştır.
Belki ruh hastası kişilikler vardır. Hatta kendi kendini kışkırtan kişiliklerde vardır. Ama unutmayalım ki böyle bir tip ya da tipler bir siyasal örgütün başına geçmişlerse, yine bir devletin en tepesinde, siyasal kararların alındığı en kilit merciinde yerlerini alıyorlar ise o zaman tanrı; o ülkenin, o devletin ve o halkın yardımcısı olsun diyelim. Ya da o ülke, o halk bir an evvel sokaklara dökülerek böyle ruh hastası bir kişilikte kendisini kurtarmanın yolunu aramalıdır.